E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

SAVAŞLAR

Hazırlayan
Hakkı KÜÇÜKBAŞ

"Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bîr askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, İtaatinle, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeyi kendime en aziz bir borç bilirim."

M.Kemal ATATÜRK


OSMANLI-RUS HARBİ (1877-1878)

Osmanlı-Rus Harbi, 1877-1878 yıllarında Osmanlı imparatorluğu ile Rusya ve Osmanlı hakimiyetinde bulunan Romanya, Sırbistan ve Karadağ Prenslikleri arasında yapılan harptir. Rumi 1293 yılına rastlaması sebebiyle de halk arasında 93 Harbi olarak bilinmektedir.

Rusya, Türkleri Avrupadan atmak, İstanbul ve Boğazları ele geçirerek sıcak denizlere inebilmek için, Slavların ve Balkanlardaki diğer Hiristiyanların hamiliğine soyunup Osmanlı devletinin iç işlerine karışmaya başlaması harbin çıkmasına en büyük etkendir.

Rusya, çıkacak olan isyanlara karışmamaları konusunda Avusturya ve Almanya ile anlaşarak Osmanlı devletini yalnız bırakmıştır (7 NiSAN 1875).

Rusya sürekli olarak Sırbistan ve Karadağdaki çetelere destek vererek buralarda isyan çıkmasına sebep oluyordu. Bu arada Bulgaristan Prensliğinde çıkan isyanlar bastırıldı (9 HAZiRAN 1876). Nihayet Rusların para, silah ve gönüllü askeriyle beslenen Sırplar 30 Haziran'da, Karadağlılar 2 Temmuz'da Osmanlı devletine karşı savaş açtılar.

Şark meselesinde insiyatifi Ruslara bırakmak istemeyen başta İngiltere olmak üzere diğer Avrupalı devletlerin müdahaleleriyle gerçekleştirilen İstanbul ve Londra Konferanslarından da bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine Rusya, Avusturya ile 15 Ocak'la, Romanya ile de 16 Nisan'da anlaşarak 24 Nisan 1877'de resmen Osmanlı Devletine harp ilan etti.

Osmanlı Devleti bu savaşta batıda Balkan, doğuda Kafkas olmak üzere iki ayrı cephede mücadele etti.

BALKAN CEPHESi

Osmanlı Devleti Balkan cephesinde dünyanın en büyük ikinci donanmasına sahipti. Ayrıca Tuna nehrinde de filosu vardı. Harple birlikte tümen ve kolordu düzenlenmeye başlandı. Önemli yerlerde kaleler yapıldı. Bosna, Karadağ, Sırbistan ve Işkodradaki kuvvetler dışında 206.000 kişilik Tuna cephesi komutanlığına Müşir Abdulkerim Nadir Paşa atandı. Cephe kuvvetleri üç orduya ayrıldı. Bunlar; Müşir Eyüp Paşa komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Müşir Osman Paşa komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve Süleyman Paşa komutasındaki Balkan ordusudur.

Müşir Abduikerim Paşa yaşlı, durgun ve eski göreneğe bağlı bir kimse idi. Orta Tuna'dan geçeceklerini tahmin ettiği Ruslara karşı elindeki kuvvetlerle ancak savunma yapabileceğini ve bu sebeple güneye ilerlemelerinden sorumlu olamayacağını Haziran başında saraya bildirdi. Bu düşencelerde saray tarafından onaylandı. Karadeniz ile Karpat Dağları arasında Kalas-Focşani çizgisinde bulunan Seret nehri kıyısında Rusların karşılanması gerekirken Tuna nehri gerisinde savunmaya geçildi. Stratejik öneme sahip olan Seret nehri üzerindeki Barbuşi köprüsü yıktırılmadı.

Grandük Nikolay Nikolaeviç komutasındaki 269.000 kişilik Rus ordusu her açıdan Osmanlı ordusundan üstündü. Harpten önce bağımsızlığı tanınmayan Romanya da Rusların yanında yeralmıştı.

Rus ordusu süvarisi ile ilerleyerek Barbuşi köprüsünü ele geçirdi. Tuna nehri boyunca ilerleyerek buralara mayın döşedi. Böylece Türk filosuna da hareket imkanı vermedi. Aşağı Tuna'yı Maçin'den Dobruca'ya geçen Rus Zirnmerman kolordusu, karşısındaki Türk kuvvetlerini tespit etmekle yetinerek taarruz etmedi. Ruslar Batı Tuna Türk ordusuna karşı yan koruyarak, Doğu Tuna ordusuna taarruz edecek yerde kanatlarını her iki orduya karşı koruyarak Balkan Dağlarını aşmağa karar verdi, istanbul'da bir harp meclisi kuruldu. Bu kurulca 7 Temmuz'da verilen emirle Batı Tuna ordusu stratejik önemdeki Plevne'yi tutmağa ve Doğu Tuna ordusuna da taarruz etmeğe memur etti. Hersek'te bulunan Müşir Süleyman Paşa da kolordu tutarındaki kuvvetiyle Adriya denizinden donanma ile Dedeağaç'a oradan da Balkan Dağlarına yöneltti. Cephe komutanı Doğu Tuna ordusunu büyük bir bölgede tutmakla ve taarruzda da bir fayda görmemekteydi.

4 Temmuz'da iki tümenle verilen emir gereğince bu taarruzu yaptı, ilk mukavemet karşısında durdu. Viyana Türk büyükelçisinin istanbul'a bu ordunun tehlikede olduğunu bildirmesi üzerine bir emirle ordu geri çekildi.

Rusların General Gurko emrindeki merkez kolun öncüsü Balkan Dağlarını aşıp istanbul'a yürümek üzere Tırnova'dan Şıpka geçidine yaptığı taarruzda başarılı olamadı. Bulgarlardan Hainköy geçidinin serbest olduğunu öğrenerek buradan Balkan Dağlarını aştı. Şıpka geçidini arkadan zorladı.18 Temmuz'da başarısızlığa uğrayan Gurko Eski ve Yeni Zağra üzerinden savaşmaya giderken daha dört günlük ikmali olan Hulusi Paşa geri çekildi. Dedeağaç'a vapurla inen Müşir Süleyman Paşa kuvvetleri Karapınar'da toplandı.Balkan ordusu komutanı Rauf Paşanın elindeki kuvvetlerle taarruz edilerek General Gurko kuvvetleri Eski Zağra'da yenilgiye uğratıldı (31 Temmuz 1877).

General Krodner emrindeki sağ kanat 35.000 kişilik kuvvetle Hasan Paşa tarafından tutulan Niğbolu kalesine saldırdı, ikinci gün kale komutanı Hasan Paşa daha fazla zayiat vermemek için 10.000 kişilik kuvvetiyle teslim oldu. Müşir Osman Paşa 10 Temmuz 1877'de istanbul'dan aldığı emirle, 13 Temmuz 1877 tarihinde 15.000 kişilik kuvvetiyle Vidin'den Plevne'ye hareket etti. Bu tarihte Müşir Osman Paşa Plevne'ye düşmandan daha uzakta idi. 190 km'lik mesafeyi yedi günde katederek General Krodner'den önce Plevne'ye vardı. 19 Temmuz 1877 aynı gün öğleye doğru Ruslarda Plevne'ye geldiler. 20 Temmuz 1877 tarihinden itibaren başlayan Rus Taarruzlarını Müşir Osman Paşa beş ay süreyle kahramanca savunarak Ruslara bir adım dahi attırmamıştı. Beş ayın sonunda lojistik destek alamayan Müşir Osman Paşa kalan erzaklarını en iyi şekilde değerlendirerek Rus kuvvetlerini yararak ordusunu Plevne'den çıkarmayı planlıyordu. 10 Aralık 1877 günü yarma planı tatbik edildi. Ancak bu harekatta lojistik destekten mahrum Müşir Osrnan Paşa ilk hattı yardıysada gerideki destek ve ihtiyat hatlarını yaramadı. Plevne'de yaşayan 200 hanelik Türk ailesininde kendileri ile birlikte yarma harekatında bulunması hareket alanlarını hem daraltmış hem de zorlaştırmıştır. Bu harekatta yaralanan Müşir Osman Paşa daha fazla zayiat vermemek için teslim oldu. Ruslar bu teslim bayrağına rağmen yarım saate yakın top ve tüfek ateşlerine devam ettiler. Rus ve Romen askerleri Türk askerlerinin yiyecek ve giyeceklerini yağma ettiler. Hatta Müşir Osman Paşanın özel eşyalarına varıncaya kadar yağmaladılar. Milletlerarası savaş hukukuna göre esir asker ve subaylara yapılması yasak olan her türlü vahşeti Türk ordusuna ve onun şanlı komutanına yaptılar.

17 Temmuz'da Müşir Abdulkerim Paşa yargılanmak üzere istanbul'a çağrıldı. Yerine Müşir Mehmet Ali Paşa atandı. Büyük fırsatlar kaçırıldığından Ruslar Balkan geçitlerine dayanmışlardı. Plevne'nin düşmesi Rusları cesaretlendirerek kış olmasına rağmen Balkan Dağlarına doğru ilerlemesine sebep oldu.General Gurko 3 Ocak 1878 'de Sofya'yı aldı. 17 Ocak'ta Filibe, 20 Ocak'ta da Edirne Rusların eline geçti.

KAFKAS CEPHESİ

Ayrı bir harekat bölgesi olarak bırakılan Batum'dakilerle Erzurum valisi Müşir Kürt ismail Paşa emrinde bırakılan Van-Doğubeyazit yöresi kuvvetleri dışında altı tümen (57.560 kişi, 90 top) düzenli ve yardımcı askerle Müşir Ahrnet Muhtar Paşa bu cephede görevlendirildi, iyi bir emir ve komuta düzenine bağlanmamış olan Türk kuvvetleri bütün cephede 90.000 kadardı. Rus Kafkas cephesi komutanı General Melikov'un 8 tümeni (245.590 kişi) bulunuyordu.

Kafkas cephesi komutanı Gazi Müşir Ahmet Paşa büyük bir güdüm örneği olan bir sıra manevrayı uyguladı, ilk Rus güney grubu üzerine yönelerek bu kuvveti Eşek İlyas'da yendi (25 Haziran 1877). Hemen ardından Rus orta kolu Zivin'de yenilgiye uğradı. Arkasından Kars kalesi Ruslardan kurtarıldı. Rusların Ardahan ve Oltu'ya ilerleyen kuvvetleri de yenilgiye uğrayarak Gümrü'ye kadar çekildiler. Ruslar ordularını yeniden düzenleyip, lojistik destek sağladıktan sonra tekrar ilerlediler. Buna rağmen Gedikler Meydan savaşında mağlup aldular (24-25 Ağustos 1677).

Lojistik destek sağlanamaması, yetişmiş komutan olmaması, kışın yaklaşması ve gönüllü yardımcı Türk birliklerinin yurtlarına dönmeleri ordunun gücünü zayıflaması sebebiyle düşman takip edilemiyordu. Rus Kafkas cephesi komutanlığına yeni atanan Mihail Nikoloviç'ın emrine yeni birlikler katıldı. 74.000 kişiyle Kars'a doğru ilerlediler. Gazi Muhlar Ahmet Paşa komutasındaki 34.000 kişilik ordusuyla Ruslar Küçük Yahniler savaşında yenilgiye uğratılarak durduruldu. Yeterli lojistik desteğin sağlanamaması üzerine Müşir Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kars'a, buradan da General Hayman kuvvetlerinin takibi sonucu Zivin'e çekildi. Erzurum'un doğusunda Deveboynu savaşı 30.000 kişilik bir kuvvetle kendinden dört kat daha fazla olan düşman kuvvetlerine karşı kazanıldı. Buradan Erzurum kalesine çekildi. Harbin sonuna kadar da çeşitli cephelerde savaşlar verildi. Bunlar harbin sonucunu pek etkilemedi.

Sonuç: Avusturya'nın Ruslara karşı hazırlanmaları, ingiliz filosunun Beşike limanına gelmesi üzerine Edirne mütarekesi imzalandı (31 Ocak 1878). Savaş dokuz ay yedi gün sürmüştü. Rus orduları Çatalca yönünde iken 13 Şubat'ta ingiliz filosu Çanakkale boğazını geçerek istanbul'a geldi. Ruslar bunun üzerine Ayastefanos Antlaşmasını imzaladı (3 Mart 1878). Antlaşmanın şartlarının ağırlığı yüzünden ingiltere ve Avusturya'nın kabul etmemeleri ve Romanya'nın hoşnutsuzluğu sebebiyle 13 Temmuz 1878 'de Berlin Antlaşması imzalandı.

Türk ordusu Plevne savunmasında büyük kahramanlıklar göstermiş, Kafkas cephesinde başarılar elde etmişti.Fakat Tuna cephesinde yüksek askeri yönetimin zayıflığı, komutanların geçimsizliği ve lojistik işlerin bozukluğu, Türklerin harbi kaybetmelerine neden oldu. Bu harbin kaybıyla Osmanlı Devleti en ağır barış antlaşmasını imzaladı. Ayrıca Doğu Anadolu'da Rusların genişleme isteğinde bulunabilecekleri düşüncesiyle ingiltere'nin üs kurmak üzere Kıbrıs'a girmesine razı olundu.

OSMANLI - YUNAN SAVAŞI (1897)

Yunan ayaklanması sırasında (1829) Yunan nüfusunun çoğunlukta olduğu Girit adası da ayaklanmış, fakat Yunanistan'ın bağımsızlığı tanındığı halde Girit, Osmanlı imparatorluğuma bağlı kalmıştı. Bundan böyle XIX. yüzyıl boyunca Girit'te ayaklanmalar ve Yunanistan'la birleşmek yolundaki çabalar eksik olmayacaktı.

Yunan halkı, Girit'in işgali için hükümetin kuvvet kullanmasını istemekte idi. Avrupa devletleri böyle bir hareketin, Osmanlılarla Yunanlılar arasında bir harbe sebep olacağını görmüşler ve müdahale etmeye karar vermişlerdi. Bu nedenle büyük devletler, Bab-ı Ali'ye Girit'e yeni muhtariyet hakları verilmesini teklif ederlerken Yunanlıların da adayı zaptetmelerine engel olabilmek için harp gemileri gönderdiler (3 Şubat 1897),

Buna rağmen Yunanlılar Girit'i işgal etmek üzere kuvvet gönderdiler. Yunanlılar Albay Vassos komutasında karaya çıkarma yaptılar ve adayı Yunanistan'a ilhak ettiklerini ilan ettiler. Bunu kabul etmeyen Avrupa devletlerinin adaya çıkarma yapmaları üzerine Yunan Hükümeti dikkatleri Balkanlar üzerine çekmek istedi ve Etniki Eterya'mn teşkil etmiş olduğu Milis kuvvetleri 9 Nisan'dan itibaren Teselya hududunda ve Makedonya'deki Osmanlılara karşı saldırmaya başladılar. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti 17 Nisan 1897'de Yunanistan'a harp ilan etti.

Yunanistan Avrupa devletlerinin nasihatlerini hiçe sayarak barışı bozmuştu. II. Abdulhamit harp taraftarı değildi. Fakat Yunanlıların Girit, Makedonya ve Epir üzerine saldırmalarına karşı çıkmadığı takdirde hem islam hem de Avrupa devletleri nezdinde, zaten sarsılmış olan prestijini büsbütün kaybedecekti. Diğer taraftan Bulgaristan ve Sırbistan, Yunanistan'ın Makedonya üzerindeki ihtiraslarını kendi menfaatleri için tehlikeli sayıyorlar ve tarafsız kalmayı uygun görüyorlardı. Avusturya, kendi nüfuz bölgesi olarak kabul ettiği bu sahalarda Yunanlıların yayılmasını istemiyordu. Almanya'ya gelince, Osmanlı Devleti ile siyasi ve iktisadi ilişkilerini geliştirmek istediğinden Osmanlı topraklarının bütünlüğünden yanaydı. Rusya ise Almanya ve Avusturya ile bozuşmayı göze alamadığı için Yunanlılara yardım edemiyordu.

Harp, Teselya, Epir ve denizlerde yapıldı. Teselya ve Epir'de Müşir Ethem Paşa komutasında bulunan Osmanlı kuvvetleri 192 tabur ve 350 toptan ibaretti. Osmanlı ordusu General Baron von der Goltz maiyetinde bulunan Alman subayları tarafından yeniden teşkilatlandırılmıştı. Yaklaşık 40.000 kişilik bir kuvvetten oluşan Yunan ordusu ise kralın kardeşi Konstantin komutasında bulunuyordu.

Müşir Ethem Paşa'nın komutasındaki birlikler harp ilanından bir gün sonra (18 Nisan) Milona Muharebesini kazandılar. Yunanlıların mukavemetine rağmen 25 Nisan'da Yenişehir, 26 Nisan'da Tırhala zaptedilmiş ve Yunan kuvvetleri Varda'ya çekilmek zorunda kalmıştı. Yunan Başkumandanlığı, büyük kuvvetlerini Dömeke mevkiinde toplamıştı. Bu nedenle harbin kaderi burada yapılacak muharebenin neticesine bağlı idi. 14 Mayıs'ta Epir Ordusu Kumandanlığına getirilen Ethem Paşa kumandasındaki Türk birlikleri, Yunanlıların çetin mukavemetlerine rağmen, 17 Mayıs'ta Dömeke'yi zabtetti. Böylece Atina yolu açılmış oluyordu. Yunanlıların yenilgisi Atina'da büyük bir heyecan yarattığından, başkentin Osmanlı ordusuna karşı direnmesi beklenemezdi. Bu sırada Rus Çarı, II. Abdulhamit'e gönderdiği mesajda harekatın durdurulmasını rica etti. Avrupa devletlerinin de Bab-ı Ali'ye müdahaleleri neticesinde 20 Mayıs 1897'de mütareke imzalandı.

Avrupa devletleri barış şartlarının görüşülmesi için bir konferans toplanmasını istediler. Bu amaçla toplanan istanbul Konferansında Teselya hududunda stratejik bazı mevkiilerin Türklere bırakılması şartıyla harpten önceki statüko esasları kcrundu. Kesin barış antlaşması ise 13 Kasım'da imzalandı. Bununla birlikte Yunanistan, Osmanlı Hükümeti'ne 100.000.000 Frank harp tazminatı ödemeyi yüklendi. Bu antlaşma Yunanitan'a karşı bir barış sağlayamadı. Bununla birlikte Osmanlı Devleti'nin ve ordusunun prestijini artırdığı gibi II. Abdulhamit'in şahsî itibarını ve kuvvetini de çoğaltmıştı. Bundan başka Osmanlı ordusunun Alman askerî heyeti tarafından yeniden teşkilatlandırılmış olması Alman nüfuzunun Osmanlı imparatorluğunda yayılmasına ve kökleşmesine yardım etmişti.

Bu savaş Osmanlı Imparatorluğu'nun tek başına giriştiği ve zaferle bitirdiği son savaş olmuştur. Buna rağmen bir kere Osmanlı imparatorluğumdan ayrılmış bulunan, Hıristiyanların çoğunlukta olduğu bir bölgenin Osmanlı'ya ilhakını kabul etmeyen büyük devletler yüzünden Berlin antlaşması gereğince ve savaşsız olarak kaybedilen Teselya tekrar elde edilememiştir.

Berlin muahedesi gereğince Teselya ile Narda kazaları Yunanlılara bırakılmıştı.Yunanlılar hiç bir vakit kendi alın terleri ile kendi kuvvetlerine güvenerek topraklarını genişletebilmiş değillerdir. Daima arslanın artıklarıyla

geçinmişlerdir. Türk-Rus muharebesinden yani 93 harbinden sonra Ayastefanos ve Berlin muahedeleriyle Osmanlı ülkesi adeta taksime uğramıştı. Bu harpte hiç bir rolü olmadığı halde Yunanlılar Teselya ve Mardayı ele geçirince hiç bir fedakarlık yapmadan Osmanlı topraklarından yeni parçalar koparmak için teşebbüse geçmekte gecikmediler. Yunanlıların bu defa göz koydukları topraklar Epir-Yanya bölgesiyle, Girit adasıydı.Bu yerleri elde etmek için Yunan Palikaryalarınca tutulacak yol basitti.Çeteleri vasıtasıyla Türk ve müslürnan halkı katledecekler, rnüslüman kanı dökecekler, Türk hükümeti asayişi iade için kuvvet kullandığı vakit: "Türkler hristiyanları kesiyor" diye koparacakları yaygaralarla Avrupa devletlerinin müdahalesini ternin edeceklerdi.

