E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
0105_DoganSezgin1.jpg

Kış geldi, yine gönlüm hoş değil!


Şüphesiz her mevsimin kendine has güzellikleri, insanlara sayısız armağanları vardır. Buna bir itirazım yok.

Karın yağması tabiatın bembeyaz bir örtüye bürünmesi, eşsiz bir görüntü verir. Okulların tatil olması, kartopu oynanması, kızak kaymalar... Bunlar hep kışın, karın güzellikleridir.

Kar bol su, bolluk, bereket demektir. Bu, Yaratanın bize verdiği en güzel armağanlardan biridir.

Karla örtülü tabiatın güzel görüntüsü beni de çok etkiler. Etkiler ama soğuk ve kar benim hep içimi burkar. Neden mi? Bunu sizlerle paylaşayım. Belki az da olsa bana hak verirsiniz. Haksızsın hocam derseniz ona da eyvallah, ona da saygım var. Sizin canınız sağ olsun.

Karlı bir kış günü yolculuğu sırasında babam üşütüp zatürree oldu ve maalesef bir daha düzelemedi. Ben henüz 10 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Çok ama çok sevdiğim babama doyamamıştım. Elinden tutup istediğim gibi gezememiştim. Arkadaşlarım babaları ile dolaşırken ben sadece onlara imrenerek bakmakla yetiniyordum. O zaman karakışla aramıza soğukluk girdi. Boşuna karakış dememişler.

İşte bunun için sevmiyorum kışı.


* * *


Babamı kaybedeli çok az bir zaman olmuştu. Abim ve ablam şehir dışında oldukları için annemle ben yalnızdık. Bir pazar sabahı uyandığımda her tarafın bembeyaz olduğunu gördüm. Üç katlı evimizin camından dışarı bakıyordum. Manzara gerçekten harikaydı. Her çocuk gibi ben de çok sevinmiştim. Annem kahvaltı hazırlıyordu. Ben de kahvaltıdan sonra sokağa çıkmanın planlarını yapıyordum. Nedense o anda büyüklerimden duyduğum bir söz aklıma geldi.

"Allah fakire, fukaraya sen acı" dedim.

Bu sözüm üzerine rahmetli annem de "Oğlum Allah onlara acısın elbette ama bize kim acıyacak odunumuz bitti" cevabını verdi.

"Anne bizim paramız var alırız" dedim.

"Oğlum parayı sobaya atarsak ısınamayız" dedi.

O yıllarda kömür henüz memleketimizde yok. İstediğiniz zaman odun bulamıyorsunuz. Ancak sabah ezanında köylerden merkeplerle çok az miktarda odun geliyor. Yakaladın yakaladın, yakalayamadıysan bir gün sonraya kaldın.

Küçük yüreğim burkuldu. Artık babam da yoktu. Birden içimi hüzün kapladı. Korkmuştum ya odun bulamazsak ne yapardık?

O zaman paranın her şey olmadığını anladım ve bu benim hayatımı hep etkiledi. Babam olsaydı ne gam.

Daha sonra sağ olsunlar ailenin büyükleri odunumuzu satın alıverdiler. Rahatlamıştım ama o an yok mu? O an, hep içimde kaldı, aradan yaklaşık 45 yıl geçmesine rağmen"

Bunun için kış ve kar benim içimi burkar.


* * *


1975 Yılında Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ni kazandım. Okula kaydımı yaptırdım. Ama yurt yok. Kimseyi tanımıyorum, ev tutamam. Zaten öğrenciye ev kolay kolay verilmiyor. Kayıt yaptırırken bir arkadaşla tanıştık. Birlikte kesemize uygun otel aradık. Ne kadar kalacağımızı bilemediğimiz için kaloriferli otelde kalmaya cesaret edemedik. Ancak sobası dış salonda olan bir otel bulabildik.

