E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Her Sabah Döverdim

1987-1988 Eğitim-Öğretim Yılı’nda… Yarıyıl tatilinde… Tatillerini memleketleri Boyabat’ta geçiren iki öğretmen arkadaş bir akşam Yıldız Restoranda yemek yemek için; Kolaz Palas Kahvesi’nin önünde buluştuklarında da… Lokantanın önüne geldiklerinde de… Neşeli bir şekilde lokantaya girdiklerinde de çok mutlu ve huzurluydular…

Ama ne olduysa masalarına oturdukları zaman oldu. Daha doğrusu; Hüseyin Çekmece ve Nazım Uzunova isimli bu iki öğretmen arkadaştan, Nazım Uzunova’nın suratı birden bire aşırı derecede olumsuz bir şekilde değişivermişti!.. Tabii Nazım Uzunova’nın morali aniden bozuluverince bu durum arkadaşını da olumsuz bir şekilde etkileyivermişti. Henüz ne yemek siparişi verilmişti ne de içki… Hüseyin Çekmece, arkadaşının bu durumuna bir anlam verememişti:

-Nazım Bey!.. Ne oldu ya? Niye o kadar moralin bozuldu ki?!

Nazım Bey cevap vermedi arkadaşına. Sadece öfkeli bir şekilde belli belirsiz homurdanırken; iki masa geride oturan gruba dik dik bakıyor; özellikle, masada bulunanlardan, biraz yaşlıca olan vatandaşı büyük bir nefretle süzüyordu Nazım Uzunova.

-Nazım!.. Konuşsana kardeşim!.. Nereye bakıyorsun öyle? Niye o kadar sinirlendin?

Nazım Uzunova, yine cevap vermedi arkadaşına. Sadece belli belirsiz;

-Boş ver, diyebildi.

Garson, siparişleri almak için masalarına geldiklerinde de Nazım Bey hiç konuşmadı. Yemek siparişlerini Hüseyin Çekmece verdi. Ama… İçki siparişi verilirken; iki masa gerideki gruba nefret bakışlarını fırlatmaya devam eden Nazım Uzunova; öfkeden kıpkırmızı olan gözlerini o masadan ayırmadan arkadaşına müdahale etti:

-Rakı küçük olmasın! Büyük olsun!

Nazım Uzunova’nın bu şekilde rakı istemesinden de… Nazım Uzunova’nın ses tonundan da birazcık ürkmüştü Hüseyin Çekmece. Ama sadece susmakla yetindi.

Yemekler geldi. Salatalar geldi. Mezeler geldi. Rakı özenle masanın ortasına kondu. Ama masada sohbet namına bir şey yoktu. Nazım Uzunova, ne yemeğe uzandı ne de salataya. O çok sevdiği mezelerin bile tadına bakmayan Nazım Uzunova; ilk iş olarak, yetmişlik rakı şişesine hamle yaptı. Alelacele kendi bardağına rakı dolduran Nazım Uzunova; doldurduğu rakıyı bir tıkışta içti. Hemen paldır küldür bir şekilde ikinci bardağını da dolduran Nazım Uzunova bu bardağı da tıkmak üzereyken; Hüseyin Çekmece heyecanlı bir şekilde bu duruma müdahale etti:

-Nazım Bey yavaş! Kıtlıktan mı çıktın be kardeşim? Arkandan kovalayan mı var? Hele dur… Yemeklerimizi yiyelim önce… Hem, biz seninle yer değişsek ya. Gel sen buraya otur; oraya ben geçeyim. Sen o masadan gözlerini alamadığın için iyice bozulacaksın. Gel sen bu tarafa otur.

Nazım Uzunova, arkadaşının bu önerisini sert bir şekilde reddetti:

-Hayır! Otur oturduğun yerde! Ben burada iyiyim!