Girit'te ihtilaf çıkarmak için sebep bulmak kolaydı.Ada Rumları Atina'daki Girit komitesiyle devamlı olarak münasebet halinde idi.Adada hergün yeni bir asayiş meselesi çıkarılıyordu.Atina'daki Girit komitesi Girit'teki Rum çetelerine mütamadiyen silah ve cephane gönderiyordu. Yunanistan, Ada meclisinin toplanması için ingiltere, Fransa, Avusturya, italya ve nihayet Rusya devletlerinin müdahalesini istedi Fakat bu devletlerden hiçbirisi Yunanistan'ın bu yersiz taleplerine yüz vermedi.Nihayet Sultan II Abdulhamit 28 Mayıs'da meclisin toplanmasına karar verdi.Fakat tam bu sırada Hanya'da müslümanlarla rumlar arasında kanlı çarpışmalar oldu.Bab-i Ali adaya 16 tabur asker sevketti.Yabancı devletler müdahaleye başladı.istanbul'da toplanan elçiler kargaşalıkları bastırmak hususunda Osmanlı Devletinin haklı olduğunu tasdik ettiler.Sultan II. Abdulhamit Girit'te umumi af ilan etti.Girit'e bir hristiyan vali göndererek meclisin toplanmasına müsaade etti.

Rum Palikaryalarının caniyane saldırışları yüzünden adanın müslüman halkı kalelere sığınmaya başladı.lşte bu sırada Miralay Vasso kumandasındaki bir kaç bin kişilik Yunan kuvveti 15 Şubat 1897'de adayı işgal etmeye kalktı. Bu katil Rumlar adadaki müslüman halkı buldukları yerde katletmeye başladılar.

Sultan II. Abdulhamit Girit meselesini, Avrupa devletlerinin aleyhimize harekete geçmemeleri için, müzakere yoluyla halletme yoluna gitti.ingiltere, Fransa, Avusturya, italya ve Rusya adadaki vahşeti durdurmak için adaya asker çıkardılar.Sürekli Yunanistan'dan maddi ve manevi kuvvet ve teşvik alan ada Rumları katliamlarına devam ettiler.16 Şubat 1897'de Miralay Vasso adayı Yunan kralı namına zaptettiğini açıklayınca Avrupa devletleri Yunanistan'a şiddetli ve sert bir nota verdiler. Adanın kesinlikle Yunanistan'a ilhak olmayacağını, aksine Osmanlı hakimiyetinde kalarak muhtariyetle idare edileceğini bildirdiler.Avrupa devletleri Girit'i ablukaya alarak dışardan yardım almasını önlemeye çalıştılar.Hatta II.Abdulhamit'e Girit'teki müslüman halkın Anadolu'ya naklini teklif ettilerse de bu hareketin adayı tamamen terk manasına geleceğinden redetti.

Yunan çeteleri Girit'te Avrupa müdahalesini temin edemeyince Rumeli'deki Türk hududu üzerinde 1897 Mart ayından itibaren tecavüzlere ve cinayetlere başladılar .Avrupa devletleri Osmanlı ve Yunanistan'a birer nota vererek, savaş çıktığı an mesuliyetin önce taaruz eden tarafa ait olacağını bildirdiler.Osmanh Devleti Yunan hududuna tecavüz etmek niyetinde değildi.Fakat buna karşılık Alasonya ordusu kumandanı Ethem Paşaya her ihtimale karşı ani bir Yunan saldırısına karşı hazırlıklı olması emri verildi. Yunan çeteleri hükümetten aldıkları destekle Türk hududundaki tecavüzlerine devam ettiler. Bu tecavüzler geri püskürtüldü. Avrupa devletleri Yunan hükümetini uyarmak zorunda kaldılar. Bu tecavüzler sadece çeteler tarafından değil içinde Yunanlı subaylarında bulunduğu gruplar tarafından da artarak devam etti.Bu durum karşısında Avrupa devletleri Yunanlıların tecavüzleri devam ederse Osmanlı Devletinin harp ilanında haklı olduğunu tasdik edeceklerini bildirdiler.Bu sıralarda Yunan askerleri tekrar Türk hududunu tecavüz ederek köylere saldırdılar.Bunun üzerine Osmanlı Devleti 17 Nisan 1897 tarihinde harp ilan ettiğini Avrupa devletlerine bildirdi.Anadolu'daki Yunan tebası ve tüccarları 15 gün içinde Anadolu'yu terke mecbur edildi.

Harp başladığı vakit iki tarafın Kara ve deniz kuvvetleri ile cephedeki durumları şöyle idi.

Osmanlı ordusu başkumandanlığına Alasonya Ordu kumandanı Müşir Ethem Paşa tayin edildi.Daha önce Türk-Yunan harbi ihtimaline karşı tedbirler alınmıştı.Bu muharebede Osmanlı Devleti ve Yunanlılar, Tesalya ve Epir olmak üzere iki mıntıkada toplandılar. Osmanlı Devletinin Tesalya ordusu 7 piyade ve bir süvari fırkasıyla, müstakil bir piyade livasından ve topçudan ibaretti.7 nci fırka hariç olmak üzere bütün Tesalya ordusu 58.578 piyade, 1560 süvari, 156 top ve 3.759 topçu neferine sahipti.Osmanlı Epir kolordusunun kuvveti de 27.730 nefer, 20 toptan oluşmaktaydı.Yunan ordusunun Epir kolordusunda 22.438 nefer, 240 süvari, 38 top bulunmaktaydı.Bütün Yunan ordusunun mevcudu 80,000 kişiden ibaretti.

iki tarafın deniz kuvvetlerine gelince; Osmanlı deniz kuvvetleri, Mesudiye, Hamidiye, Osmaniye, Aziziye ve Orhaniye zırhlı firkateynleri Necnvi Şevket, Hılzurrahman, Mansure zırhlı korvetleri Mekke, Medine, Hudeyde kruvazörleriyile 9 torpidodan oluşmaktaydı.

Yunan deniz kuvvetleri 3 zırhlı, 1 korvet, ikisi büyük yirmi kadar torpido-bot ile bir mayın dökücü ve bir de torpil taşıyıcıdan ibaretti.

Harbin ilanından evvel Yunanlılar taarruzlara başlamıştı.Bu müddet içinde Osmanlı kuvvetleri ancak müdafaa harbi yapmış ve karşı taarruza geçmemişlerdi

17 Nisan'da toplarla mücehhez Yunan kuvvetleri, Çamtepe yakınlarındaki bir Türk mevziini tahrip ettikten sonra aynı gün öğleden sonra da Milona geçidinin iki tarafından Kırçova ve Menekşe tepelerine taarruz ederek birçok hudut karakollarımızı işgal ettiler.

18 Nisan'da harbin ilanıyla birlikte 3 ncü ve 4 ncü Türk tümenleri Milona geçidine karşı taarruza geçti.Beş Türk bataryası Yunan mevziilerini müthiş bir top ateşine tuttu.Bu taarruz sonunda Milona geçidindeki bütün tepeler Türklerin eline geçti.Bu şiddetli Türk taarruzları ile harbin ilanından önce ufak tefek başarılarla şımaran Yunanlılar, neye uğradıklarını şaşırdılar.Bu başarılarla Türk ordusunu yendiklerini zanneden Yunanlılar derin bir uykudan uyandılar.Türk ileri kolları büyük bir heyecanla Milona'ya doğru ilerlemekteydi.Yunanlılarda ise ikmal güçlükleri ve yorgunluktan dolayı bir gevşeme başgösterdi.20 Nisan'da Türk ordusu Milona'ya doğru hücuma başladı.Yunan Komutanı Prens Konstantin son bir gayretle mevzilerini müdafaaya çalıştıysa da mecburen güneye doğru çekilmeye başladı.23 Nisanda taarruz eden Türk birlikleri Reveni boğazına kadar ilerlediler.  Yunanlılar bu sefer Yenişehir yolu üzerinde çekilmeğe başladılar. Biraz sonra da Türk birlikleri Arkerepolo'ya ve Deliler mevkiine yerleştiler.

Yunan ordusu için felaketli günler başlamıştı. Yalnız çete harbine alışmış olan ve silahsız , müdafasız kadın ve erkeklere saldırıp vahşice katletmekten başka işe yaramayan Yunan askerleri, muntazam bir harbin devamlı mahrumiyetlerine dayanamıyordu.

Prens kostantin Yenişehir'i boşaltarak Çatalca'ya kadar çekildi. Bu suretle Yenişehir-Tırnova yolu Türklerin eline geçti. Böylece Türk taarruzu tam bir başarı ile sona erdi. Tırnova 24 Nisanda zapt edildi. 25 Nisanda da Yenişehir halkı silah almaksızın Türklerin eline geçti. Yenişehir'de onbinlerce silah ve mühimmat ele geçirildi. Bu ilk Türk taarruzu ile hudut muharebeleri sona ermiş asıl süratli ileri taarruzlar başlamış oluyordu.

Prens Kostantin bütün gücünü müdalaya tahsis etmişti. Taarruz ve tecavüz hayalleri suya düşmüştü. Yunan ordusu Çatalca'da müdafaaya karar vermiş ve bütün gücünü buraya toplamaya başlamıştı.5 Mayıs'ta Türk ordusu yeniden taarruza başlamıştı.Yunanlılar bütün güçleriyle bu taarruza karşı koydularsa da bir gün ve bir gece süren şiddetli çarpışmalar sonunda Yunanlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Çatalca müstahkem mevkii de Türklerin eline geçti. Yunan ordusunun en mühim ve hayati ikmal limanı Golos idi. Velestin tepeleri ele geçirilince bu mühim limanda 8 Mayıs'ta teslim oldu.

Yunanistan ordusunun son müdafa noktası ve ümidi Dömeke'de kalmıştı. Çekilen bütün kuvvetler burada toplanmaya başladı.Golos'un tesliminden 4 gün sonrada Tırhala zapt edildi.

Nihayet Türk ordusu Dömeke müstahkem mevkilerine karşı taarruza geçti. Veliaht Prens Kostantin 35000 kişilik bir kuvvetle pek fazla tahkim edilmiş olan Dömeke'de tutunabileceğini zannediyordu. 17 Mayıs'ta taarruza başlayan Türk kuvvetleri 48 000 kişi idi . ilk gün önemli mevkiler ele geçirildi. Müdafa fikrinden vaz geçen Prens Kostantin geceleyin birliklerini geri çekti.Tahliye edilen Dömeke'de ertesi gün Türk birlikleri tarafından işgal edildi.

Yunanistan'ın son müdafaa hattı da böylece çökmüş oldu.19 Mayıs'ta Forga boğazı zapt edildi. Türk ordusu meşhur Termopil önüne gelmişti. Atina yolu açılmıştı. Yunanlılar takip ediliyordu, işte bu sırada Lamya belediye reisi beyaz bayraklar çekmiş olduğu halde Osmanlı ordusuna gelerek mütareke haberini getirdi.Türk başkumandanı tarafından ateşkes emri verildi.

Türk ileri harekatı devam ettiği sırada Atina'da müthiş bir korku ve panik başlamıştı. Bütün Yunanlılar Türk ordusuna karşı koyamıyacaklarını anlamışlar yalnız başlarına kalırlarsa Atina da dahil bütün Yunanistan'ın Türkler tarafından zapt olunacağına inanmışlardı.

Avrupa devletleri Bab-ı Ali'ye müracaatla mütareke ricasında bulundular. Bab-ı Ali on milyon altın tazminat ile Tesalya ve Epir'in iade edilmesi, mütareke ve musalahanın aynı zamanda yapılması suretiyle kabul etti. Yunanistan bu defa da Rus çarına başvurdu.Çar II.Nıkola Sultan II. Abdulhamit'e telgrafla padişahın insani hislerine ve sulhseverliğine inandığından bahsederek kazanılan zaferin daha fazla kan dökülmesine mani olacak şekilde bir mütareke ile neticelendirilmesini rica etti.

Sultan II. Abdulhamit 19 Mayıs 1897 Çarşamba günü harekata son verilmesi için başkumandana tebligat yaptı.Ertesi günü de Türk ordusunun işgal ettiği yerler elimizde kalmak şartıyla mütareke imzalandı.

OSMANLI - YUNAN ANLAŞMASI (4 ARALIK 1897)

Bu sulh muahedesi dünyanın en garip bir muahedesidir.Hiristiyan Avrupanın müslüman Türklere karşı hala ortaçağ zamanının haçlı taassubu ile hareket ettiğinin açık bir delilidir.Bu konferansa Hariciye Nazırı Tevfik Paşa başkanlık etti.Konferans 3 Haziran 1897'de ilk toplantısını yaptı.Müzakereler çok münakaşalı ve çetin oldu.18 Eylül 1897'ye kadar devam etti.Avrupa devletleri mütecaviz Yunanlılara karşı kazandığı ve kılıcının hakkı olan galibiyeti Osmanlı devletine tanımak istemiyorlar gibi idi.Sanki Türkler galip gelmemiş ve zavallı olanlar da Yunanlılardı.

12 Mayıs'ta devletlerin Bab-ı Aliye yaptıkları mütareke müracaatına Bab-ı Ali tarafından verilen cevapta; barışın yapılabilmesi için Tesalya'nın Osmanlı Devletine iadesini, on milyon Osmanlı altını tazminat Ödenmesini, mütareke ile musalahanın aynı zamanda yapılmasını ve Osmanlı memleketlerinde oturan Yunan tebasının diğer yabancı tebanın imtiyazlarından istifade edememesini şart olarak ileri sürdü. Galip Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin stratejik mülahazaları yüzünden Yunanistanın arazi terkinin mevzu bahis olamayacağı, belki küçük bir hudut tashihi yapılabileceği, şayet Yunanistanın bir harp tazminatı ödemesi icap ederse gücünün yeteceği ölçüde ödemesi, Yunan tebasınm imtiyazlarının ise bazı sebepler yüzünden baki kalması şartlarını kabul etti.

Bu sulh esasları galip bir devletin kabul edeceği esaslar değildi.Yunanistan hiçbir şey kaybetmediği gibi galip gelen Osmanlı Devleti ise hiçbir şey elde edemiyordu.19.asrın sonunda hiristiyan Avrupanın hala ehl-i salib ruhundan hiçbir şey kaybetmediğine bundan daha güzel örnek olamaz.Daha acı olan taraf ise galip olan Osmanlı Devletinin hiçbir şey elde etmesine müsaade edilmezken, Girit meselesini de Yunanistan lehine hallederek ayrıca mükafatlandırmışlardır.

TRABLUSGARP SAVAŞI(1911)

trab4.JPG

Jön Türklerin Türk milliyetçiliğine geçiş dönemi henüz başladığı sırada, italyanların Trablusgarp'ta ve 1911 sonlarında Bingazi'de Osmanlı imparatorluğu'na karşı başlattıkları saldırılar hız kazandı. Akdeniz kıyısında bulunan Afrika topraklarının çoğu ingiliz ve Fransızlar tarafından paylaşılmış, geride sadece Trablusgarp kalmıştı. Burada da garnizon zayıf, hükümet yetersiz ve ekonomi kötüydü.

İtalyanların 1911'de Trablusgarp'a karşı harekata geçmelerinin en önemli sebebi Fas olayıdır, italya 1900'de Fransa ile yaptığı anlaşmaya göre; Fransa Fas'ta yeni menfeatler elde ederse italya da Trablusgarp'da harekete geçecekti. Böylece Trablusgarp italya'ya vaat edilmiş oluyordu. Fas konusunda Fransız ve Almanlar arasındaki anlaşma 4 Kasım 1911'de imzalandı. Buna göre; Almanya Fas üzerinde Fransız himayesini tanıdı, Fransa Kongo'da Almanya'ya bazı toprakları verdi. Böylece 24 Nisan 1911'de Fransız ordusu Fas'a girdi. İtalya hükümeti 1909'da boğazların Rus gemilerine açılmasını desteklemesi ile Rus onayı da alınmış oluyordu.

trab3.JPGtrab2.JPG

İtalya hükümeti bir süredir Trablusgarp ve Bingazi'deki italyan uyruklulara kötü davranılmasından şikayet ediyordu. Osmanlılar bir savaştan kaçınabilmek için gayret göstermiş olsa da savaş kararı alan italya 29 Eylül 1911'de savaş ilan etti. Bir gün sonra Trablusgarp denizden ablukaya alındı, ingiltere tarafsızlığını ilan etti, 4 Ekim 1911'de Trablusgarp bombardımana tutuldu, bir italyan birliği Tobruk'a çıktı. Balkanlardaki durum nedeni ile bölgede istanbul hükümeti çok az birlik bulundurabildi. Bu birliğin başına her ikiside ittihat ve Terakki üyesi olan üstün yetenekli iki subay getirildi. Enver Bey Bingazi, Mustafa Kemal Bey de Trablusgarp ve Demre komutanlıklarına getirildi.

İtalyanlar savaştan önce Trablusgarp ve Bingazi'ye adamlarını göndererek yerli halkı Türklere karşı kışkırtmaya çalışmışlarsa da bunun tam tersi olmuştur. Arapların çok az bir kısmı hariç büyük bir çoğunluğu italyanlara karşı Türklerin yanında yer alarak vatanlarını canla başla savunmuşlardır. Bunda şüphesiz buradaki gönüllü Türk subaylarının büyük etkisi olmuştur. Mustafa Kemal Sünusileri ve yerli Arapları teşkilatlandırmak gibi çok önemli bir görevi yüklenmiş bulunuyordu. Onun teşkilatçılıktaki başarısı Sünusilerin ve diğer yerli Arap kabilelerinin savaşın sonuna kadar Türklerin yanında yer almalarını sağlamıştır.trab1.JPG

İtalyanlar savaşın başından Ekim sonlarına kadar Trablusgarp ve Bingazi kıyılarında önemli noktaları ele geçirmiş olsalar da Trablusgarp içlerinde Osmanlı direnişini kıramamışlardır. Üçlü anlaşma devletleri italya'yı anlaşmaya razı etmeye çalışsa da Rodos ve Oniki Adayı elinde tutmaya ve Bab-ı Ali isteklerini kabul etmediği takdirde Arnavutları ve Karadağlıları yeni saldırılar için kışkırtmaya kararlı olduğunu bildirdi. 15 Ekim 1912'de Lozan yakınlarında Ouchı'de yapılan antlaşmayla Avusturya'nın Bosna-Hersek'de egemenliğini sağlayan formül kabul edildi. Ouchı antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi tam bir italyan sömürgesi haline geldi. Buna karşılık italya Rodos ve Oniki Adayı tahliye edecekti. Fakat çekilmediklerini iddia ederek Rodos ve Oniki Adayı iade etmedi. Bu arada Balkan savaşının çıkması ile buraların Yunanista'nın işgaline uğramaması için savaş bitene kadar italya elinde kalmasına karar verildi, italya bunu fırsat bilerek savaş bittikten sonra da Oniki Adayı Türkiye'ye iade etmedi.

Osmanlı kamuoyunu aldatmak için Trablusgarp'a güya padişah temsilcisi olarak bir naib-i sultan atanması kabul ediliyordu. Fakat naib-i sultanın hiçbir yetkisi yoktu ve seçilmeden önce de italya'nın onayından geçmesi gerekiyordu, italya Osmanlıların kapıtülasıonlarından kurtulması için yapacağı teşebbüslerde ona yardımcı olacağını vaat ediyordu. Ama bunun için diğer Avrupa devletlerinin de yardımcı olmasını şart koşuyordu, italya diğer Avrupa devletlerinin kapitülasyonlardan vazgeçmeyeceğini bildiği için bu vaat de gerçekleşmedi. Sözde Osmanlı Devleti'ne tanınan haklar bir müddet sonra ortadan kalktı ve Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp ile bütün ilişiği kesildi.