Bir sonbahar günü sayım var sokağa çıkma yasağı olacak denildi. Biz bir gün önce hazırlığımızı yaptık. Ekmeğimizi peynirimizi aldık. Aklımızca her şey tamamdı. Yemekten kurtaralım diye biraz geç kalktık. Bir öğün kar kardır. Canımız sıkıldıkça yedik. Bir süre sonra yiyecekler bitti. Otelde çay yok. Bir bardak çay olsa yetecek ama her taraf tam takır. Hava soğumaya başladı tabii bizde üşümeye başladık. Açlık bir taraftan üşüme bir taraftan. Sobayı yaktırsak otel sahibi yok. Biz yaksak odunluk kale kapısı gibi girmenin imkânı yok. Acıktıkça daha da üşüdük. Neyse akşam beş oldu. Doğru ok gibi açık lokantaya koştuk. Oh çok şükür karnımız doydu. Artan ekmeğimizi de aldık gece yiyeceğiz. Lokantadan çıktık Konya'nın müthiş soğuğu bizi karşıladı. Tekrar üşümeye başladık. Otelimizde bayağı uzaktaydı. Yolda nöbetçi eczanenin önünden geçerken yanan gaz sobasını gördük. Dışardan yanan sobayı seyrettik. O sobanın alevi hala gözümün önünde. Yılan gibi kıvrılıyordu mübarek. Sobaya çok az bakabildik. Seyrettiğimiz vitrin ne ayakkabı, ne de konfeksiyon vitriniydi. Daha fazla yanan alevi seyretmeye utandık. İkimizde biz öğrenciyiz çok üşüdük ısınabilir miyiz diye rica etmek cesaretini gösteremedik. Otele geldik. Otel sahibi gelmişti. Rica minnet sobayı yaktırdık. Ancak kömür sobasında yanan odun ne kadar ısıtırsa o kadar ısındık. Odamıza hiç faydası olmadı. Battaniyeye sarılıp bir iki saat oturduk. Acıktığımızda yavan ekmeğimizi kebap keyfiyle yedik. Titrediğim geceyi hala unutamıyorum. Ocak ayında siz o odanın halini düşünün. Bir süre sonra kaloriferli eve çıktık, her şey geçti ama deldi de öyle geçti.

İşte bunun için sevemiyorum kış mevsimini.


* * *


1978 Yılında öğretmen olarak Malatya'ya tayinim çıktı. Hayata atılmış, çok mutluydum. Bir süre sonra ev tutacak annemi de yanıma alacaktım.

Aralık ayının bir pazartesi sabahı annemin ağır hasta olduğu, çok acele Boyabat'a gitmem gerektiği haberi geldi. Ancak her taraf karla örtülüydü. Ne uçak kalkıyor ne de taksiciler yola çıkmaya cesaret edebiliyorlardı. O yıllarda benzin kıtlığı da işin çabası idi. Maaşımı yeni almıştım cebimde param vardı ama para işte yine işe yaramıyordu. Otobüsle birkaç aktarma yaparak, 8-9 saatlik yolu ancak 19 saatte gelebildim.

Boyabat'a geldiğimde çenesi bağlanmış annemin buz gibi yüzünü, buz gibi ellerini gözlerimden akan yaşlarla öpebildim.

‘Cennet anaların ayağının altındadır'. Bunun için son defa annemin ayağının altını öptüm. Yine ayaklarının altı buz gibiydi. Çok soğuk bir günde buz gibi toprağa kendi ellerimle annemi yerleştirdim. O aralık ayından sonra annemi hiç öpemedim. Şimdi ancak mezar taşını öpebiliyorum. Ama o da buz gibi.

İşte bunun için kış mevsimini ve kar yağışını sevemiyorum.

Camdan bakıyorum. Sabahın ayazında elleri ve yüzü morarmış, üstünde önlükten başka bir giyeceği olmayan, büzülerek okula giden küçücük çocuklar görüyorum.

İçim titriyor.

Hangisine yetişeyim?

Gücüm yetmiyor.

İşte bunun için kar ve kışı sevemiyorum.

KIŞ GELDİ. YİNE GÖNLÜM HOŞ DEĞİL.

Tarih:05 01 2011 14:58(4706) Facebook'ta Paylaş

25. Yorum: 05 01 2011 14:58

24. Yorum: NURSEFA ÖZKAN 08 09 2011 11:23
Hocam ağzınıza sağlık çok güzel duygularnızı kaleme almışsınız.Bende babamı mart ayında kaybettim.Çok duygulandım. Hocam ben istanbulda yaşıyorum ticaretle uğraşıyorum.Çok insanlarla karşılaşıyorum.Baba parasıyla bi işe yaramayan hiç bir şey olamamış insan bile olamamış insanlar var.Hiç üzülmeyin bugün bile geçmişte yaşadığınız üzüntüleri unutmamış,milyonlarca insanlara yazılarınızla hissettirebiliyorsunuz.Ya
ni insanlığınızdan hiç bir şey yitirmemişsiniz.Ben sizi tebrik ediyorum.Babanız olmadan bu günlere gelmişsiniz.Hale hizmet vermeye devam ediyorsunuz.İyi ki varsınız sizleri seviyoruz.