Trablusgarp savaşının diğer bir önemli sonuca da bir yıldan beri hazırlıkları yapılmakta olan Balkan ittifaklarını hızlandırnıasıydı. Trablusgarp savaşının Avrupa'da meydana getirdiği kuvvetler dengesindeki gelişmeler Rusya'nın önayak olmasıyla Balkan ittifaklarının uygulama alanına konmasına sebep oldu.

BİRİNCİ BALKAN SAVAŞI (1912)

Karadağ 8 Ekim 1912'de kuzey Arnavutluk ve Yenipazar sancağına girerek savaşı başlattı. Bunun ardından müttefikleri de Bab-ı Ali'ye benzer ültimatomlar göndererek geri kalan Avrupa vilayetlerinin özerkliklerini istediler, sınırları etnik çizgilere göre yeniden çizdiler, Hiristiyan valiler, vilayet meclisleri, parasız öğrenim, yerli milis ve jandarma, Hiristiyan denetiminde yeni reformlar ve tüm Osmanlı ordusunun hemen terhisini istediler. Osmanlıların bu koşulları kabul etmeleri beklenmediğinden bundan sonraki birkaç gün içerisinde her yandan savaş ilanları gelmeye başladı. Yunanistan Girit'i resmen ilhak ettiğini bildirdi.

Ege Adalarından bir kısmını ele geçirmenin yanısıra Anadolu'dan Rumeli'ye asker gönderilmesini de engellediğinden savaş Osmanlılar için felaket oldu. Bulgarlar derhal Makedonya'yı işgal etmek istiyorlarsa da istanbul'dan başlatılan Osmanlı saldırısı üzerine kuvvetlerden büyük bir kısmını cepheye göndermek zorunda kaldıklarından Yunanlılar ve Sırplar, Bulgarlar gelmeden Makedonya'yı istila edip paylaştılar. Bulgarlar doğu Trakya'ya girdi, Osmanlı savunma hattını Kırklareli'nde yarıp(22-24 Ekim) Edirne'yi kuşattı.

İttihatçı subaylarla siyasal düşmanları politika alanında olduğu gibi strateji konusunda da anlaşmazlığa düşünce, Osmanlı ordusu çekilerek Lüleburgaz'da yeni bir savunma hattı kurdu. Bulgarlar bu hattı da yarıp (22 Ekim-2 Kasım) istanbul'dan önceki son savunma hattı olan Çatalca'ya doğru yürüdü. Bir aylık bir savaş sonunda Trakya'nın tümü elden çıkmış, Bulgarlar Edirne ve istanbul'u kuşatmıştı.

Batı'da Sırplar, Kosova da (23 Ekim) içinde olmak üzere kuzey Makedonya'nın büyük bir bölümünü ele geçirdikten sonra Karadağ ile birleşip Priştıne ve Yenipazar'ı alıp Osmanlı kuvvetlerini Komanova'da püskürttüler (23-24 Ekim) . Bundan sonra kuzey Arnavutluk'u işgal edip Işkodra'yı kuşattılar.

Güney cephesinde. Yunanlılar Makedonya'ya ve batıya yürüdüler, Preveze'yi (3 Kasım) ve Bulgarlardan atik davranıp en büyük ödül olan Selanik'i (8 Kasım) aldılar. Diğer bir Yunan ordusu Epir'i alıp Yanya'yı kuşattı, güney Arnavutluk'un büyük bir bölümünü ele geçirdi. Böylece Osmanlılar iki ay içerisinde, kuşatılmış dört kent dışında, Avrupa'daki tüm topraklarını kaybetmişlerdi.

Yenilgiler, yiyecek kıtlığı ve hükümetin memur ve öğretmenlerin aylıklarını ödeyememesi İstanbul'da şiddetli gösterilere neden oldu. Gösteriler imparatorluğun her yerine yayıldı, savaşın etkilemediği hiçbir aile kalmamıştı. Avrupa vilayetlerinde toprakları olanlar kendilerini bir anda yoksulluğun içerisinde bulmuştu, imparatorluğu canlandırmak ve modernleştirmek için yurtsever subay ve memurlardan oluşan ittihat ve Terakki şimdi ortak çıkar için herkesin işbirliği yapacağı partiler üstü bir kabine önerdi. Ancak Ahmet Muhtar Paşa ile hükümetini eleştiren Hürriyet ve itilaf partisi ve Halaskar subaylar grubu ittihatçıların iktidarı paylaşmalarına karşı çıktılar. Muhtar Paşa kabinesi istifa edince muhalefet sadrazamlığa Kamil Paşa'nın getirilmesini sağladı. Gerekçe olarak dış müdahale sağlamak için Kamil Paşa'nın ingilizlerle olan ilişkisinin yararlı olacağı ileri sürülmüştü. Asıl amaç; ittihat ve Terakki'yı hükümetten uzak tutmaktı. Kamil Paşa'nın ilk hareketi istanbul'u Bulgarlardan korumak için yabancı devletlerden donanmalarını istanbul'a getirmelerini istemek oldu(6 Kasım). Yunanistan'ın Selanık'e saldırması üzerine Abdulhamit istanbul'a getirildi, ittihatçılar geçici olarak dağıtıldıktan ve Bulgarlar Çatalca önlerinde durdurulduktan sonra, hükümet geri kalan partilerin barış önerisini onaylamasını sağlayabildi (3 Aralık).

Barış görüşmeleri Londra'da ingiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey'in aracılığıyla 16 Aralık'ta başladı. Balkan devletleri Osmanlıların Avrupa'daki tüm topraklarından ve Ege adalarından çekilmesini istiyorlardı. Çatalca'da Bulgarları durdurmalarıma ve bu arada çok sayıda askeri silah altına almakla cesaretlenen Osmanlılar, bu öneriyi reddettiler. Ancak Edirne'nin Avrupa devletlerinin güvencesinde özerk olmasını ve Arnavutluk dışındaki toprakları da vermeye hazır olduklarını bildirdiler. Ege adaları ierkedilmeyecek, ancak Bab-ı Ali Girit konusunda Avrupa devletlerinin kararını kabul edecekti.Makedonya Osmanlı hanedanının bir üyesinin yönetiminde özerk olacaktı. Balkan devletleri buna razı olmayınca konferans dağılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Grey, Avrupa devletlerini yeni bir uzlaşma önermeye razı etti. Buna göre Osmanlı imparatorluğu Doğu Trakya'da Karadeniz'de Midye ile Meriç nehrinin Ege'ye döküldüğü Enez arasında kalan çizginin doğusundaki topraklara sahip olacaktı. Böylece Edirne Bulgarlarda kalacak, Avrupa devletleri Ege adaları konusunda son kararlan verecekti.bal1.JPG

Osmanlı imparatorluğu Edirne'nin kendisinde kalması şartıyla anlaşmayı kabul etti.Vilayet halkı çoğunlukla Müslüman olduğu için burasıyla Çanakkale arasındaki bölge, boğazı doğrudan doğruya bir Bulgar saldırısından koruyacak tarafsız ve bağımsız tampon bir prenslik olarak korunacaktı. 23 Ocak 1913'de ünlü Bab-ı Ali baskını yapıldı.Enver Bey toplantı halinde olan kabineyi silahlı bir birlikle basarak Kamil Paşa'yı silah zoruyla istifaya zorladı. Cemal Bey istanbul 1 nci Ordu Komutanlığına getirilince herkesin işbirliğini istedi ve yasaları çiğnemedikçe siyasal grupların toplantılarına devam edebileceklerini bildirdi. Siyasal eğilimi olmayan Mahmut Şevket Paşa Doğu Trakya'yı kurtarmak için gerekeni yapmak göreviyle sadrazamlığa getirildi. Yeni kabineye yalnızca üç ittihatçı alındı, Harbiye Bakanlığını sadrazam üstlendi.

Yeni hükümet çok güç koşullar altında göreve başladı. Anadolu'dan toplanan vergi gelirleri Rumeli'de kaybedilenlerin yerini dolduramayacak durumdaydı. Ordu dağılmış, halk umutsuzluk içerisindeydi. Kamil Paşa'nm sadrazamlıktan alınması Londra'daki konferans delegelerini Bab-ı Ali'nin barışı bozabileceği kuşkusuna düşürmüştü.Mahmut şevket Paşa'nm görevi Edirne ile Doğu Trakya'yı elden çıkarmamak ve orduya çekidüzen vererek halkı yatıştırana kadar Londra konferanstnı sürdürmekti Avrupa devletlerine ödün vererek Edirne'nin Meric'in sağ kıyısında kalan bölgelerini vermeyi, sol kıyıdaki Müslüman halkın çoğunlukta oluşu bölgeyi Osmanlıların elinde tutmayı önerdi.Avrupa devletleri Ege adalarının geleceğini saptayacaktı, ancak Anadolu'nun savunması için gerekli olan adalar Osmanlılarda kalacaktı. Bunlara karşılık Avrupa devletleri imparatorluğun gümrük vergilerini saptamasını kabul edecekler, imparatorluktaki yabancılara Osmanlılara uygulanan vergiler uygulanacak ve bir süre sonra diğer kapitülasyon maddeleri de yürürlükten kaldırılacaktı (30 Ocak 1912). Bulgarlar toprak önerilerini kabul etmeyince Londra konferansı dağıldı.

Ateşkes 3 şubatta sona erince Edirne'nin bombardımanı yeniden başladı. Bulgarlar Çatalca'ya doğru genel bir saldırıya geçtiler, iki hafta süren saldırılar sonucunda (18-30 Mart) Bulgarlar püskürtüldü. 6 Martta Yanya Yunanlıların eline geçti. 22 Nisanda Işkodra'nın düşmesiyle Osmanlıların Avrupa'da istanbul dışında toprakları kalmadı. Mahmut şevket Paşa yabancı devletlerin tüm barış koşullarını kabul ettiğini bildirmişti (31 Mart 1913). 16 Nisanda ateşkes yapıldı, 30 Mayısta görüşmelere devam edildi, on gün sonra da Londra Anlaşması imzalandı. Midye-Enez hattı yeni Osmanlı sınırı oluyor, Trakya ve Edirne düşman elinde kalıyordu. Hükümet Girit'teki bütün haklarından vazgeçiyor, Ege adaları ile Arnavutluk sınırının saptanmasını da yabancı devletlere bırakıyordu.

bal3.JPGbal4.JPGbal5.JPGbal6.JPG

İKİNCİ BALKAN SAVAŞI

Müttefikler arasında ganimetin paylaşımı tartışması kısa sürede askeri dengeyi bozduğu için Balkan devletleriyle savaş henüz sona ermemişti. Balkan devletleri arasında savaş Öncesi yapılan düzenlemeler Arnavutluk sorunu ile altüst oldu. Savaş devam edip de Osmanlıların yenilgisi kesinleşince Arnavutlar Mahmut Şevket Paşa'nm önerdiği özerklik yerine tam bağımsızlığı elde edebileceklerini düşünmeye başladılar. 28 Kasım 1912'de Avlonya'da toplanan Müslüman ve Hristiyanlardan oluşan Millet Meclisi Arnavutluk'un tam bağımsızlığını ilan etti. 12 Aralık 1912'de daha Osmanlı temsilcileri konferans masasına oturmadan, Londra'da toplanan Avrupa devletlerinin elçileri, Arnavutluk'un bağımsızlığını kabul etti. Sırbistan ile Karadağ'a baskı yaparak Osmanlılardan aldıkları topraklardan çekilmelerini istedi Londra Anlaşması imzalanıp da işgalciler çekilince Arnavutluk bağımsızlığına kavuştu. Ancak italya ile Avusturya'nın yeni devlete egemen olmak için çekişmeleri sonunda, başa zayıf bir Alman Prensi olan Wiedli Wilhelm'in getirilmesi ülkeyi Birinci Dünya Savaşının öncesinde bölünmüş olarak bıraktı.

Arnavutluk'u elinden kaçıran Sırbistan daha önce Makedonya'nın Bulgaristan'a bırakılmış topraklarına, özellikle Ohri ve Veleş'e göz dikti. Yunanlılar da Bulgarları Selanik'ten mümkün olduğu kadar uzak tutmak için Sırpları desteklediler, vilayetin doğu kesimlerini Bulgarlara bırakarak Makedonya'da Vardar ırmağının batısında ortak bir sınıra razı geldiler. Rusya aracılık etmek isteyerek ilgili devletlerin temsilcilerini St.Petersburg'a çağırdı. Bulgarlar çağrıyı kabul etmedi; anlaşma onların aleyhine olunca ortaya ancak Osmanlıların işine yarayacak yeni bir çatışma çıktı.bal2.JPG

Bulgarlar 29-30 Haziran gecesi Makedonya'daki müttefikleri Sırbistan ve Yunanistan'a saldırdılar. Romanya ve Karadağ da Sırbistan ve Yunanistan'a katılınca dört yandan sarılmış ve azınlıkta kalmış olan Bulgarlar gerilemek zorunda kaldı. Osmanlı ordusu 21 Temmuz'da Doğu Trakya'yı yeniden işgal etti ve hiçbir direnme ile karşılaşmadan Edirne'ye girdi. Osmanlıların saldırısı üzerine Bulgarlar 10 Ağustos'da Bükreş Anlaşmasını imzaladı. Yunanistan Selanik'ın kuzeyinde ve Kavala'nın doğusunda kalan Makedonya topraklarını, Epir'in tümünü ve bu arada Arnavutların hak talep ettikleri Yanya'yı alıyordu. Sırbistan Makedonya'nın kuzeyi ile eski Sırbistan'ı alarak topraklarını iki katına çıkarıyor, yanlız Yenipazar'ı Karadağ ile bölüşüyordu. Bulgaristan Doğu Makedonya'nın küçük bir bölümünü aldıysa da, sonunda Aleksandrapulos (Dedeağac)'ı alarak 80 millik bir kıyı şeridiyle açık denişe açılmış oluyordu.

Böylece kesinleşen sınırlar 29 Eylül 1913'te Bulgaristan, 14 Ekim 1913'te Sırbistan ve 14 Mart 1913'te Yunanistan'la yapılan anlaşmalarla onaylandı. Böylece Makedonya sorunu sona ermiş, Arnavutluk istediği tüm topraklan alamamış olmakla birlikte bağımsızdı. Bulgaristan topraklarını %30 oranında genişletmiş, Ege'ye çıkmıştı. Sırbistan toprakları % 82, nüfusu da % 50'den fazla artmıştı. Yunanistan ve Karadağ da önemli kazançlar elde etmişlerdi, zarar gören sadece Osmanlılardı, imparatorluk Avrupa'daki topraklarının % 83'ünü kaybetmiş bulunuyordu.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI  CEPHELERİ

dun1.JPGdun2.JPG

Birinci Dünya Harbi süresince Türk kuvvetleri yedi ayrı cephede savaşmak zorunda kalmıştı. Bu cepheler:

  1. Kafkas Cephesi
  2. Iran-lrak Cephesi
  3. Mısır-Filislin ve Suriye Cephesi
  4. Galıçya Cephesi
  5. Romanya Cephesi
  6. Makedonya Cephesi
  7. Çanakkale Cephesi.

Bunlardan ilk üçü Alman ve Osmanlı genelkurmaylarının değişik açılardan büyük umutlarla açılmasını uygun gördükleri cephelerdi.

Avrupa'daki üç cepheye ise (Galiçya- Romanya- Makedonya) müttefikimiz olan devletlere yardım etmek, onlarla birlikte savaşmak için kuvvet gönderilmişti.

Çanakkale cephesi ise Osmanlıların ve ittifak devletlerinin kararları dışında, itilat devletlerinin saldırısı karşısında açılmıştı.

GALİÇYA CEPHESİ

dung4.JPG

Galiçya cephesi müttefiklerimiz olan Almanya ve Avusturya-Macaristan devletleri tarafından Ruslara karşı açılmış bir cephedir. Galiçya cephesindeki Alman Güney Ordusu Orgeneral von Bothmer'in komutasına verilmiştir. Ağustos 1914'te Çar orduları bu cephede başlattıkları saldırıları hızla geliştirerek kısa sürede Galiçya'yı işgal etmişler ve Karpatlar'a kadar dayanmışlardı. General Mackenzen komutasındaki Alman birlikleri ile desteklenen Avusturya-Macaristan kuvvetleri bir parça Rus kuvvetlerini durdurmayı başarmışlarsa da Rusların cephedeki kuvvet üstünlükleri devam etmekteydi. Bu nedenle de Galiçya cephesinin bir Türk kolordusu ile güçlendirilmesi uygun görülmüş ve Alman Güney Ordusu'na bağlı olarak 15 nci Kolordu bünyesinde 19 ncu ve 20 nci Tümenler Galiçya cephesinde görevlendirilmişti.

Alman Güney Ordusu'na bağlı olarak Galiçya'da görevlendirilen 15 nci Kolordu'nun başında Komutan Kurmay Albay Yakup Şevki (Orgeneral Şevki Subaşı) ve Kurmay Başkanı Yarbay Hayri bulunurken 57 nci, 72 nci ve 77 nci Piyade Alaylarından oluşan 19 ncu Tümen'in başında Komutan Piyade Yarbay Mehmet Şefik (Albay Şefik Aker) ve Kurmay Başkanı Binbaşı Lütfü bulunmaktadır. 61, 62 ve 63 ncu Piyade Alaylarından oluşan 20 nci Tümen'in başında ise Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Yasin Hilmi ve Kurmay Başkanı Yüzbaşı ismail Hakkı bulunmaktaydı.dung2.JPG

Çanakkale muharebeleri boyunca iki kez lağvedilen 15 nci Kolordu, 19 ncu ve 20 nci Tümenlerle yeniden kurularak 10 Temmuz 1916'da Keşan-Şarköy bölgesine yerleştirilir, ilk olarak 19 ncu Tümen yola çıkarılır ve 4 Ağustos 1916'da Macaristan'ın Zemlin şehrine ulaşırlar. Daha sonra Lemberg şehrinin doğusunda Orgeneral Bothmer'in emrine girer. 19 ncu Tümen bundan sonra Alman Hotmann Kolordusu'nun emrine girerek 14 Ağustos 1916'da Zlotalipa'nın doğu sırtlarına kadar ilerleyen Rus kuvvetleri ile karşılaşır ve düşmanı durdurmayı başarır.

20 nci Tümen ise 14 Ağustos 1916'da cepheye varmış ve aynı gün Rus taarruzunu geri püskürtürken 15 nci Kolordu 8 Ağustos 1916'da Uzunköprü'den hareket ederek 13 Ağustos'ta Belgrad'a, daha sonra 20 Ağustos'ta da Lemberg üzerinden Podoyski'ye varmıştır.

Bundan sonra sıra birliklerin karargah yerlerinin tespitine gelir ve nihayet 15 nci Kolordu karargahı Podoyski'de, 20 nci Tümen karargahı Şümlani'de, 19 ncu Tümen karargahı ise Miçiçov'da kurulur.dung6.JPG

Kolordunun cephesi Staroentyn'in 750 rn. batısından başlamak üzere kuzeydoğuya doğru uzanmakta, Mierzysczoro'nın 1 km. doğusunda Pototory'nin 600 m. kadar doğusunda son bulmaktadır. Cephenin güneybatısında 20 nci Tümen, kuzeydoğusunda ise 19 ncu Tümen yer almaktaydı.

Dinyester'in kuzeyinde Zlotalipa, Narajouka ve Gnitalipa vadileri civarında sürdürülen harekatın büyük bir kısmı Zlotalipa vadisi ekseninde geçmiştir.

15 nci Kolordu, Alman Güney Ordusu Komutanlığı'ndan aldığı emir gereğince, düşmanın bütün kuvvetleri ile yapması beklenen genel taarruz karşısında 6 Eylül 1916'da Şümlani-Trosyaniç-Kotow-Pototory hatlına çekilir. Bu geri çekilme harekeli esnasında 20 nci Tümen büyük kayıplar verirken 61 nci Alayın 1 nci Taburu zor anlar geçirmiş ve 5 nci Bölük tamamen esir düşmüştür. 19 ncu Tümende ise 77 nci Alayının 2 nci Tabur 2 nci Piyade Bölüğü düşman eline geçmiştir.dung1.JPG

Bunun üzerine ertesi gün (7 Eylül) kolordu karargahı yerinde kalırken 19 ncu Tümen karargahı Hucisko'ya, 20 nci Tümen karargahı ise Lipicagorna'ya taşınmıştır.

Muharebelerin zamanla şiddetini kaybetmeye başlaması, Rusya'daki Bolşevik ihtilalinin cephelere yansıması ve bunun sonucu olarak muharebelerin yer yer durması ve cephede dostluk havasının esmesi dolayısıyla kolordunun Galiçya'dan yurda dönmesi kararlaştırıldı. 19 ncu Tümen Haziran 1917'de, 15 nci Kolordu 15 Temmuz 1917'de, 20 nci Tümen ise 11 Eylül 1917'de yurda dönmüş bulunuyordu.

15 nci Kolordu, Alman Güney Ordusu'na bağlı olarak bir yıldan fazla bir süre Galiçya cephesinde bulunmuş, Ruslara karşı yapılan tüm harekat ve muharebelere katılmış, önemli başarılar elde etmiş ve büyük zayiatlar vermiştir.dung5.JPG

15 nci Kolordu'nun tamamen yurda dönmesinden sonra Galiçya harekatı devam etmiş, Rusya'daki siyasî, askerî, idarî değişim ve sarsıntılara karşı müttefiklerin her alanda sağladıkları üstünlük neticesinde savaş 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brestlitovsk Antlaşması ile sona ermiştir.

ROMANYA CEPHESİ

Romanya, genel olarak Eflak, Bogdan ve Dobruca adıyla anılan 3 bölgeden oluşmaktadır. Romanya, Birinci Dünya Harbinin başında ittifak Devletlerinin (Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Bulgaristan) taarruzlarına uğramamış olmasından dolayı savaşa girmemişti. Daha sonra Dobruca'ya 3 Rus tümeninin getirilmesi, kendisiyle birlikte Rusların da Avusturya'ya taarruz etmeleri şartıyla harbe girmeyi kabul etti. Bunun ardından ittifak Devletlerinin Makedonya'ya taarruza geçmeleriyle birlikte 17 Ağustos 1916'da Avusturya'ya karşı harbe girerek Avusturya sınırında taarruza başladı. Bunu takiben ittifak Devletleri sırasıyla Almanya, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan Romanya'ya harp ilan ettiler. Alman Başkomutanlığı Karargahında Romanya'ya uygulanacak ortak harekat kararlaştırılarak, Dobruca'ya taarruz fikri ortaya atıldı. Bunun için Tutrakan ve Silistre mevkilerinin ele geçirilmesi gerekliydi. Nihayet 6 Eylül 1916'da Tutrakan Kalesi tamamen Bulgarların eline geçti. 19 Eylül'de ise Transilvanya'da savaş başladı. General von Mackenzen'in yönettiği Tuna Ordusu Bulgaristan'da Tuna üzerinden Ziştov'un kuzeyine geçti.

25 nci Tümen ve Dobric Birlikleriyle kuvvetlendirilmiş olan 3 ncu Bulgar Ordusu'nun 24 Eylül 1916 günü Amuzaca'ya harekatından sonra 30 Eylül 1916 gününe kadar Önemli bir hareket olmamıştı. Bu süre içerisinde 25 nci Tümen bölgesinde yapılan muharebeler birer keşif hareketi niteliğindeydi. Romen Dobric Ordusu'nun beklenen taarruzu 1 Ekim 1916 tarihinde başladıysa da Romenler başarı sağlayamadılar. Aralıksız 6 gün süren bu muharebe sonucunda 25 nci Turnen Amuzaca köyü ve civarında büyük zayiatlar vererek Romen Dobric Ordusu'nu durdurmayı başarmıştır.dung3.JPG

3 Aralık 1916'da Romen Ordusu Bükreş yakınlarında bir kez daha yenildi ve 7 Aralık'ta Bükreş alındı. 26 Aralık 1916'da Tuna Ordusu komutanının verdiği emirle 26 nci Tümen Vizırol Muharebesine katılmış ve 5 günlük takip sonucunda büyük zayiatlar vermiştir. 1917 Ocak ayının ilk haftasında Seret nehrine kadar hemen hemen tüm Romanya müttefik kuvvetler tarafından ele geçirilmişti. Kurtulabilen bölümleriyle küçük Romen Ordusu 8 Ocak 1917'de kuzeyde Beserabya'nın güney sınırındaki Rus kuvvetlerine katıldı.

Romanya cephesinde Rus ve Romen kuvvetlerine karşı 1 nci Avusturya, 9 ncu Alman ve 3 ncu Bulgar Orduları ile 6 nci Türk Kolordusu savaş vermiştir. Mackenzen karargahına bağlı olarak cephede görev alan 6 nci Kolordu; 25 nci Tümen (59 ncu, 74 ncu ve 75 nci Alaylar), 15 nci Tümen (38 nci, 45 nci ve 56 nci Alay) ve 9 Kasım 1916'da cepheye nakline başlanan 26 nci Tümen (73 ncu, 76 nci ve 78 nci Piyade Alayları ve 26 nci Topçu Alayı)lerden mürekkepti. 6 nci Kolordu'nun başında Komutan Tuğgeneral Hilmi ve Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay Yahya Hayati bulunmaktaydı. 25 nci Tümenin başında Komutan Albay Şükrü Ali Ve Kurmay Başkanı Yüzbaşı ihsan bulunurken 15 nci Tümen'in başında Komutan Yüzbaşı Hamdı ve Kurmay Başkanı Yüzbaşı Enver görev yapmaktaydı.

6 ncı Kolordu 2 yıla yakın bir süre emrine girdiği büyük birliklerle birlikle Romanya Cephesinde başarılı muharebeler vermiş ve cephedeki Türk birliklerinin Nisan 1917'den Haziran 1918'e kadar yurda dönüşleri tamamlanmıştır.

MAKEDONYA CEPHESİ

Makedonya cephesi; Rusya ile bağlantı kurmak amacıyla itilaf devletlerince açılan Çanakkale muharebesinde Türk kuvvetlerinin tarihteki zaferlerine bir yenisinin katılacağı hissedilince Ruslara yapılması gerekli yardımı başka bir yolla sağlamak, Alman ve Avusturya-Macaristan kuvvetlerinin Ege Denizi kıyılarına inmelerine engel olmak, Türklerle Almanların birleşmelerini engellemek, batı (Fransa), doğu (Rusya) ve italya Cephelerinde Alman ve Avustuıya-Macaristan ordularının baskısını hafifletmek ve Sırp ordusuna yardım etmek için itilaf devletleri tarafından açılmıştır.

Makedonya Cephesinde Alman, Avusturya, Bulgar ve Türk birlikleri ingiliz, Fransız, Sırp ve italyan kuvvetlerine karşı savaşmışlardır.dunm2.JPG

1916 yılı Ağustos ayında Alman Genelkurmay Başkanlığı'na Hindenburg, II nci Başkanlığı'na da Ludendorf atanmış ve Eylül ayının ilk haftasında Almanya'da Türk Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın da katılımıyla, ittifak devletleri başkomutanları seviyesinde, Makedonya Cephesindeki durumu da kapsayan bir görüşme yapıldı. Yapılan görüşmelerde Almanların isteği ile cephede Türk kuvvetlerinin görevlendirilmesi kararlaştırıldı. Alınan karar üzerine 20 nci Türk Kolordusu. 46 ncı ve 50 nci Tümenlerle birlikte, 23 Eylül 1916'dan itibaren cepheye gönderilmeye başlandı.

20 nci Kolordunun Makedonya Cephesindeki muharebe sahası Yeniköy-Takyanos Gölü-Kadriye-Krusevo-Drama-Leftera ile sınırlandırılabilir.

1916 yılı ikinci yarısında ittifak devletleri cephedeki üstünlüklerini itilaf devletlerine kaptırmışlar ve

Manastır civarında yenilgiye uğrayarak Manastır'rn kuzeyine kadar çekilmişlerdi.

31 Ekim 1916'da 169ncu Piyade Alayı ve 1 nci Bulgar Tugayı sorumluluk sahası ile Tevfikbey Çiftliği civarında düşman taarruzu başlamıştı, ingiliz birliklerinin yaptığı bu taarruz başarısız olmuş ve 50 nci Tümen, 19'u şehit, 9O'ı yaralı, 4'ü kayıp olmak üzere toplam 113 zayiat vermiştir.

1917 yılında Makedonya Cephesinin Türk Kolordusu kesiminde önemli bir harekat olmadı. Bu neden

le milli cepheleri takviye etmek amacıyla 50 nci Tümen ve 117 nci Alay hariç Makedonya'deki Türk birliklerinin yurda dönmesi kararlaştırıldı.dunm1.JPG

Aralık 1916'da cepheye gelen ve 15 nci Tümen emrine girerek bir süre Köstence'de kalan Türk Rumeli Müfrezesi (177 nci Piyade Alayı) 28 Haziran 1917'de, 50 nci Tümen ise 25 Temmuz 1917'de yurda dönmüştür. 1917'de Irak ve Filistin cephelerinde duyulan kuvvet ihtiyacıyla 46 nci Tümen Irak cephesine, 50 nci Tümen ise Filistin cephesine alındı.

1918 yılında cephedeki Alman kuvvetlerinin büyük bir kısmının Batı Cephesine kaydırılması itilaf devletlerini zor durumda bırakmıştı.

8 Ocak 1918'de VVİlson ilkeleri yayınlanmış, ittifak devletleri ile Sovyet Rusya arasında 3 Martta Brestlitovsk Antlaşması, Romanya ile 7 Mayıs'ta Bükreş Antlaşması imzalanmıştır. Böylece Doğu Avrupa Cephesi ile Romanya Cephesindeki Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgar kuvvetleri serbest kalmış ve ittifak devletlerinin zafer ümidi yeniden alevlenmişti. Fakat Ağustos 1918'de Amerika'nın savaşa katılmasıyla itilaf devletleri üstünlüğü ele geçirmişlerdi. Bulgaristan'ın 30 Eylül'de silah bırakmasından sonra 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti, 4 Kasım 1918'de Avusturya-Macaristan, 11 Kasım 1918'de Almanya ile Ititlaf devletleri arasında ayrı ayrı mütarekeler imzalanarak Birinci Dünya Savaşı sona erdirilmiştir.

Sonuç olarak Makedonya cephesinde itilaf devletleri tarafından yapılması kararlaştırılan taarruz, ingilizlerin bazı birliklerini Makedonya yerine Batı Cephesine göndermesi, Rusya olayları yüzünden Sırpların morallerinin zayıflaması sonucunda genel bir taarruz şeklinde olmayıp ileri geri hareketten öteye gidememiştir. Gerek Makedonya, gerekse Romanya ve Galiçya cephelerine gönderilen Türk birlikleri, Avrupa cephelerinde savaşan ve müttefikimiz olan devletlere yardımcı olmak amacıyla gönderilmişler ve emrine girdiği büyük birliklerle birlikte bu cephelerde başarılı muharebeler vermişlerdir.

ÇANAKKALE CEPHESİ

ittifak devletleri ile birlikle savaşa giren Osmanlı Devleti'ni saf dışı bırakmak amacıyla itilaf devletleri tarafından düzenlenmiş olan Çanakkale Harekatı I. Dünya Savaşının en önemli askerî faaliyetlerinden birini teşkil etmektedir. Osmanlı Devleti'nin Almanya yanında savaşa katılmasıyla zor durumda kalan ingiltere ve Fransa, Rusya ile doğrudan temasa geçip savaş güçlerini arttırmak, Osmanlı Devleti'nin Süveyş Kanalı ve Hindistan yolu üzerindeki baskısını kaldırmak ve Orta Avrupa'ya sızan Alman-Avusturya ordularını arkadan çevirmek için bu harekatı gerekli görmüşlerdi. Bununla birlikte henüz savaşa katılmamış olan Balkan devletlerini de kendi yanlarına çekmeyi hedefliyorlardı.

Batılılarca "Gelibolu Savaşları" olarak adlandırılan Boğazlar'a yönelik bu harekatın ilk hücumu 3 Kasım 1914'te iki ingiliz harp gemisinin Ertuğrul ve Seddülbahir, iki Fransız gemisinin de Kumkale ve Orhaniye tabyalarını bombalamasıyla başladı. Osmanlı Devletı'ne resmen savaş ilan edilmeden yapılan

bu saldırı hem fiili savaşın ilanı hem de yapılacak hareketin Boğazlar'a yönelik olacağının habercisiydi. Nihayet 5 Kasım 1914'te ingiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'ne harp ilan ettiler. Osmanlı Devleti ise 11 Kasım'da buna cevap verdi, ilk ingiliz filosu Çanakkale Bogazı'nı kolaylıkla geçip istanbul'a varacağını umarak 19 Şubat 1915'te saldırıya geçti, Türk tabyaları bombalandı. Bu saldırıları Mart ayı başlarına dek sürdürdülerse de bir sonuç alamadılar.

17 Mart 1915'te itilaf devletlerinin yaptığı toplantıda görüşülen deniz harekatı planına göre daha önce mayınlardan temizlenmiş olan Boğaz'ın bütün savaş gemileri kullanılarak zorlanması kararlaştırıldı. Fakat Türk tarafı Nusret Mayın Gemisi ile Karanlık Liman Bölgesini mayınlamış, çevredeki tepelere güçlü topçu bataryaları yerleştirmişlerdi. Bu olay Çanakkale Deniz Harekatının kaderini değiştirmiş ve itilaf devletlerinin amaçlarını gerçekleştiremeden bir ay harcamalarına ve birçok savaş gemisi kaybetmelerine sebep olmuştur.dunc2.JPG

18 Mart 1915 bozgunu itilaf devletlerine, kara harekatıyla desteklenmeyen bir deniz harekatının Boğazlar'ı geçmeye yeterli olamayacağını gösterdi. Bunun üzerine General Hamilton yönetiminde Anzak askerlerinden oluşan bir kolordu Arıburnu'na, ingiliz ve Fransız kuvvetlerinin de Seddülbahir'e çıkartılması kararlaştırıldı. Bu amaçla yaklaşık 75.000 kişilik bir ordu Limni Adasında toplanırken Türk Başkumandanlığı da Çanakkale'de ki birliklerini yeni kuvvetlerle takviye ediyordu. 5 ncı Ordu kuruldu ve komutanlığına Mareşal Liman Von Sanders getirildi. Tüm bu yapılanlarla Boğaz'daki Osmanlı savunma hatları daha da güçlendirilmişti, itilaf devletlerinin çıkartması 25 Nisan 1915'te başlamakla birlikte asıl çıkartma  Seddülbahir ve Arıburnu Bölgelerine yapılacaktı.Anzaklardan oluşan birlikler Gelibolu Yarımadasının batısındaki Kabatepe yerine sarp bir kıyı olan Arıburnu Bölgesine çıkmak zorunda kaldılar. 19 ncu Turnen Kumandanı Mustafa Kemal, herhangi bir emir almadığı halde 57 nci Alayı bir cebel topçu bataryası ile güçlendirerek karşı taarruz için Arıburnu'na gönderdi. Ayrıca Eceabat bölgesindeki 27 nci Alayın önemli bir kısmı da çıkartma bölgesine sevkedildi. Alman bu tedbirler 5 nci Ordu

Kumandanlığınca da onaylanarak karşı taarruz başlatıldı. Çıkartma yapan ingiliz ve Fransız kuvvetleri püskürtüldü, ancak bu birlikler gelen takviye kuvvetler yardımıyla Kanlısırt ve Yükseksin hattında tutunabildiler. itilaf donanmasına bağlı kuvvetler aynı günün sabahında donanma ateş desteğiyle

Seddülbahir'e çıkartma yapmaya başladılar. Türk kuvvetleri çıkartma yapan birliklere ağır zayiatlar verdirdi. 27 Nisan'da ingilizlerin yaptığı yeni saldırı Sığındere-Eski Hisarlık hattında durduruldu. Kirte'ye 28 Nisan'da yapılan ingiliz-Fransız ortak taarruzu Türk kuvvetlerinin karşı taarruzları neticesinde sonuçsuz kaldı.

dunc1.JPG

Tüm bu saldırılar yapılırken Türk birlikleri sadece mevzilerini savunmakla yetinmemişler, zaman zaman karşı taarruzlara da geçmişlerdir, ilk taarruz Anafartalar'a çıkartma yapan ingilizlere karşı 27 Nisan'da Arıburnu'ndaki Türk birlikleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Ancak bu taarruz Ingiliz-Fransız savaş gemilerinin yoğun ateşi nedeniyle yavaşlamış, ingilizleri mevzilerinden söküp atmaya yeterli olmamıştır. Türk birlikleri 1 Mayıs 1915'te tekrar Merkeztepe, Sivritepe, Kanlısırt hattındaki ingiliz mevzilerine saldırdıysa da ingiliz donanmasının desteği ile Anzak birlikleri imha edilmekten kurtulmuştur.

Türk birliklerinin en önemli taarruzlarından birisi de 1-2 Mayıs gecesi Seddülbahir'de gerçekleştirildi. Bu taarruzda çok kanlı geçmesine rağmen tam bir başarı sağlamadı. Bu yüzden 3-4 Mayıs gecesi yeni bir taarruza karar verildi. Bundan da bir sonuç alınamadı. Türk komuta heyetinde yeni değişikliklere gidildi. Seddülbahir bölgesi birliklerine Cenup Grubu adı verildi ve kumandanlığına Vehib Paşa, Arıburnu bölgesine de Şimal Grubu adı verilerek kumandanlığına önce Esad Paşa daha sonra da Ali Rıza Bey getirildi.

Türk tarafında bu olaylar cereyan ederken ingiliz birlikleri 6 Mayıs'ta Kirte bölgesine karşı harekata geçtilerse de Türk karşı taarruz ile geri püskürtüldüler, ingiliz birliklerinin taarruzları birkaç gün daha devam ettiyse de yine başarısızlığa uğratıldılar.dunc3.JPG

Bu arada Çanakkale cephesini ziyaret eden Enver Paşa, Arıburnu'nda karşı taarruzla ingilizleri denize dökmek için 13 Mayıs'ta 5 nci Ordu Kumandanlığına emir vermişti. Mareşal Liman Von Sanders 19 Mayıs'ta saldırıyı başlattı. Türk kuvvetleri bazı başarılar elde ettiler. Ancak dar sahil şeridi üzerinde tutunmaya çalışan Anzak kuvvetlerinin yoğun müdafaası yüzünden kesin sonuca ulaşılamadı. Bu saldırıdan sonra her iki cephede de mevzi savaşları günlerce sürdürülmüş 21 Hazıran'da Kerevizdere, 28 Hazıran'da da Sığındere çarpışmaları çok şiddetli olmuştur. Bunun ardından itilaf kuvvetleri kesin sonuca ulaşmak maksadıyla büyük takviye kuvvetler getirerek Türk birliklerinin art bölgesiyle irtibatını kesmek için 6-7 Ağustos gecesi Suvla Limanı ve civarına çıkartma yaparak Anatartalar'a doğru ilerlemeye başladılar. 4 gün süren çarpışmalar sonunda Yarbay Mustafa Kemal kumandasındaki kuvvetler tarafından Conkbayırı'nda durduruldular. Böylece l. Anafartalar Zaferinden sonra itilaf kuvvetlerinin yaptığı bütün taarruzlar sonuçsuz kalmıştı. Ancak itilaf kuvvetleri 21 Ağustosla yeni bir saldırı başlattılar. II. Anafartalar Muharebesi denilen bu harekatta da başarı sağlanamayınca muharebeler günlerce süren mevzi savaşlarına dönüştü. Her iki taraf da mevzilerini korumaya çalıştı. Bu muharebelerde tüm imkansızlıklara ve mühimmat yetersizliğine rağmen Türk askeri Çanakkale'nin geçilmez olduğunu tüm dünyaya ispatlamıştı. Bölgeyi tahliye etmekten başka çare olmadığına karar veren itilaf devletleri 19-20 Aralık 1915 gecesi Anafartalar ve Arıburnu cephesinden, 8-9 Ocak 1916'da da Seddülbahirden çekildiler.