23. Yorum: öğrenci 21 01 2011 00:47
Sizin gibi çok değerli bir eğiticiden böylesine içten bir yazı okumak insanı hem duygulandırıyor hem de düşündürüyor. Emeğinize, yüreğinize sağlık hocam..

22. Yorum: mehmet emin özyalçın 20 01 2011 15:38
yazınızı öğrenciniz; orhan inan aracılığıyla okudum.
beğenerek okuduğum bir yazı oldu.
insanların içinden gelerek tüm sadeliği ve içtenliğiyle yazdıklarını hep severek okumuşumdur.
soğuk ve kışın sizin için böyle olumsuz bir anlamının olması bir erzurumlu olarak ilginç geldi bana.çünkü o soğukların içinde çocukluğum geçti. bizim orda orman olmadığı için tezekle ısınırdık. bir gün bir büyüğüm bana dedi ki;bu memlekette kışın hayvan yemini ve yakacağını eksik edersen kış senin için cehenneme döner.
ama hocam yazdıklarınız gerçekten çok içten ve bir çok kişinin yaşadıklarını yansıtıyor... bir şeylerin hayalini kurarken ve elde ettiğimizde işimize yaramaması ne garip değilmi?
saygılarımla
mehmet emin özyalçın

21. Yorum: bülent bükcüoğlu 19 01 2011 22:20
çok değerli doğan hocam... elinize dilinize sağlık... öğrenciniz olduğum için hep gurur duydum ve duyuyorumda.. saygılar sunar ellerinizden öperim...

20. Yorum: orhan inan 19 01 2011 13:25
hocam beni cok duygulandırdın.annelerin ayaklarının altı öpülür hocam dogru sizin gibi yürekli insanlar bizlere her zaman ihtiya var hocam.ellerinizden öpüyorum.orhan inan

19. Yorum: yunus kurt 07 01 2011 11:33
hocam eline gönlüne sağlık yazın güzel okudukca senin yaşadıklarını yaşadım zaten seni ancak ben anlarım ben osman köyünün en fakir ailesinin cocuğuyum onun icin seni ben anların geçti be hocam canın sağ olsun

18. Yorum: muhsin küçük 07 01 2011 05:21
Bu sene hakikaten sert geçen kış mevsiminin cidden soğuk bir gecesinde, yüzlerce kilometre ötelerden insana insan sıcaklığını hissettiren harika bir yazı. ( Bir kaç ifade hatası üzerinde durmuyor, bir dörtlük sunuyorum. )
Ne Malatya'dan çıkan gezgin yazmıştır,
Ne Boyabat'dan bıkan bezgin yazmıştır,
Eksi birde ısıtan sıcak yazıyı
Adam evlâdı Doğan Sezgin yazmıştır!

17. Yorum: M.İbrahim SERÇE 06 01 2011 12:38
Hocam elinize yüreğinixe sağlık anlattıklarınız bir anıdan çok daha öte... Allah anne ve babanıza gani gani rahmet etsin size de uzun ömürler versin.Bu hayırsız öğrenciniz ellerinizden öper...

16. Yorum: demet 06 01 2011 11:06
bu kadar acıya yürek dayanmaz hocam her kar yağdığında bu yazı aklıma gelecek siz çok iyi bir insansınız sizi çok seviyorum

15. Yorum: muhammed yılmaz 06 01 2011 06:46
doğan hocam yazınızı okurken sanki o olayları ben yaşıyorum gibi geldi elinize kolunuza sağlık Allah size uzun ömür versin

14. Yorum: m korfal 06 01 2011 02:13
doğan dayı çok güzel bi yazı olmuş... eline sağlık...

13. Yorum: Celal Çatal 06 01 2011 01:55
Doğan Hocam, yüreğinize sağlık, Devam.... Devam.....Devam.....

12. Yorum: satuk buğra 05 01 2011 22:28
Hocam hatırlıyorum da kış günlerinde diğer hocalardan farklı olarak, elleriniz sımsıkı yumruk olmuş ve çok gergin bir girişiniz vardı sınıfa, demek bu yüzdendi. o zamanlar nerden bilirdik ki insanları tanımanın sadece bakmakla olmadığını...hoş o zamanlar anlatsanız da anlamazdık ya. ceddinize rahmet sizlere uzun ömürler dilerim...