Türklerin büyük zaferi ile sonuçlanan Çanakkale Muharebeleri l. Dünya Savaşının kaderini değiştirip uzamasına sebep olmuş, Boğazlardan yardım ulaştırılamayan Çarlık Rusyası'nın da çöküşünü hazırlamış ve ingiltere'de de hükümet değişikliğine yol açmıştır. Dünya savaş tarihinde çok önemli bir yere sahip olan bu muharebelerde her iki taraf da büyük kayıplar vermişlerdir. Çanakkale Muharebelerinde Türkler 310.000, ingilizler 460.000 (yabancı kaynaklara göre 410.000), Fransızlar 79.000 kişilik kuvvetlerle katılmışlardır. Bu muharebelerde itilaf kuvvetleri. Türk kaynaklarına göre toplam 180.000 (ingilizler 155.000, Fransızlar 25.000), yabancı kaynaklara göre de toplam 252.000 (ingilizler 205.000, Fransızlar 47.000) zayiat vermişlerdir. Türkler ise kara muharebelerinde 57.084, deniz muharebelerinde 179, toplam 57.263'ü şehit, geri kalanı yaralı, esir ve kayıp olmak üzere 211.000 zayiat vermişlerdir.

Türk milleti bu savaşta çok sayıda yetişmiş insanını kaybetmesine rağmen Türk askerinin muharebelerde gösterdiği kahramanlık ve kazandığı muhteşem zafer, millet ve ordu için büyük bir moral kaynağı olmuş, Türk ordusunun prestijini iade etmiştir. Kuşkusuz Çanakkale Zaferinin en önemli noktası ve Türk milletine en büyük armağanı Mustafa Kernal Atatürk ve onun askerî dehasının ortaya çıkmasıdır.

KAFKAS (DOĞU) CEPHESİ

Osmanlıların Merkezi Güçler tarafından Birinci Dünya Savaşı'na katılması kaçınılmazdı.Yeni doğan yurtsever heyecana karşılık kabine ve İttihatçı üyelerin çoğunun yanısıra Türk halkının büyük bir çoğunluğu da imparatorluğun nüfusunu, maliyesini ve silahlı kuvvetlerini önemli derecede azaltan bir dizi savaştan sonra yeni bir savası destekleyecek güçte olmadığını biliyordu.Alman otokrasi ve militarizmi yalnızca Almanya'da bir süre eğitim görmüş Enver Paşa ve diğer subaylara yakın geliyordu.Enver Paşa sahne arkasında Almanya'yla ittifak yollarını aramaktaydı. Diğer yandan, büyük güçler arasında yalnız Almanya Osmanlılarla açık bir ittifaka girmeye hazır görünüyordu. Ancak Almanya ile bir bağlantıya kamuoyunun tepki göstereceği düşünülerek görüşmeler gizli yürütülüyor, durumdan Sadrazam ve Dışişleri Bakanı haberdar edıliyordu.Anlaşma Avrupa'da savaş başladıktan sonra 2 Ağustos 1914 tarihinde imzalandı.dund1.JPG

Enver Paşa ve arkadaşları, Batılı müttefikleri Osmanlılara karşı savaş ilanına zorlamak için yenikışkırtmalar arama peşindeydiler.lki savaş gemisi Almanya ile Enver Paşaya Osmanlıları savaşa sokacak bir fırsat yarattılar.Alman Akdeniz filosundan iki kruvazör, Goben ile Breslau,Kuzey Afrika'da ki Fransız üslerini bombardıman ettiler (3 Ağustos) ve sonra ingiliz filosundan kaçarak Osmanlı sularına girdiler.ingiltere Osmanlıların tarafsız olarak gemileri ve mürettebatını enterne etmeleri ya da sularından çıkarmaları gerektiğini ileri sürünce, gemiler sahte bir satışla Osmanlı Donanmasına alınıp adları Yavuz Sultan Selim ve Midilli'ye çevrildi, filo komutanı Amiral Souchon Osmanlı Karadeniz Filosu komutanı oldu.

dund5.JPG

Enver Paşa ve arkadaşları. Batılı müttefikleri Osmanlılara karşı savaş ilanına zorlamak için yeni kışkırtmalar arama peşindeydiler.11 Ekimde Alman elçisi tarafından savaş ilan edildiği takdirde Osmanlı hükümetine 2 milyar altın kuruş gizli yardım yapılacağı bildirildi.Enver ve Cemal Paşalar diğer kabine üyelerine danışmadan Souchon'a Karadeniz'de Ruslara saldırması için emir verdiler.

Amiral Souchon komutasında 27 Ekim'de Karadeniz'e çıkan Türk donanmasının, 29 Ekim 1914 sabahı Sivastopol, Odessa, Novarosiski ve Kofe deniz üslerine taarruz etmesiyle Rusya ile Osmanlı Devleti arasındaki harp fiilen başlamış bulunuyordu.dund3.JPG

Rus Kafkas Ordusunun 1 Kasım 1914 sabahı Musun,Kötek,Narman ve Kaleboğazı bölgelerinden Türk sınırlarını geçmesiyle Türk harekat alanının ilk cephesinde savaş başladı.Ruslar Narman-Velibaba-Eleşkirt-Dogu Beyazıt çizgisini ele geçirmek amacıyla ilerleyerek, Narman-Ekrek-Horasan-Velibaba hattına kadar varmışlardır.

6-9 Kasım 1914 tarihleri arasında Köprüköy Muharebesi, 15-22 Kasım 1914 tarihleri arasında l nci Azap Muharebeleri yapıldı.Bu savaşlar Türklerin başarılı taarruzlarıyla geçti.3 ncü Ordu gerek Köprüköy gerekse Azap Muharebelerinde yaptığı cephe taarruzlarıyla, güçlükle de olsa Rusları biraz geri atarak yerel bir başarı sağlamış bulunuyordu. Daha harbin ilk aylarında meydana gelen bu durum, ordunun subay ve erleri üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır.dund6.JPG

istanbul'da bulunan Başkomutanlık karargahı, elde edilen başarıyı yeterli görmemekle beraber, yine de 3 ncü Orduyu içtenlikle kutlamış ve Rusları kesin yenilgiye uğratacak büyük kuşatma harekatı planının hazırlıklarına başlamıştır.

Oltu-Sarıkamış doğrultusunda 2.500 m yükseklikteki geçitlerden geniş bir kuşatma, 22 Aralık 1914'te şiddetli soğuklarda eksik giyim ve kuşam şartlarıyla başladı.Donma ve kıtadan ayrı düşmeler sonucunda büyük kayıplarla Sarıkamış'a varıldı.Olumsuz kış şartlarında yapılan kuşatma harekatında kahramanca çarpışmasına karşın 3 ncü Türk Ordusu çoğu donma yüzünden 60.000 kayıp vererek geri çekilmek zorunda kalmıştır.dund2.JPG

Sarıkamış Kuşatma Harekatı yenilgisi, Türk Harp tarihinin pek acı bir olayı olrnuştur.9 ncü Kolordu sağ kalan pekaz mevcuduyla Ruslara esir düşmüş, 10 ncü Kolordu da mevcudunun %80'nini kaybetmiştir.Ağır koşullar altında muharebe eden Türk erleri muharebenin sonuna kadar direnmişler, vatanlarını korumak ve başarıya ulaşmak için sonsuz gayret göstermişlerdir.

Bu muharebe de Türk Ordusunu soğuk ve açlık yenmiştir. Eğer Türk erinin sırtında yalnız bir kaputu ve ayağında bir postalı bulunsaydı, karnını da sadece bulgur çorbasıyla doyurabilseydi, bütün bu olumsuz koşullara rağmen başarı yine Türkün olacaktı.

Sarıkamış kış taarruzunda çok kayba uğrayan 3 ncü Türk Ordusunda, Erzurum bölgesinde tifüs hastalığı çıktı.Ruslar, kuvvetlerini 188.000 kişiye çıkartarak, Türk Ordusunu iki koldan kuşatmak üzere taarruza geçtiler.Doğu Anadolu'daki Ermeni azınlığının ayaklanmasını askeri harekata zararlı şekilde düzenleyerek, harekata dahil ettiler. Fırsat kollayan Van'daki Ermeni azınlık ayaklandı(14 Nisan 1915).Askeri hareketleri baltalamaya ve silahsız Türk halkını öldürmeye yönelen Ermeni saldırıları, birçok doğu iline yayıldı.Osmanlı Hükümeti, buradaki Ermeni halkını Suriye ve Irak'a yerleştirerek gerekli güvenlik önlemlerini almaya başladı.Öte yandan Tortum ve Karaköse yönlerinden saldırıya geçen Rus kuvvetleri, Van ve Malazgirt'i ele geçirdiler (27 Mayıs 1915).Ancak, toparlanarak genel karşı taarruza kalkan 3 ncü Türk Ordusu Van ve Malazgirt'ı kurtardığı gibi, Rusları da eski sınırlarına çekilmek zorunda bıraktı.5 Ağustos 1915'de karşı taarruza geçen Ruslarla Kılıç Gediğinde çarpışmalar yapıldı ve biraz ilerlediler.

Grandük Nikolay bu cephenin komutanlığına atandıktan sonra Rus kuvvetlerinin sayısı daha da artırılarak 700.000 kişiyi buldu.Bu gücün karşısındaki 3 ncü Türk Ordusunun toplamı ise, yaklaşık 65.000 Kişiydi. Ruslar, Çanakkale Cephesinden serbest kalacak Türk birliklerinin Kafkas Cephesine kaydırılmasından önce 3 ncü Orduya ağır bir darbe indirmek amacıyla yoğun bir saldırıya geçtiler (11 Ocak l916).Gece gündüz durmaksızın beş gün süren II nci Azap Savaşları sonunda Ruslar, 33 ncü Tümen yönünden cepheyi yararak Hasankale'ye girdiler(19 Ocak 1916).Erzurum Mevkiini savunmak üzere geri çekilmek zorunda kalan 3 ncü Ordu olağanüstü çaba göstermesine karşın kentin düşmesini engelleyemedi (16 Şubat 1916).Güneyden de saldırıya geçen Ruslar, Muş (17 Şubat) ile Rize'yi (8 Mart) işgal ettiler.

Dumanlı dağ-Kop Dağı Ognut-Muş ve Bitlis hat çizgisinden geçen cepheye çekilen 3 ncü Ordu, karargahını da Erzincan kentine kurdu.Ancak üç koldan ileri harekatını sürdüren Rus ordusu, Mamahatun (15 Mart) ve Of'u (20 Mart) aldıysa da, Bayburt dayandı.Karaya bir kolordu çıkaran Ruslar, Trabzon'u ele geçirdiler (18 Nisan 1916).Bu durum karşısında, izzet Paşa komutasındaki 2 nci Ordunun Erzurum üzerine yürümesi kararlaştırıldı.Ayrıca 3 ncü Ordu da İzzet Paşanın emrine verildi.Mamahatun geri alındı.Of doğrultusunda başlatılan taarruzla Rus kuvvetleri geri atıldıysa da Trabzon'dan Van Gölüne kadar uzanan tüm cephede genel bir saldırıya geçen Ruslar. Bayburt (16 Temmuz), Erzincan (19 Temmuz), ve Muş (21 Temmuz) kentlerini ele geçirdiler.Canakkaleden doğu cephesine gönderilen Mustafa Kemal Paşa komutasındaki 16 nci Kolordu Ruslara başarılı bir darbe indirerek, Muş'u geri aldı (2 Ağustos).Böylece Hınıs'ta yorulan Rus kuvvetleri, 2 ve 3 ncü Ordular karşısında Bitlis ile Tatvanda da tutunamayarak hızla geri çekildiler.Temmuzdan Eylül ortalarına kadar süren bu şiddetli savaşlar sonunda her iki taraf da yorgun düştüğünden, Ekim'den başlayarak mevzilerine yerleştiler.Bu savaşlarda Ruslar 30 000, Türkler de yaklaşık 20 000 kayıp vermişlerdir

1916'da bu cephede önemli ölçüde ilerleyen Rus kuvvetleri, sonunda Bitlis Güneyi-Muş-Capakçur doğusu-Kiğı-Erzincan Batısı-Suşehri Doğusu-Tirebolu çizgisinde durduruldu.Ruslar bu cephede iki kat üstünlüklerini korumalarına karşın, üst üste tazeledikleri saldırılar yüzünden çok ağır kayıplar verdiler.Rusya'da Bolşevikler iktidarı ele geçirdikten sonra bu cephede 15 Aralık 1917'den başlamak üzere dört haftalık bir ateşkes imzalandı.Rus Kafkas Ordusu dağıtıldı.

Ruslarla Erzincan'da imzalan ateşkesten ve Rus Kafkas Ordusunun dağıtılmasından sonra bu cephede ordular arası savaş olmadı.Ancak, Rus kuvvetleri çekildikten sonra Van'da toplanan Ermeni taburları, Rusların işgal elmiş olduğu Türk topraklarında istilaya giriştiler.Bu durum karşısında Bitlis'ten Tirebolu'ya kadar uzanan cephede altı koldan harekete geçen Vehip Paşa komutasındaki 3 ncü Ordu, 1914 Türk-Rus sınırına kadar olan bölgeyi geri aldı (1 Şubat-25 Mart 1918).Van alındıktan (7 Nisan) sonra da Brest-Litovsk antlaşması uyarınca Kars, Ardahan ve Batum sancaklarının işgali için Erzurum'da Yakup Şevki Paşa komutasında dört tümenden oluşan özel bir grup hazırlandı.Yakup Şevki Paşa grubu Ardahan'ı (10 Nisan) ardından da Batum ve Çürüksu'yu (14 Nisan) ele geçirdi. Kars'ı Türklere bırakmak zorunda kalan Ermeniler (25 Nisan), Selim'e çekildiler.Daha sonra Tiflis'e kadar gelmiş olan Alman kuvvetleriyle birleşen Yakup Şevki Paşa grubu, demiryolu boyunca Erivan'a doğru ilerlemeye ve istasyonları işgal etmeye başladı.Karakilise alındı (26 Mayıs).Bunun üzerine Ermenilerin isteğiyle Batum'da barış yapıldı (4 Haziran 1918).

Öte yandan Türkistan'ı ele geçirmek amacıyla bir Kafkas-lslam Ordusuna dönüştürülen 3 ncü Ordu Tebriz'i alarak Hazar denizinin batı kıyılarına, Astrahan ve Volga ırmağına, Dağıstan ve Azerbaycan'a doğru ilerleyerek Baku'yu zapt etti. Fakat Suriye ve Irak cephelerindeki ağır yenilgilerden sonra Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya boşaltıldı, birliklerimiz geri çekildi.

IRAK CEPHESİ

ingilizlerin, l nci Dünya Savaşından önce Irak'ı istila etmek için Hindistan'da gerekli hazırlıkları yapmakta oldukları hakkında istihbarat alınmaktaydı, ingilizler, 1914 yılının Ekim ayında Basra Körfezindeki Abadan petrol tesislerini korumak için Bombay'da ki 6 ncı ingiliz Fırkasını ve 16 ncı Piyade Livasını görevlendirmiştir. 1914 Kasım ayında ingiltere, Osmanlı Devleti'ne harp ilan ederek zikr olunan birliklerine hareket emri verip Sattularap ağzındaki Fav Bölgesini işgal etti.

Irak ve Havalisi Komutanı Cavit Paşa, Bağdat'tan iki taburu ve Bedre'den de bir taburu Basra'ya sevk ederek ingiliz gemilerinin Sattularap Nehrinden ilerlemelerini engellemek için Basra'nın güneydoğusunda bir set oluşturmuştu.

İngilizler 14-15 Kasım tarihleri arasında Seyhan'daki Osmanlı birliklerine taarruz ederek burayı işgal ettiler. Bunun üzerine Cavit Paşa Basra'yı müdafaa imkanı kalmadığını anlamış ve 19-20 Kasırn'da Basra şehrini boşaltarak geri çekilmiştir.duni4.JPG

Basra'nın ileri gelenlerinden bazılarının, şehrin Türkler tarafından boşaltıldığını haber vererek ingilizleri işgal için şehre davet etmeleri üzerine Basra, ingiliz işgali altına girmiştir.

Irak ve Havalisi Kumandanı Cavit Paşa, Arap askerlerinin cesaret ve metanet göstermediklerinden şikayetle, ısrarla Türk askeri talep etti. Bunun üzerine istanbul'dan iki piyade, iki makineli tüfek bölüğü ile Halep'teki 12 nci Kolordunun 35 nci Fırkasından bir alay piyade ve bir makineli tüfek bölüğünün Irak cephesine sevki emrolundu.

Genelkurmay Başkanı Enver Paşa, Irak'ta yerli halktan oluşturulacak mücahitlerle ingiliz işgaline karşı mücadele etmek düşüncesiyle Arabistan'da bulunan Ibnussuud ve Ibnürreşid'e memurlar ve hediyeler gönderdi. Basra mebusu Talip Bey'i de bu işe memur tayin etti. Fakat gelişmeler Enver Paşa'nın planladığı gibi olmamış ve ingilizler 9 Aralık 1914'te Kurna'yı da işgal etmişlerdi. Burada bulunan 38 nci Fırka Kumandanı Albay Suphi Bey ile 45 subay ve 989 er esir düşmüştü.duni5.JPG

Cavit Paşa Kurna'nın ingilizlerin eline geçmesine yol açan savaş hakkındaki raporunda aşiret neferlerinin kaçmaları, Arap askerlerinin silahlarını terketmeleri ve Türk askerlerinin azlığı sebebiyle savaşı kaybettiklerini ve iki taburla Şatra-Amara hattına çekildiğini beyan etmektedir.

Bunun üzerine Dahiliye Vekaleti, Teşkilat-ı Mahsusa Dairesi'nde aşiret ve muhacir işleriyle meşgul olan Kurmay Binbaşı Süleyman Askeri Bey, Irak'a gönderildi. Süleyman Askeri Bey, Enver Paşa gibi düşünen bir kişi olup Irak'ta Basra Valiliği ve Basra Havalisi Kumandanlığına tayin olundu.

Ocak 1915 tarihinde Süleyman Askeri Bey, yarbaylığa terfien Cavit Paşa'nın yerine geçti ve ingilizlerin her halükarda Basra'dan atılabileceğine inanarak hazırlıklarını hızlandırdı. 12-14 Nisan 1915 tarihinde Şuaybiye ve Bercisiye Muharebesinde ingilizlerin üstünlük sağlamaları üzerine bu mağlubiyeti hazmedemiyen Süleyman Askeri Bey, askerî şerefini kurtarmak için intihar etti. Yerine Albay Nurettin Bey tayin edilmişti. Bu harekattan sonra Ammare ve Nasıriye düşmüş, böylece ingilizlere Bağdat yolu açılmıştı.

29 Eylül 1915'te Bağdat vilayetinin merkez kazalarından ve büyük askerî öneme sahip olan Kuttu'l-amare'nin, başında General Townshend'in bulunduğu ingiliz birliği tarafından, düşürülmesi Bağdat'ı büyük bir tehlike ile karşı karşıya bırakmıştı. duni1.JPG

Kuttu'l-amare'nin ingiliz kuvvetlerinin eline düşmesinden sonra General Townshend, Bağdat'a doğru yürüyüşe geçti ise de Selmanpak'da Türk kuvvetlerince karşılanarak (22-23 Kasım 1915) büyük bir bozguna uğratılmış, kuvvetlerinin 1/3'ünü kaybetmiş bir halde Kuttu'l-amare'ye geri çekilmek zorunda kalmıştı, ingiliz birliklerini kurtarmak için bir ingiliz kolordusunun Basra'dan kuzeye doğru gönderildiğini haber alan Enver Paşa Çanakkale'deki ingilizlerin çekilmesinden istifade ederek buradaki 2 nci ve 6 ncı Piyade Fırkalarıyla müstakil süvari livasından oluşmak üzere 13 ncü Kolordu teşkiliyle bir kısım birliklerin Bağdat'a şevki ve Mareşal Von der Goltz Paşa'nın 6 ncı Ordu Kumandanı sıfatıyla Bağdat'ta işe başlamasını emretmişti. Bununla beraber 18 nci Kolordu'nun da hemen Hasankale'den Bağdat'a sevkedilmesi ve 9 ncu Kolordu Kumandanı Vekili Miralay Ali ihsan Bey'in 13 ncü Kolordu Kumandanlığına tayin olunarak acilen Bağdat'a hareket etmesi tebliğ edildi.

7 Mart 1916'da başlayan çarpışmalar Sabis mevkiinde yoğunlaşmıştı, ingilizler bu mevkiide o gün 1000 ölü bırakmışlardı. Harekat 3 gün devam etti. Üstün idare ve disiplin anlayışı ile hareket etmenin sonucunda zafer kazanılmış, ingilizler binlerce ölü ve yaralının yanında önemli miktarda silah ve mühimmatlarını terkederek doğuya doğru çekilmişlerdi. Ardından 11 Mart'ta Zemzir Muharebesinde ingiliz kuvvetleri yeni bir yenilgiyle iyice zayıflamış ve alınan tedbirler neticesinde açlığa maruz kalmış, gelen erzak gemileri Dicle nehri üzerinde Türk askerleri tarafından ele geçirilmişti. Erzak yetiştirme operasyonunun fayda vermediğini gören Townshend, 25 Nisan 1916 günü 6 ncı Ordu Kumandanlığına ateşkes şartlarını müzakere etmeyi teklif etti. 26 Nisan'da başlayan müzakereler neticesi 29 Nisan'da 5 general, 481 subay ve 13.100 er ile birlikte ingiliz kuvvetleri kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul ettiler.duni2.JPG

Kuttu'l-amare zaferi l nci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti'nin Çanakkale zaferinden sonra kazandığı ikinci büyük zafer olmuş ve bütün dünyada geniş yankılar uyandırmıştır, ingilizlerin Bağdat'ı alarak prestijlerini yükseltmeyi umdukları bu harekat tam bir hezimetle sonuçlanmıştır.dunf11.JPG

İngiliz kuvvetlerinin teslimi ile bölgede Türkler lehine kurulan dengeden fazla istifade edilemedi. Yaz sıcaklarının başlamasından dolayı ingilizlerin yeni kuvvetler temin etseler bile uzun müddet harekete geçmeyecekleri fikrinden yola çıkarak Enver Paşa'nm emriyle 13 ncü Kolordu'nun 6 ncı Fırkası Bağdat'tan Iran sınırına sevkedildi.Bununla iktifa edilmeyerek Dicle boyunda yalnız 18 nci Kolordu'nun 35, 45, 51 ve 52 nci Fırkaları bırakılarak 13 ncü Kolordu'nun 2 nci Piyade Fırkası ve müstakil süvari livası Kuttu'l-amare cephesinden iran'a gönderilmişti. Önemli miktarda kuvvetin iran'a sevkedilmesine gerekçe olarak ingilizlere yardım maksadıyla iran'dan Hanekin'e doğru ilerleyen Rus Baratof Kolordusu'nun durdurulması gösterilmiştir. Böylece bölge Osmanlı güçlerinden arındırılmış olup önemli geçitler ve kavşak noktalarının kontrolü zayıflamıştı, ingilizler bölgede doğan bu boşluğu iyi değerlendirerek Basra'da beklettikleri Hindistan kuvvetleriyle ileri safta bulunan birliklerini takviye ettikleri gibi daha çetin şartlar için erzak ve mühimmat tedarikine başladılar ve çok geçmeden Bağdat 11 Mart 1917 tarihinde ingiliz kuvvetleri tarafından hiçbir mukavemetle karşılaşmadan işgal edildi.duni3.JPG

30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi onaylandı ve ateşkes ilan edildi. Ardından ingilizler 3 Kasım 1918'de Musul ve civarında Hristiyanlara tecavüzde bulunulduğu ve bu tecavüzlerin devamı ettiğini öne sürerek Musul'u işgal ettiler. Böylece bölgedeki petrol yatakları ingilizlerin eline geçmiş oluyordu.

FİLİSTİN CEPHESİ (SİNA YARIMADASI-SURİYE VE ARABİSTAN YARIMADASI)

duna1.JPGduna2.JPG

1882 yıllarında Rusya'dan Yahudiler aleyhine meydana gelen harekette kovulan, kaçan kültürlü ve zengin Yahudiler barınacak yer aramışlar ingilizlerin ricası üzerine de Sultan Abdulhamit bunların Filistin'de boş yerleri satın alarak yerleşmelerine müsaade etmişti. Ancak zamanın Filistin mutasarrıfı (Valisi) Yahudilerin bu şekilde çoğalıp kökleşmesinden ürkmüş ve durumu bir raporla istanbul'a bildirmişti, işte bundan sonradır ki Sultan Abdulhamit bunların buralarda arazi almasını yasaklamıştır.dunf1.JPG

Zaman geçtikçe aydın Yahudi gençler arasında siyasi fikirler uyanmaya başlamtş, Siyonist teşkilat kurulmuş, savaşın başlaması ile de ingilizler bu teşkilattan yararlanarak kendilerine casuslar bulmuşlardı.

Savaşın başlarında Mısır'da bulunan 4 ingiliz tümeninin 1 Kasım 1914'te Akabe'ye saldırması, Sina cephesinde ilk çatışmaların başlamasına neden olmuştur. Akabe Limanı'nı ellerine geçiren ingilizlerin esas hedefi Filistin, Suriye ve Arabistan yarımadasını da işgal etmekti.

dunf7.JPGdunf9.JPGdunf12.JPGdunf13.JPG

Suriye eskiden beri yoğun bir Fransız propagandası altında bulunuyordu. Doğuda Katoliklerin hamisi olması Fransızlar için büyük bir nimetti. Suriye'deki mevcut bir çok Fransız mektebi Fransızlara karşı sevgiyi, Türklere karşı da nefreti aşılıyordu. Bütün Fransızların ümidi Suriye'yi Fransız himayesinde bir istiklale sahip kılmaktı. Bu propaganda Hristiyanlarda olduğu kadar Araplar arasında da etkili olmuştur. Bunlara ingiliz propagandası da eklenince durum tamamen aleyhimize dönmüştür.dunf5.JPG

Barış zamanında Osmanlı Devleti'ne tabi bulunan Mısır eyaleti, gerçekte ingiliz işgali altında bulunuyor ve ingilizler tarafından idare ediliyordu. Mısır ordusunda yaklaşık 18.000 kişi doğrudan doğruya ingiliz subayları tarafından kumanda ediliyordu. Süveyş Kanalı ise uluslararası bir bölge idi.

Birinci Dünya Savaşının ilanıyla bu durumun devam etmesi ingilizler tarafından mümkün görülmedi, ingilizlerin baskısı ile 5 Ağuslos 1914'te Mısır Meclis Başkanı ve 20 Eylül 1914'le Uluslararası Süveyş Şirketi, ingiltere'den himayelerini talep ettiler, ingiltere Mısır'ın muhtar ve Osmanlı Devleti'ne tabi bir hükümet olmasına rağmen merkezi devletin gemi ve meskenlerine el koydu, Osmanlı Devleti savaş ilan edince, ingiltere Mısır'ın doğrudan doğruya kendi himayesinde olduğunu ve Osmanlı Devleti ile hiçbir münasebetinin kalmadığını ilan etti.dunf3.JPG

Mısır ve Süveyş Kanalı askeri açıdan çok önemli bir cephe idi. Ancak Almanların hazırlayıp Türk Başkumandanlığına kabul ettirdikleri ve onaylattıkları harekat planlarında Avrupa cephesi esas alınmış ve savaş sonucunu Avrupa cephesindeki gelişmelerin tayin edeceği fikri benımsetilmişti.

Askerî açıdan mantıklı bir plan gibi görünüyorsa da planda Türk ordusunun uğrayacağı beşerî zayiat ve prestij kaybı ile Osmanlı imparatorluğunun kaybedeceği topraklar dikkate alınmamıştır.

Süveyş Kanalı istikametinde ingiliz birliklerine karşı Türk birliklerinin yaptığı taarruz, ingilizlerin Avrupa'daki birliklerinin bir bölümünü bu cepheye kaydırmalarını sağlamak ve Almanlara Avrupa cephesinde yapılan askerî baskıları hafifletmek amacını taşıyordu.

Bu arada Osmanlı hükümeti bu cephedeki harekatı yürütmek için 4 ncü Ordu Komutanlığı ve Suriye Valiliği görevlerine Bahriye Nazırı Cemal Paşa'yı getirdi.dunf8.JPG

Türk ordusunun Süveyş Kanalı'na doğru taarruzu ve bu taarruz geliştirmeye çalışmasının ana amaçları şöyle sıralanabilir:

  1. İngiliz birliklerinin ikmal yolu olan kısa mesafeli Süveyş Kanalı yolunu kesmek ve ingilizleri Afrika kıtasının güneyine uzanan ve ulaşım yetersizliği hat safhada olan yola doğru sürmek. Böylece ingilizlerin lojistik ikmal idamesini güçlükle yapmalarını sağlayarak gayretinin büyük bir kısmını bu hususa yoğunlaştırmak. Alman denızaltılarının Süveyş'teki faaliyetlerini tehdit eden ingiliz kuvvetlerini meşgul etmek.
  2. Yeni bir cephe açmak, ingilizlerin Avrupa cephesindeki birliklerini takviye etmelerini engellemek ve Osmanlı İmparatorluğu'na direkt olarak yapılacak bir çıkarmayı önlemek.
  3. Hindistan ile Avrupa arasında ingilizler taralından ikmal yolu olarak kullanılan Süveyş Kanalı'nı tehdit altına almak.
  4. Mısır'ın çok önemii olan jeo-stratejisini tehdit altına almak, ingilizlerin iskenderiye'deki deniz üssünün etkinliğini tehdit altına almak ve pasivize etmek, batıyı doğuya bağlayan Telli Muhabere devrelerini etkisiz hale getirmekti.
dunf2.JPG

3 Şubat 1914 geceyarısmdan sonra başlayan Türk taarruzu önceden haber alındığı için çok şiddetli bir karşı taarruz ile geri püskürtüldü. 25 tümenin 5 taburu tamamen şehit oldu. Bu başarısızlık üzerine Türk birlikleri Gazze'ye çekildiler. Böylece Kanal'ın mevcut silah ve imkanlarla ele geçirelemeyeceği anlaşıldı.

Süveyş Kanalı ikinci taarruz denemesi Alman Albay Friedrich Kress von Kressenstein ile yardımcısı olan Binbaşı Franz von Papen tarafından yapılmıştır. Bu taarruzda ağır zayiat verilmesine rağmen başarıya ulaşılmamıştır.

ingilizler Çanakkale hareketinin başarısız sonuçlanmasından ve Kuttu'l-amare'de bir ingiliz ordusunun teslim olması itilaf devletlerinin şarkta nüfuz ve şerefini kırmıştı, ingiltere başka cephelerde bir darbe vurmak suretiyle itibarını kurtarmaya çalışacaktı. Zaten bu husus ingiliz basınında dile getirilirek bir beklenti içine girilmişti.dunf4.JPG

Bu arada 4 ncü Ordu Kumandanlığı, Mekke Emiri Şerif Hüseyin'den, gönüllülerden mürekkep bir yardımcı kuvvetin oluşturulması ricasında bulundu. Bu kuvvetin başında ya kendisi ya da oğullarından birisi olacaktı. Şerif Hüseyin gönüllü bir kıta tertip etmiş ve bunu oğullarından birisi kumandasında hareket ettirmişse de bu kuvvet Medine'den ileri gitmedi.

Filistin-Sina yarımadasında Katya-Romani muharebeleri harekatın bir dönüm noktasını teşkil eder.

Buraya kadar teşebbüs daima bizim tarafımızda iken bu muharebeden sonra hareket serbestliği ingilizlerin eline geçmiştir. Türk milleti uzağı görmeyen ve hayaller peşinde koşan başkumandanı ve onun Alman müşavirlerinin hatasından doğan acı neticeleri görmek mecburiyetinde kalmıştır. Bundan alınacak netice bir milletin kaderini kendisinden olmayanların eline teslim etmemesi zarurıyetidir.

Filistin'de kaybedilen toprakları geri almak için teşkil edilen Yıldırım Ordular Grubu ve bu orduya mensup kıtaat evvela Halep'te toplanacak, ondan sonra harekata başlayacaktı.

Falkenhayn Mayıs'ta Türkiye'ye gelerek Filistin ve Irak cephelerini ziyaret etti. Dönüşünden sonra 27 Haziran 1917'de Halep'te Başkumandan Kafkas Ordusu Grubu Kumandanı Ahmet izzet Paşa, 2 nci Ordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa, 4 ncü Ordu Kumandanı Cemal Pasa, 6 ncı Ordu Kumandanı Halil Paşa, Harbiye Nezareti Müsteşarı Mahmut Kamil Paşalar ile Karargah-ı Umumi Reisi Ferik Brunzazo Ordular Grubu 4 ncü, 6 ncı Ordular Erkan-ı Harbiye Reisinden müteşekkil bir meclis kurularak durum uzun uzadıya müzakere edildi. Fakat hiçbir karar alamadan meclis dağıldı. Bu karargah tamamıyle bir Alman karargahı idi. Türkler ancak önemsiz mevkiilerde kullanılıyordu. Yıldırım Ordusu, Almanya hesabına siyasî faaliyetlere başlamış ve bir Arap şubesi tesis edilmiş, Araplar ile Türkler dargın olduğu için her tarafta Alman subayları aşiretlere gönderilmişti. Memleketin kaderini ecnebi ellere vermenin zararları görülüyordu.dunf6.JPG

Yıldırım Orduları Komutanı Falkenhayn ile 4 ncü Ordu Komutanı Cemal Paşa arasında yetki anlaşmazlığı Osmanlı savunmasının zayıflamasında önemli bir pürüzdü, ingilizlerin ilk hedefi 35.000 nüfuslu bir Filistin şehri olan Gazze idi. Burayı Alman Binbaşı Tıller'in komutasındaki 3,000 Türk askeri savunmakta olup bir binbaşının emrinde iki Türk alay komutanı albayının bulunması yadırganacak bir husustu. General Murray ciddi bir mukavemete uğramadan ingiliz kuvvetlerinin Gazze'yı ele geçirip buradaki Türk birliğini esir edeceğini planlıyordu. 26 Mart 1917'de Gazze'ye taarruz etme görevi, 53. Piyade Tümeni'yle takviye edilen 6 ncı Kolordu Komutanı General Chetvorde'a verildi 18.000 kişilik ingiliz taarruz kuvveti başarılı olamayıp 4.000 zayiat vererek 27 Mart 1917'de geri çekilmek zorunda kaldı. Birinci Gazze Muharebesinde başarısızlığa uğrayan ingiliz ordusu takviye edilerek yeni bir taarruza hazırlandı, ingiliz hükümeti Kudüs'ün bir an önce ele geçirilmesi için General Murray'ı sıkıştırıyordu. Bu sefer 3 ncü ve 53 ncü Piyade Tümenlerinin Savunduğu Gazze'ye üstün ingiliz birliklerinin taarruzu 19 Nisan 1917'de çok şiddetli bir topçu ateşi ile başladı. Kara ateşine denizden de 12 harp gemisi destek veriyordu. Üç saatlik bu topçu ateşinin ardından Türk savunma hattını yarmak için ingiliz piyadesi taarruza kalktı. Kum torbalarından iç çamaşırı yapıp giyecek derecede imkansızlıklar içinde savaşan Türk kuvvetleri, İngilizlerin cepheyi yarmalarına engel olarak onların taarruzlarını bu sefer de durdurmayı başardılar. Bu başarının üzerine karşı taarruza geçilmiş, takat cephane azlığı yüzünden devam ettirilememiştir, ingilizler ikinci kez başarısızlıkla sonuçlanan bu muharebede 6.444 zayiat vermişlerdir. Sonsuz bir azim ve imanla çarpışan Türk birliklerine bu zafer 1.969 şehide mal olmuştur.

Üstün kuvvetlere sahip olduğu halde başarısız olan General Murray'in yerine ingiliz Mısır Orduları Komutanlığı'na General Sir Edmund Allenby getirildi. Allenby komutasındaki ingiliz ordusu ağır fakat sistemli bir biçimde ilerlemeye başlamıştı. Bu ilerlemede Emir Faysal'ın kuvvetlerinin ve Osmanlı ordusundan firar eden çok sayıda Arap subayının ingilizlere yardımcı olarak gerilla harbine girişmelerinin rolü büyük olmuştur.

Arapların bu ihanetlerine rağmen, kahraman Türk askerleri kutsal bildiği bu topraklar uğruna temiz kanını akıtmış, her karışını gücünün sonuna kadar savunduktan sonra çekilmiştir. Yerli Arapların dindaşlarına karşı ingilizlerle işbirliği içinde sergilediği ihanetler gelecekte onları büyük felaketlere gark etmiştir.

General Allenby Ekim 1917'de Gazze'den çölün ucundaki Birus-Sebi'ye kadar uzanan Osmanlı savunmasına yüklendi. Bu hattı 191.000 kişilik ingiliz kuvvetine karşı sadece 40.000 Türk askeri savunuyordu. Türk birliklerinin büyük bir cesaretle çarpışmasına rağmen Türk savunması hattı yarıldı. Bir hafta devarn eden muharebelerden sonra Gazze ve Birus-Sebi düştü. Ardından Akka ingiliz kuşatmasına üç gün dayanabildi. 7 Aralık 1917'ye kadar ingilizler Kudüs'ü işgal etrnek için geniş hazırlıklar yaptılar. Kudüs'ü 20 nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy] savunuyordu, ingilizler üstün kuvvetlerle Kudüs'ü kuşatmışlardı. Ali Fuat Paşa, Falkenhayn'a mevcut şartlarda Kudüs'ün müdafaa edilmesinin imkansız olduğunu bildirmesi üzerine Kudüs'ün doğusuna çekilmesi emredildi. Kudüs birkaç ingiliz tugayının sisten faydalanarak yaptıkları baskınla kaybedildi. 20 nci Kolordu 9 Aralık'ta Kudüs'ü tahliye ederek Ceba-Annata-Tur mevzilerine yerleşti. 9 Aralık sabahı Kudüs Belediye Başkanı, 60 nci ingiliz Tümen komutanının yanına giderek saat 11.30'da şehri kendisine teslim etti. 11 Aralık 1917'de Kudüs'e giren Generat Allenby, Yahudiler ve Araplar tarafından coşkuyla karşılandı.dunf10.JPG

19 Eylül 1918'de başlayan Nablus muharebesini Arapların yardımıyla kazanmış olan ingiliz birlikleri Türk ordusunu Şam'a çekilmek zorunda bırakmıştı. Bu esnada italyan ve Fransız kuvvetleri Beyrut'u ele geçırmiş bulunuyordu. Türk savunma hattının varılmasıyla peşpeşe mağlubiyetler alınmaya başlandı. 23 Eylül'de Hayfa işgalcilerin eline geçti. Şam'daki Arap asiler Osmanlı garnizonuna karşı ayaklandılar. Bu Arap-lngiliz işbirliği, neticesinde Türk birlikleri Şam'ı boşalttılar. Halep'in kuzeyinde yeni bir savunma hattı oluşturulması düşünüldüğünden Halep ve Humus Ekim'in ilk günlerinde hiçbir direnme göstermeden düştü. Bunların peşinden Trablus ve iskenderun işgalcilerin eline geçti. 30 Ekım'de Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla bu cephedeki çarpışmalar sona erdi.dunf14.JPG

Filistin'in ingilizlerin eline geçmesiyle Suriye cephesindeki ingilizler büyük bir üstünlük kazanmışlar ve insiyatifi ellerine geçirmişlerdir. Mısır'dan Halep'e kadar uzanan topraklarda ingilizlerin 467.650 asker bulunmakta, buna karşı her muharebede biraz daha eriyen Türk ordusu takviye alamadığından iki tarafın kuvvet durumu mukayese kabul etmez bir halde idi. Öyleki Suriye cephesine bu tarihlerde Bakü'de bulunan 5 nci Kafkas Tümeninin kaydırılması bile gündeme gelmişti. 1916-1917 yıllarında alınan bozgunlarda Türk Başkomutanlığının plansız ve yetersiz tedbirleri ile General Liman von Sanders'in çok kötü sevk ve idaresi önemli rol oynamıştır.