11. Yorum: zuleyha SAGLAMOZ 05 01 2011 20:16
hocam ne guzel yazmissin allah rahmet eylesin annenize boyle bir anisi olan tabiki kis mevsimini sevmez

10. Yorum: Yazık 05 01 2011 19:53
böyle güzel bir yazıya , bu kadar lakayıt bir yorum insana da gerçekten ne adam denir...

9. Yorum: sulu göz 05 01 2011 19:52
5.yorumcu ne adam.iyi güzel de hep hamamda mı yatıyodun.hamamdan çıkınca ne oluyordun.hanyayı konyayı görüyomuydun.

8. Yorum: CAN 05 01 2011 19:31
Hocam elinize kolunuza sağlık gözlerimiz doldu okurken :(((

7. Yorum: sulu göz 05 01 2011 18:59
ağlamayan varsa parmak kaldırsın.yaktın bizi doğan hoca.

6. Yorum: ne adam 05 01 2011 18:35
-Ben üsüyünce hep hamama giderdim.Sonralari solar cikti gerek kalmadi
artik kisinda yazlari yasiyoruz.

5. Yorum: Ayşe ŞAHİN 05 01 2011 16:45
Hocam spor ilgi alanım değil ama, sizin hatıralarınızı anlattığınız yazıları takip ediyorum.Zaman zaman tebessüm ediyor, zaman zaman gözyaşı döküyorum bugün olduğu gibi.Neyse ki artık bir tıkla yazılarınıza ulaşabileceğiz.Selam ve saygılarımla..

4. Yorum: Deniz 05 01 2011 16:11
Hocam değiniz gibi mevsimlerin kendine has güzellikleri var.yaşadıklarınızı okuduktan sonra kış mevsimini sevmeniz beklenemez.eğitim hayatınız ve sonrasında karşılaştığınız zorluklar unutulur gibi değil.unutmadığınız ve yaşadıklarınızı bizimle paylaştığınız için size teşekkür ederiz.bizlerin şuanki uygun ortamda yaşamamızda sizin gibi eğitimcilerin faydası olduğunu düşünüyorum. bunu sizin öğrenciniz olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim.

3. Yorum: Deniz 05 01 2011 16:10
Hocam değiniz gibi mevsimlerin kendine has güzellikleri var.yaşadıklarınızı okuduktan sonra kış mevsimini sevmeniz beklenemez.eğitim hayatınız ve sonrasında karşılaştığınız zorluklar unutulur gibi değil.unutmadığınız ve yaşadıklarınızı bizimle paylaştığınız için size teşekkür ederiz.bizlerin şuanki uygun ortamda yaşamamızda sizin gibi eğitimcilerin faydası olduğunu düşünüyorum. bunu sizin öğrenciniz olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim.

2. Yorum: seda ardıç 05 01 2011 16:08
spor sayfasına bu kadar acıklı yazı konulur mu! birazdan soğukta futbol oynamanın zorluğundan bahsedecek, diye diye yazının sonuna geldim ama nafile.. ağladım mı? evet! alacağın olsun babaaa!

1. Yorum: zafer 05 01 2011 16:03
ne zorluklar ne çileler çekilmiş tebrik ederim siz güzel bir insansınız


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

İktidarın Tarım Politikaları Tarlaları Boş Bıraktı


İnancın gereği, temelleri, kriterleri


Kent Yönetiminde Kimler Olmalı


Sıladan Mektup Var-7


Engelden uzak erişilebilir hayat mümkün


Hacıçayı ve Boyabat Barajı'ndan Sonbahar Manzaraları


Firmanıza Ücretsiz Mağaza Açıp Ürünlerinizi Satabilirsiniz


Boyabatlı İki Ermeni Balkan Savaşı'nda Esir Düşmüş


17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Farkındalık Günü


Bu diyanet işleri başkanına karşı Anadolu fetvası verilmesi lazım


Yalnız Kendi Başın mı Dertli Sanırsın


Yazarımız Avukat Prof. Dr. Nurullah Aydın'ı Kaybettik


2014 Yılı Sinop İlçeleri Belediye Başkanlığı Seçim Sonuçları


Sonuna kadar okuyun ve yazının başlığını siz atın!


Boyabat Gazetesi'ne ASİLDER'den Ziyaret


Şehit Sadık Aparangil'in Hanımı Fatma Aparangil Ağlattı


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kıbrıs, İskenderun ve Hatay Gezisi Fotoğrafları-4


Döndü Hanım


Boğazda Can Pazarı


Zamanım!


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Aralık ayı ziyaretci sayısı:346433 DtGaNi

* ANASAYFA *