İSTİKLAL SAVAŞI

İstiklâl Harbinin en büyük nedeni;Türk Milletinin, hangi ad altında olursa olsun, yabancı bir idareyi reddetmesidir.ltilaf Devletleri bu idareyi Birinci Dünya Harbi neticesinde Osmanlı Cihan Devleti'ne zorla imzalatılan Mondros Mütarekesi sonunda uygulamaya kalkışmışlar, lakin Türk Milletinin Dünya Tarihine altın harflerle geçen mücadelesi karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

İstiklâl Harbi hazırlığı, idare ve oluş bakımlarından normal bir harple ölçülemeyecek kadar değişik özellikler gösterir. En dikkate değer niteliği askeri, politik, sosyal ve ekonomik bütün yönlerinin harbin içinde hazırlanmış olmasıdır, istiklal Harbinde Milletin gücü çok iyi değerlendirilmiştir. Bu' güç düşmanlarca küçümsenmiş, Türkün tarihi, insani ve milli birliğinden gelen moral gücü dikkate almmamıştır.Düşman kuvvetleri ise güç ve mevcut potansiyel varlık bakımından büyük bir üstünlüğe sahiptir.

Yunanlıların harp doktrinleri, stratejik taarruzdu. Türklerin harp doktrinleri ise; bütün yurt ölçüsünde, ki harekat bakımından stratejik savunma ve stratejik taarruz olarak iki türde olup, kendi lehinde çok önemli bir güç olan saha ve mesafeden çok iyi yararlanmaktı.

1919-1920 Yıllarındaki Olaylar

1919 yılındaki en önemli olay ingilizlerden destek alan Yunanlıların izmir'i hiç bir geçerli neden göstermeden işgal etmesidir, izmir'in işgali yurtta büyük bir endişe yaratmış, milli mücadelenin hızlanmasına neden olmuştur.

Ancak işgal kuvvetleri tarafından Yunan saldırılarının yarattığı tepkiyi görünüşte engellemek amacıyla Milne Hattı yapılmıştır.

Mustafa Kemal Paşa'nın Anadoluya Geçişi

Harbiye Nazırının kendisine verdiği Anadolu'daki müfettişlik görevini kabul eden Mustafa Kemal 9 ncu Ordu Müfettişi olarak atanmıştır. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak üzere 16 Mayıs 1919'da istanbul'dan ayrıldı. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. Ardından Havza'da ve 22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesini, 23 Temmuz 1919'da Erzurum Kongresini, 4-11 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaparak halkı bir çatı altında toplamak için çalışmalarına başlamıştır.ist1.JPG

BATI CEPHESİ

Türk Milli Hareketinin başarılı direnişi karşısında barış şartlarını kabul ettirememiş olan itilaf devletleri. Yunan ordusunun Anadolu'yu işgale başlamasına karar vermişlerdi.

Yunan taarruzu karşısında köklü tedbirler alınması gerekiyordu.ilk olarak Batı Anadolu'daki kuvvetler tek bir komuta altında birleştirildi.Kumandanlığına Ali Fuat Paşa (Cebesoy) getirildi. Batı Cephesi kuvvetleri, cephenin çok geniş olması nedeniyle sevk ve idareyi kolaylaştırmak için Batı Cephesi ve Güney Cephesi olarak ikiye bÖlünmüştür.Batı Cephesi Kumandanlığına ismet Bey (inönü), Güney Cephesi Kumandanlığına ise Refet Bey (Bele) getirilmiştir.ist2.JPG

1. Birinci inönü Muharebesi (Ocak 1921)

Bu muharebe Çerkeş Ethem isyanına rastlamaktadır.Yunan ordusu Uşak, Bursa, Sarayköy hattına kadar geniş bir bölgeyi elegeçirerek, Eskişehir dolaylarında ki inönü Mevzilerine kadar ulaşmıştı. Ancak Türk Ordusu, Yunan kuvvetlerini mağlup ederek büyük bir başarı sağladı (10 Ocak 1921).

Bu zafer, yeni kurulmakta olan Türk Ordusunun ilk başarısıdır. Bundan sonra morali yükselen Türk Milletinin, yeni kurulmakta olan milli ordusuna güveni arttığı için, ordu teşkilatı daha çabuk ve kolay gelişme imkanı kazandı. 1 nci inönü zaferi yurt dışında da büyük yankılar uyandırdı. Itilat Devletleri, Ankara Hükümetiyle bir anlaşmaya varmayı gerekli gördüler. Sevr Anlaşmasını kurtarmak için Londra'da (21 Şubat-12 Mart 1921) bir konferans toplandı. Doğuda da Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması 16 Mart 1921'de Moskova'da imzalandı.

2. ikinci inönü Muharebesi (23 Mart-1 Nisan 1921)

ist5.JPG

Londra Konferansında umduğunu bulamayan ingilizler, Sevr antlaşmasını bir an evvel yürürlüğe koymak için Yunanlıları Anadolu'da yeniden taarruza geçmeye teşvik ettiler.

Yunanlılar 23 Mart 1921 sabahı cephe boyunca ileri harekete başladılar. Adapazarı ve Afyon ardarda düştü, ismet Paşa (inönü) kuvvetlerini yeniden inönü'de topladı. Yunanlılar saldırılarını sürdürdükleri için ikinci inönü Savaşı 27 Mart'tan 1 Nisana kadar devam etti ve bu muharebe sonucunda ikinci Türk Zaferi kazanılmış oldu.

Muharebe sonrasında Fransızlar Zonguldak'tan, italyanlar Antalya'dan çekilmeye başlamışlar, Ruslar Yunanlıların Anadolu'da yaptıkları tahriplerin etkilerinin giderilmesi yolunda mali yardımlarda bulunmuşlardır.

3. Kütahya Eskişehir Muharebeleri (8-23 Temmuz 1921)

inönü Muharebelerini kaybetmeleri üzerine, Yunanlıların Türk Ordusunu kesin bir darbe ile yok ederek hedef ve emellerine erişmek hırsları büsbütün artmıştı.

ikinci inönü Muharebesinden sonraki süre içinde, Türk Ordusu da gücünü artırma gayretlerini hızlandırmıştı. Türk Ordusu özellikle lojistik bakımdan hala çok zayıf bir durumdaydı .

Yunan kuvvetlerinin taarruzu önce 8 Temmuz 1921 günü Bursa bölgesinde başladı. Sonraki günler özellikle Güney Bölgesinde çok çetin ve kanlı çarpışmalar oldu. Üstün kuvvetlere sahip olan düşman dört koldan Eskişehir istikametinde ilerlemeye başladı. Türk ordusu, sayıları oldukça fazla olan Yunan kuvvetlerinin ilerleyişi karşısında tutunamadı.

inönü Muharebelerinin Millet ve Orduya kazandırdığı yüksek morali bir anda yok edecek kadar her şeyin kaybolduğu sanılan bir ortamda Mustafa Kemal olayların üstüne giderek Yunanlıların elinden Türk kuvvetlerini yok etme şansını almış ve Türk Milleti için "kader adam" olduğunu bir kez daha göstermiştir.ist4.JPG

4. Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

Sakarya Nehri Doğusuna çekilmiş olan Batı Cephesi Kumandanlığı kuvvetleri savunma için gerekli düzenlemelere başladı.Sakarya Nehri ve Doğusu savunma yapmak için müsait topraklara sahipti.Özellikle llıcaözü Deresinin Güneyinde bulunan Mangal Dağı Sakarya Nehri Doğusunda kurulan bir savunma sistemini güneyden yapılacak kuşatmalara karşı koruyan önemli bir bölgedir.

Türk ordusu 25 Temmuz 1921 tarihinde Sakarya Mevkine geri çekildi.Kütahya Eskişehir Muharebelerinin kaybedilmesıyle birlikte TBMM'nin almış olduğu kararla ordunun komutası Mustafa Kemal'e verildi.

Mustafa Kemal Paşa 7-8 Ağustos 1921 tarihinde 'Tekalif-i Milliye" emri altında ordunun eksikliklerini Türk Halkından karşılayarak orduyu oldukça güçlü bir hale getirmiştir.

Bu sırada Doğu Cephesinde başarılı olan birliklerimiz Batı Cephesine kaydırılmıştır.

Saldırıya geçen Yunan Ordusu karşısında ilk önce başarı gösteremeyen Türk Ordusu bir anda toparlanıp tekrar saldırıya geçti. Bu kanlı savaş 22 gün 22 gece devam etti. Gittikçe azalan Yunan taarruz gücü, en sonunda büsbütün kırılınca insiyatifi ele alan Türk Başkomutanı, cephenin sağ kanadındaki kuvvetleri taarruza geçirmiş, cephenin orta ve güney bölgelerinden kısa zamanda kaydırılan kuvvetleri de sağ kanatta toplayarak bu taarruz geliştirmek suretiyle düşmanı çok güç bir duruma sokmuş ve böylece Sakarya Nehri doğusunda bir tek Yunan askeri bile kalmamıştır.ist3.JPG

Bu büyük başarıdan sonra TBMM tarafından Mustafa Kemal'e "Gazilik" ve 'Mareşallik" unvanları verildi. Türk Milletinin ve Ordunun kendine olan güveni arttı. Zafer, dış politikada da etkisini göstererek Rusya ile Kars antlaşması (13 Ekim 1921), Fransızlarla Ankara antlaşması (20 Ekim 1921) imzalanmıştır.

5. Başkomutanlık Meydan Muharebesi (26 Ağustos -10 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra Yunan ordusunun morali sarsılmış, Yunanistan'da da durum oldukça kötüleşmişti. Bir yandan parti kavgaları artarken, diğer yandan mali durum bozulmuş, hükümete karşı tepkiler başlamış ve barış istekleri artmıştır.

Sakarya Zaferinden sonra Mustafa Kemal Paşa genel seferberlik ilan etmiştir.Türk ordusu taarruz yapacak güçte değildir.Ancak Büyük Taarruz için gerekli olan askeri malzeme ve tüm ihtiyaçlar Tekalif-i Milliye Emirleri ile karşılanmıştır.

Alınan tüm önlemlerle artık Türk Ordusu taarruz harekatına hazırdır. 26 Ağustos 1922 sabahı tan yeri ağarırken bütün cephede topçu ateşi başlamış, Yunan biriiklernin üzerine tam anlamıyla baskın sağlanmıştır. 1 Eylül 1922'de Başkomutan Atatürk "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri emrini vermiştir.

1 Eylül'de Uşak, 4 Eylül'de Kula, 5 Eylül'de Pazaryeri ve Bilecik 6 Eylül'de inegöl ve Yenişehir Yunanlılardan alınmıştır, 9 Eylül'de Türk Ordusu izmir'e girmiş, 10 Eylül'de de Bursa alınmıştır.

Türk ordusunun bu başarısından sonra Yunanlılar mütareke yapılmasını istiyorlardı. Türk kuvvetleri daha sonra izmit ve Çanakkale dolaylarında ingiliz kuvvetleriyle karşı karşıya gelmiştir, istanbul ve Doğu Trakya'nın kurtarılması için bu engelin aşılması gerekmekteydi. Yeni bir savaşı istemeyen Fransızlar ve italyanlar, ingilizleri politik alanda yalnız bırakmışlardı.

Bunun ardından Türk askerleri 24 Eylül'de Boğazlar Bölgesine girdiler, ingilizlerin çekilmeleri isteklerini kabul etmediler; çatışma bir an meselesiydi. ingiliz kabinesi konu üzerinde fikir birliği içinde değildi, istanbul'da itilaf devletleri komutanı olan ingiliz Generali Harrington kendi askerlerinin Türklere ateş açmalarını engelledi, kabineyi gereksiz bir serüven konusunda uyardı ve Mustafa Kemal'e bir çatışına çıkarmadığı taktirde isteklerini bir barış konferansında elde edebileceğini bildirdi. Onun uyarıları sonunda 27 Eylül'de Yunan donanması istanbul'dan ayrıldı. Aynı gün Kral Konstantin de devrildi ve Atina'da yeni bir rejim başa geçti, ingiliz kabinesi Yunanlıları Trakya'da Meriç nehri gerisine çekilmeye zorlama kararı aldı, Yunanlılar çekilmeye başladılar. Bunun üzerine Mustafa Kemal ingilizlerle ateşkes görüşmelerinin başlamasını kararlaştırdı (29 Eylül). Böylece bunalım atlatılmış oldu. Misak-ı Milli artık gerçekleştirilmiş sayılırdı. Yunanlıların bundan sonra zafer kazanmaları için büyük bir müdahale gerekirdi ki, ingiltere artık bunu göze alamazdı. Türk istiklal Harbi hedefine erişmişti. Anadolu düşmandan temizlenmiş, Doğu Trakya boşaltılıyordu. Mustafa Kemal 2 Ekim'de Ankara'ya döndü. Artık savaş bitmiş, Türkler zafere ulaşmışlardı. 3-11 Ekim 1922 tarihlerinde Mudanya'da yapılan görüşmelerle ateşkes imzalandı.

Türkiye, 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşmasını imzalayarak Türk milletinin varlığını bütün dünyaya kabul ettirmiş, yeni Türk Devleti tam bağımsızlığını kazanmıştır.

GÜNEY CEPHESİ

Mondros Mütarekesinin yürürlüğe girmesinden bir süre sonra, ingilizler ve Fransızlar birtakım bahanelerle bazı bölgeleri işgale başlamışlardır.lngilizfer Kilis(6 Aralık 1918 ), Antep (17 Aralık 1918,) Maraş (22 Şubat 1919) ve Urfa (24 Mart 1919)'ya girmişlerdir.ist6.JPG

Mondros Mütarekesine göre ingiliz kuvvetlerinin Suriye'den çekilmesinden sonra, bu bölgeyi teslim alan Fransız kuvvetleri Suriye'den sonra Adana bölgesini işgale başlamışlardır. Fransızlar, ilk olarak iskenderun'dan kendi komutalarında ki Ermenilerden kurulu bir taburla Dörtyol'a girmişler, 17 Aralık 1918'de Mersin'den çıkarılarak Adana'ya gönderilmişlerdi.

Adana bölgesinde siyasi olayların ağırlık merkezi Türk halkını itaat altına almak, Ermenileri bu bölgeye yerleştirerek Türk çoğunluğunu ve egemenliğini ortadan kaldırmak ve böylece Fransız işgalini kökleştirmek amacı etrafında toplanıyordu. Bu yüzden azınlıklar taşkınlık yapmaya başlamışlardı. Bunların arasında en taşkını Ermenilerdi. Çünkü Ermenilerin hayellerini süsleyen Büyük Ermenistan sınırları içine Doğu Anadolu gibi ,Kilikya bölgesi de giriyordu.

Ancak ne varki Ermenilerin hayalleri kısa sürdü.Türkler karşısında tutunamayan Ermeniler ilk önce Maraştan (11-12 Şubat 1920) çekilmek zorunda kalmışlardır.Ardından Urfa(11 Nisan 1920) ve Antep (8 Şubat 1921)Fransızların işgalinden kurtarılmıştır.

Bu başarılar karşısında Fransızlar bölgeye hakim olamayacağını anlamış ve Türklerle barış masasına oturarak Ankara Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmışlardır (20 Ekim 1921).

KAFKAS (DOĞU) CEPHESiist7.JPG

İSTİKLAL HARBİ ESNASINDA DOĞU CEPHESI'NDE BULUNAN BİRLİKLER

3 NCÜ KAFKAS TÜMENİ

KOMUTANI :Yarbay Halil

KARARGAHI:Girekösek

BiRLiKLERi:7 nci, 8 nci, 11 nci Kafkas Piyade Alaylarıyla, 3 ncü Topçu Alayı, süvari ve sıhhiye bölükleridir.

9 NCU KAFKAS TÜMENİ

KOMUTANI :Albay Rüştü

KARARGAHI: Erzurum

BİRLİKLERİ:17 nci,18 nci ve 29 ncu Kafkas Piyade Alaylarıyla, 9 ncu Topçu Alayı, sıhhiye ve süvari bölükleridir.

11 NCİ KAFKAS TÜMENİ

KOMUTANI:Yarbay Cavit

KARARGAHI:Van

BIRLIKLERI:18 nci, 33 ncü, 34 ncü Kafkas Piyade Alaylarıyla, 11 nci Topçu Alayı, süvari ve sıhhiye bölükleridir.

12 NCİ TÜMEN

KOMUTANI:Yarbay Osman Nuri

KARARGAHI:Ali Çeyrek

BİRLİKLERİ:34 nci, 35 nci ve 36 nci Piyade Alaylarıyla 12 nci Topçu Alay ı,süvari ve sıhhiye bölüğü idi.

15 NCl KOLORDU BAĞLI BiRLiKLERi

15 nci Piyade, Süvari, Topçu Alayları ve 15 nci istihkam, inşaat, Ulaştırma Taburu ve 11 nci Ulaştırma

Taburudur.

DOĞU CEPHESİ

Birinci Dünya savaşı sonrasında Doğu Anadolu'da Ermeniler ve Kürtler bağımsız birer devlet kurmak istiyorlardı. Ancak Doğu Anadolu'da Kürt ve Ermeni çıkarları çatışmaya başlamıştır. Ermenilerin yapabilecekleri çirkin şeyleri sezen Kürtler Türk-Kürt birliğine sarılarak 15 nci Kolordunun safları içinde Ermenilere karşı canla başla çarpışmaya başlamışlardır..

Bu sıralarda ise 3 ncü Kafkas Tümeni Pontus meselesini halletmek üzere Trabzon'a kaydırılmıştır.

Ermeniler, ilk olarak Büyük Ermenistan Devleti kurma fikirleriyle kendilerini Paris Barış Konferansında gösterdiler.

Ermenilerin amacı; Güneydoğuda, Kilikya ve Maraş'la birlikte, Doğu Anadolu'da altı ili (Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Trabzon) ele geçirerek bağımsız bir devlet kurmaktı, itilaf devletleri ise Ermenilere sürekli arka çıkarak onları destekliyorlardı.

itilaf devletlerinden yüz bulan Ermeniler, almış oldukları destekle birlikte, dünyada eşine rastlanılmayan bir soykırım hareketine giriştiler.Bu durum karşısında, bölge halkı Ermeni mezalimine bir son vermek için teşkilatlanmaya başladı..

Kazım Karabekir'in 15 nci Kolordu Komutanı olarak Erzurum'a gelişiyle bölgedeki teşkilatlanma hızı artmaya başlamıştır.Fakat Mondros'ta kabul edilen şartları bahane ederek, askerlerden arındırılan toprakları işgal etmeye başlamış olan Ermeniler, ingilizleri de arkalarına alarak Türkleri yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

O sıralarda bölgede bulunan 15 nci Kolordunun sorumluluk alanı Van, Erzurum ve Trabzon illeri ile bunların kısmen batıya doğru derinliklerini teşkil ediyordu. Bu Kolordunun kuruluşunda 3 ncü, 9 ncu 11 nci Kafkas Tümenleri ve 12 nci Tümen ve kolorduya bağlı diğer birlikler vardı.Bu sırada ingilizler bölgedeki Ermenilere silah yardımı yaparken bir yandan da Türklerin ellerinde olan silahları almaya çalışıyordu.

Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa Türk Milli Hareketinin gelişmesiyle doğuda Bolşeviklerle işbirliği sağlanabileceğini düşünüyordu.Bu nedenle 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Batıyla ilişkileri zayıflayan Rusya ile anlaşma yoluna gidildi.Böylelikle sınırların güvenliği sağlanarak Rusya'dan silah yardımı alındı. Daha sonra Doğu Cephesi Kumandanlığınca, Ermenistan'a yapılacak taarruzun tarihi 23 Haziran 1920 olarak kararlaştınldı.Bu taarruz planına göre; asıl taarruz 9 ncu Kafkas ve 12 nci Tümenlerle Sarıkamış istikametine yapılacak, 11 nci Kafkas Tümeni ile Aşiret Alayları da emrinde olarak Karaköse-Kağızman istikametine taarruzla Kağızman bölgesi işgal edilecek, 3 ncu Kafkas Tümenine de duruma göre ayrıca emir verilecekti.

Taarruza 28 Eylül 1920'de başlanmıstır. Türk Ordusunun gösterdiği dirayetli tutum ve eşi görülmemiş mücadele sonrasında Ermeni direnişi kırılmış ve 3 Aralık 1920'de imzalanan Gümrü Barış Antlaşması ile sona ermiştir.

Bu başarı sayesinde Doğu Cephesinde serbest kalan kuvvetlerimizin, Türk Milletinin kaderinin tayini bakımından kesin sonuç yeri olan Batı Cephesi'ne alınarak Yunanlılara karşı kullanılmıştır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinde kaybedilmiş olan yurt toprakları, Batum ve Ardahan bölgeleri hariç, tekrar Anayurda katılmış, yeni Türk Devleti, devletlerarası ilk antlaşmasını yapmak suretiyle siyasi varlığını ispatlamıştır. Doğuda Ermeniler'e karşı yürütülen harekatın en önemli kısımlarından birini de Sarıkamış Harekatı oluşturmaktadır. Bu nedenle de bu harekata kısaca bir göz atmak gerekmektedir.ist8.JPG

SARIKAMIŞ HAREKATI

1920 yılı ikinci yarısında, Sovyetler'in şüphe çeken çok yönlü siyasi tutumu,

Kızılordu ile iş birliği yapılamaması, Sovyet elçilik heyetinin Türkiye'de komünizm propagandası yapmalarının tespit edilmesi gibi olaylar ve Batı Cephesi'nde duyulan askeri ihtiyaçlar karşısında, Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyve Reisliği, Ermenistan meselesini bir an önce çözmek üzere TBMM tarafından Doğu Cephesi Kumandanlığına yetki verilmiştir(20 Eylül 1920). Taarruz için hazırlanan harekat planın ana çizgilerine göre asıl taarruz 9 ncu Kafkas ve 12 nci Tümenlerle Sarıkamış genel istikametinde yapılacak, başlangıçta Karakurt-Sarıkamış-Allahuekber hattı ele geçirilecek, Oltu bölgesinde ki kuvvetle asıl taarruzun sol yanı korunacak ve 11 nci Kafkas Tümeni ile Aşiret Alayları da emrinde olarak Karaköse-Kağızman istikametine taarruzla Kağızman bölgesi işgal edilecek, Trabzon bölgesinde görevli bulunan 3 ncü Kafkas Tümenine, duruma göre ayrıca emir verilecekti.

Sarıkamış Harekatına; 12 nci Tümen, Orta Kale Milli Şura Kuvvetleri, 6 ncı Aşiret Alayı, 5 nci Aşiret Alayı, 34 ncü Alay, 35 nci Piyade Alayı ile 9 nci Kafkas Tümeni 17 nci Piyade Alayı, 29 ncu Piyade Alayı ve bölgede oturan Türk halkı da bütün benliği ve gücüyle katılmıştır.

Doğu Cephesi Komutanlığından taarruz emrini alan 12 nci Tümen Komutanlığı 26 Eylül 1920'de taarruz için ilk etapda Ermeni birliklerinin yerlerini saptamış ardından 9 ncu Kafkas Tümeni ile 12 nci Tümen birlikleri 27-28 Eylül 1920'den itibaren taarruza başlama kararı alarak gerekli planlar yapılarak Hazırlıklarını tamamlamıştı. Harekele geçen 12 nci Tümen 6 ncı Aşiret Alayı Başköy, Karapınar, Karakurt ve Karakilise'yi. 34 ncü Alay Sürphaç Dağını,35 nci Piyade Alayı Harun Dağını, 36 ncı Piyade Alayı Çavdar ve Köroğlu Dağlarını ve Hüseyin Ağayurt Dağını işgal ettiler.

9 ncu Kafkas Tümeni ise giriştiği harekat sonucunda Kumru Dağını Verişan-Başköy batı sırtlarını işgal ettiler.

Bütün bu olaylar devam ederken Sarıkamış'ın Ermenilerin işgalinde olup olmadığı bilinmemekte idi. 12 nci Tümenin 29 Eylül harekatı için birliklerine emir verdiği sıralarda Ermeni kuvvetlerinin 28-29 Eylül gecesi bütün cepheden ve Sarıkamış'tan çekildiğini ve Azerbaycan Süvari Alayı'nın 29 Eylül 1920 saat 5:00'te Sarıkamış'ı muharebesiz olarak ele geçirdiği öğrenildi.

Sarıkamış'ın ele geçirilmesinden sonra Ermeniler üzerine yürüyen Türk ordusunun kararlılığı artmış ve bölgedeki Ermenileri temizleyerek Kars ve çevresini düşman işgalinden kurtarmıştır.

KORE SAVAŞI  (1950-1953)

Kore Harbi Öncesi Siyasi Durum:

1948-1949 yılına girildiği sıralarda birleştirilememiş olan iki Kore Cumhuriyeti arasındaki anlaşmazlık, rejimlerdeki ayrılık yüzünden, özellikle Sovyet ve Amerikan askerî birliklerinin bölgeden çekilmesinden sonra öldürücü bir düşmanlık halini almıştır.

Savaş öncesinde taraflar arasında ikili anlaşmalar yapılmış ve bu anlaşmalardan Amerika'nın Güney Kore'yi Sovyetlerin ise Kuzey Kore'yi destekledikleri ve korudukları açıkça görülüyordu.

kore.jpg

Türkiye'nin Savaşa Katılması:

27 Haziran 1950'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kore'de komünist tecavüzüne karşı Güney Kore'ye yardım etmeleri için üye devletlere müracaata karar vererek durumu bu devletlere telgrafla bildirdi. Aynı gün ABD Başkanı bu isteğe cevap olarak kendi kuvvetlerine Kore Cumhuriyeti Hükümetine yardım etmeleri emrini verdi.

29 Haziran 1950'de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Birleşmiş Milletler genel sekreterinin telgrafına verdiği cevapta "Birleşmiş Milletlerin bir üyesi sıfatıyla, deruhte eylemiş bulunduğu taahhütleri, mevcut hükümler dahilinde ve azami samimiyetle yerine getirmeye hazır olduğunu bildirdi."

1 nci Türk Tugayı (Tugaya Atanan Komuta Heyeti):

1O Ağustos 1950'de Birleşmiş Milletler Kore Türk Tugayı Komutanlığına 2 nci Zırhlı Tugay Komutanı Süvari Tuğgeneral Tahsin Yazıcı ve Kurmay Başkanlığına Kurmay Yarbay Selahattin Tokay atanmıştır.

Tugay'ın Teşkili ve intikali:

Bu birlik bir komutanlık karargahıyla üç piyade taburlu 241 nci Piyade Alayından, üç bataryalı bir motorlu topçu taburundan ve gerekli yardımcı birliklerden meydana gelmiş bir tugaydır.

Türk Tugayı iskenderun'dan Kore'ye gemilerle hareket ederek 21 günlük yolculuk sonucu 19 Ekim 1950'de karaya çıktı.

Türk Tugayı'nın Kunu-ri Muharebelerine Kadar Aldığı Görevler:

Türk Tugayının çetin savaşlara katılacağı günler yaklaşıyordu. 25 nci Tümenin talimatı gereğince Türk Tugayı 22 Kasım 1950'de Chagdan bölgesinden kuzeye hareketle 9 ncu Amerikan Kolordusunun sağ kanadı gerisinde toplanacaktı. Bu nedenle motorlu Türk Topçu Taburu 25 nci Amerikan Tümeninin taarruzunu desteklemek üzere bu tümenin gerisinde diğer Amerikan topçularıyla birlikte yerleşmişti.Taarruz, plana göre 24 Kasım 1950'de başlamış ve gelişmişti.

Kunu-ri Muharebeleri (26-30 Kasım 1950):

26 Kasım 1950 günü Kızıl Çin karşı taarruza geçti ve Tokehon bölgesinin sarılması üzerine 9 ncu Kolordu Komutanı Tümgeneral John b.Coulter Türk Tugayı komutanına "kuşatılmak" istemediğini ve Tugay'ın bir an önce Tokehon üzerine yürümesini ve Topçu Taburunun kendisine iade edilmesini istemiştir. Ayrıca diğer bir vazifesi de Tockhon'dan kuzeybatıya 2 nci Amerikan tümeninin Kızıl Çin taarruzu karşısında geriye kırılan sağ kanadına giden yolları emniyet altına almaktı.

Wawon Muharebesi (28 Kasım 1950):

Tugay Tockhon istikametine ilerlerken emir gereği Wawon Boğazı'nda ordugahlarda bulunan Türk birlikleri silah başı ettiler. Düşman da gece olmasına rağmen tugay birliklerini takip edip gün ağarırken 10 ncu bölüğümüze taarruz etmiş ve böylece savaşa girilmiş ve Wawon Muharebesi kazanılmıştır.

Sinnim-ni Baskını Muharebesi (29 Kasım 1950):

28 Kasım 1950 akşamı Türk birlikleri Wawon dolaylarında   Sinnim-ni'ye çekildiler. Düşman 28-29 Kasım gecesi tekrar taarruza geçti ve çetin bir mücadele sonunda Sinnim-ni düşman hakimiyetine geçti.

Kaechon Muharebesi (29 Kasım 1950):

Sinnim-ni'de mücadele eden birliklerin yanısıra geriye çekilen gruplar Sinnim-ni'nin 3 km. güneybatısındaki Kaechon bölgesinde mevzilenmeye başladı. Daha sonra ilerleyen düşman bu bölgedeki birliklere saldırmaya başladı. Bu saldırılara şiddetle karşılık verildi. Neticede Türk Tugayı 28 Kasım

1950'de, Wawon'da bir gün, 28-29 Kasım 1950'de Sınnım-ni'de bütün bir gece, 29 Kasım 1950'de Sinnim-ni-Kaechon bölgesinde bütün bir gün savaşmış, neticede 9 ncu Kolordunun yan ve gerilerine doğru ilerlemek isteyen büyük düşman kuvvetlerine karşı savaşarak vazifesini yapmış ve 8 nci Ordunun geri çekilmesi için en az iki gün kazandırmıştır.

Kunu-ri Bogazı Muharebesi (29-30 Kasım1950):

Tokchan ve Kaechon dolaylarından güneye ve batıya doğru ilerleyen düşman daha evvel bu boğazı tutmuştu.Bu birlikler kendilerine yol açmak için çok çetin bir şekilde verdikleri kanlı mücadeleler sonunda bu boğaz geçilebildi.

Türk Tugayı bu bölgede 8 nci Ordunun geri çekilmesine de yardımcı olmuştur. Ayrıca Tugay hem savaşa hem de taarruz hareketlerine iştirak etmiş, 109,431, 156 ve 185 Rakımlı Tepe muharebelerinde de büyük başarılar sağlamıştır,

Kumyangjang Muharebesi (24 Ocak 1951):

Bu muharebe Türk Tugayının, ordunun genel durumuna müessir ve faydalı ikinci muharebesidir. Birincisi ise Kunu-ri Muharebesi idi.

Hant'an Nehri Muharebesi (10 Nisan 1951):

Kapatılan bu bölge Türk Kuvvetlerinin başarılı operasyonlarıyla geçilmiştir.

ikinci Değiştirme Tugayları (16 Kasım 1951-20 Ağustos 1952):

16 Kasım 1951'de ikinci değiştirme Tugayı, birinci Tugayın yerini almak üzere hazırlıklarını tamamlamış ve görevine başlamıştır.

Bu Tugay 1052 Rakımlı Tepe'de mevzilenmış düşmanın yoğun saldırılarına karşı başarıyla mücadele etmiş, ayrıca diğer birliklerin tahkimlerinde ve çeşitli planlarda yer alarak görevini sürdürmüştür.

Üçüncü Değiştirme Tugayı (20 Ağustos 1952-27 Temmuz 1953):

İkinci Değiştirme Tugayının Kore'den hareketi devam ederken bundan cephe sorumluluğu Üçüncü Değiştirme Tugayına devredilmiştir.

Türk birlikleri mevzi tahkimatlarının tamamlanması, savunulması ve bazı birliklerinin eğitim maksadıyla Amerikan birliklerinin yanına gönderilmesi gibi geniş kapsamlı bir planla uğraşmıştır.

20 Ocak 1953'te ihtiyata alınan Türk birlikleri mütareke müzakereleri sürerken bu mevzilerde eğitimlerine devam etmişlerdir.

1953'te müzakereler sürerken Doğu ve Batı Berlin ileri Karakol Savaşları,Wegas,Elko,Karsan Muharebesi İleri Karakol Savaşları (28-29 Mayıs 1953) yapılmış ve bu muharebelerde yıpranmış olan Türk birlikleri mevzilerinin yarısını Amerikan kuvvetlerine teslim etmiş 6 temmuz 1953'te Dördüncü Değiştirme Tugayının gelen kafileleriyle yer değiştirmiştir (1953).

iki taraf da her türlü muharebe teşebbüslerinin beyhude kan dökmekten başka bir netice vermeyeceğine kani olduktan sonra 27 Temmuz 1953'te mütarekeyi imzalamışlardır.

Mütarekenin askeri maddeleri gereğince iki taraf Kore'ye askeri takviye göndermeyecek, hava harekatı yapmayacak, silah ve malzemece kuvvetlendirilmeyecek, halen işgal ettikleri mevzileri terk ederek geri çekileceklerdi.

Kore Harbinde Verilen Esir Miktarları:

Amerikalılar 7190 esir, ingilizler 980, Türkler ise 234 esir vermiştir.

Bu esaret esnasında Amerika ve ingiliz esirlerinin büyük çoğunluğu düşmanla işbirliği yapmış, Türkler ise asla böyle bir yola başvurmamış ve sağ olarak kalmışlardır. Üç yıl süren harp sonunda Kore'de Türk Kuvvetlen 14.936 askerle çarpışmıştır. Muharebelere katılan üç tugayımızın verdiği şehit miktarı 721 kişidir. Halen Pusan Şehitliğinde 462 Türk şehidi yatmaktadır. Harbin sona ermesinden sonra 1960 yılına kadar. Türkiye Kore'ye bir tugay göndermiş ve en son giden 10 ncu Tugay olmuştur.

KIBRIS TÜRK BARIŞ HAREKATI

kibris.JPG

Kıbrıs Türk Barış Harekatının en önemli nedeni; Megali İdea'nın bir parçası olan Enosise engel olmaktır.

20 Temmuz Barış Harekatının Gelişimi:

Türkiye 15 Temmuz'da, Yunan subayları ve fanatik Eokacılar yönetimindeki Milli Muhafız Ordusu'nun Kıbrıs'ta darbe hareketine girişmesi üzerine Garanti Anlaşmaları uyarınca müdahale hazırlıklarına başladı.

16 Temmuz 1974'te Türkiye ingiltere'ye bir nota vererek durumu bildirir. Londra'da yapılan görüşmeler sonuç vermez ve Türkiye Hükümeti müdahalenin nedenlerini ortaya koyarak 20 Temmuz 1974 sabahı harekatı başlatır.

Askeri durum tamamen Türk kuvvetlerinin lehine olup Lefkoşa'dan Küçük Kaymaklı'ya kadar ilerleyen birlikler Büyük Kaymaklı hattında dururlar.

Girne'de, Batı'da Lopta'ya kadar ulaşılmış, Girne, Dikoma, Sıharı ve Vuno elegeçirilmiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 20 Temmuz'da toplanır ve ateşkes yapılması doğrultusunda bir karar alır. Türkiye, Güvenlik Konseyi'nin çağrısına uyarak 22 Temmuz'dan itibaren karara uyacağını açıklar.

Cenevre Görüşmeleri (25-30 Temmuz 1974)

Taraflar arasında anlaşma imzalanır ancak Rum ve Yunan tarafı anlaşmaya sadık kalmaz, Türk birlikleri tekrar harekata geçerek Magosa ve Lefke'ye varmışlar ve böylece harekat amacına ulaşmıştır. 16 Ağustos 1974'le yapılan ikinci Cenevre Anlaşması uyarınca Türkiye bütün bölgelerde ateşkese uyacağını açıklar. Bu anlaşma gereğince, Kıbrıs Cumhuriyetinde fiiliyatta Türk ve Rum olmak üzere iki muhtar idarenin mevcut bulunduğu karara bağlanmıştır.

20 Temmuz Barış Harekatının Sonuçları-.

Bu harekat siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan pek çok hayati sonuçlar doğurmuştur. Bunların en önemlileri 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin kurulması ve 31 Temmuz-2 Ağustos 1975 tarihleri arasındaki Viyana Anlaşması çerçevesinde yapılan nüfus mübadelesidır.

Kıbrıs Türk Federe Devletinin ilanı (13 Şubat 1975):

Dışta fiilen Kıbrıs Rum Toplumu ve Kıbrıs Türk Toplumu diye iki muhtar idarenin varlığı kabul edilmiştir, içte ise; Kıbrıs Türk Toplumunun varlığını korumak, toplumun can ve mal güvenliğini sağlamak, Rum Toplumunun, her iki tarafa da tanınan hak ve özgürlükleri Türk Toplumu ile paylaşmak istememesi ve uzlaşmaz bir tutum sergilemesinden dolayı Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin kurulmasına karar verilmişlir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kurulması:

Rum liderlerinin eşitliğe, ortaklığa dayanan bir barışa yanaşmaması ve uluslararası platformlarda Türk Halkını köşeye sıkıştırmaya ve tüm uyarılara karşı Birleşmiş Milletlerde Kıbrıs Türkleri aleyhine sert kararlar çıkarttırmaya çalışması ve kendilerini Kıbrıs hükümeti olarak kabul ettirmeleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilanını kaçınılmaz hale getirmiştir.

Nihayet 15 Kasım 1985'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

Kaynak: Şehitlerimiz CD'si - MSB Arşiv Müdürlüğü

Tarih:26 11 2008 17:29(6069) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Boyabat Kalesini Gezelim mi?


Hisar Tuğla Eleman Aranıyor


Eğitim-Öğretim


15 Eylül 1928


A’dan Z’ye Şarbon…


2014 Yılı Sinop İlçeleri Belediye Başkanlığı Seçim Sonuçları


Sonuna kadar okuyun ve yazının başlığını siz atın!


Hiç Bir Şey Kolay Kazanılmadı!..


Boyabat Gazetesi'ne ASİLDER'den Ziyaret


Dolardan Bana Ne


Şehit Sadık Aparangil'in Hanımı Fatma Aparangil Ağlattı


Çok Mu Zor?


İmar Barışı üzerine bir değerlendirme


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kıbrıs, İskenderun ve Hatay Gezisi Fotoğrafları-4


Azmin Zaferi İnandık ve Kazandık


Sinop MHP diyor


Döndü Hanım


İbretle Okuyunuz!


Boğazda Can Pazarı


Zamanım!


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Eylül ayı ziyaretci sayısı:794572 DtGaNi

* ANASAYFA *