-Nazım!.. Masaya oturalı neredeyse yarım saat oldu!.. Yahu daha sohbete başlayamadık! Gözlerini o masadan ayıramıyorsun! Oğlum anlatsana ne oldu? Ne diye durmadan o masaya bakıyorsun?

Nazım Uzunova yine arkadaşına cevap vermedi. Öfkeli bir şekilde kendisine rakı dolduran Nazım Uzunova, bu bardağını da bir tıkışta içti. Ama bu üçüncü bardaktan sonra Nazım Uzunova azcık kendisine gelir gibi oldu. Nihayet yemeğini de yemeye başlayan, mezelerden de alan Nazım Uzunova; dördüncü bardaktan sonra ufak ufak konuşmaya da başladı:

-Hüseyin Bey… Bu Köse Hoca var ya… Bu Köse Hoca…

-Hangi Köse Hoca?

-…!

Olağanüstü bir şaşkınlık yaşayan Nazım Uzunova yeniden sinirlenmişti:

-Oğlum sen Köse Hoca’yı tanımıyor musun?

-Tanımıyorum.

-Sen ne biçim Boyabatlısın ya? Tövbe tövbeee! Boyabatlı birisi… Boyabatlı meşhur Köse Hoca’yı tanımaz mı? Neyse. Çaktırmadan arkana sol tarafından dönerek; yüzü bizden yana olan, duvar dibinde oturan, kafası azcık kel olan adama bir bak!

Hüseyin Çekmece; yavaşça geri dönerek, arkadaşının tarif ettiği adama baktı… baktı… baktı… Nazım Uzunova bu uzun bakışlara da kızdı:

-Tamam lan tamam! Resmini mi yapacaksın adamın? Şimdi sen bu adamı tanıyor musun tanımıyor musun?

-Şahsen tanıyorum ama selamım kelamım yok.

-Bu kel adamın öğretmen olduğunu biliyor musun?

-Bilmiyorum.

-Tüh Allah cezanı vermesin!

-Ne olmuş ki?!

-Sus! Tabii sen bu kel adamın öğretmen olan kızlarını da bilmezsin!

-Bilmiyorum.

-Allah belanı vermesin senin! Köse Hoca’yı tanıma! Köse Hoca’nın öğretmen olan kızlarını tanıma! Ondan sonra ikimizde aha böyle bekar bekar meyhane köşelerinde otururuz işte!.. Yahu Hüseyin Bey kardeşim!.. Sen ne biçim Boyabatlısın be? Sen… Köse Hoca namıyla tanınan Abdürrahim Çukurca isimli emekli öğretmeni nasıl olur da tanımazsın? Sen bu adamın iki tane bekâr öğretmen kızlarını nasıl tanımazsın ya? Tohuma kaçtık lan tohuma!.. Bakar kör gibi geziyorsun Boyabat’ta!.. İki gündür Anton Çehov’u okuyormuş!.. Antov Çehov, Yunanlı filozoflardan etkilenmişmiş!.. Başlarım lan senin Anton Çehov’una da Yunanlı filozoflarına da!.. Yahu kardeşim!.. Durmadan kitap okuyacağına!.. Köse Hoca’nın kitap gibi kızlarına da baksana!.. Kendini de kurtarsana!.. Beni de kurtarsana!.. Tohuma kaçtık lan tohuma!..

Nazım Uzunova, öfkeli ve sitemkâr bir vaziyette konuşuyordu ama Hüseyin Çekmece de arkadaşının bu haline gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

-Nazım Bey… Sen hele şu bardağını bir kaldır bakalım. Hah şöyle. Yarasın kardeşim. Hadi şimdi anlat bakalım. Oğlum, senin bu Köse Hoca ile derdin ne?

Nazım Uzunova bu sözlere de sinirlendi:

-Hâlâ anlayamadın mı? Oğlum, ben bu Köse Hoca’nın küçük kızını istedim ya!

-E?

-Olmadı!

-Niye ki?

-Olmadı işte!

-Oğlum, gerekçe olarak ne dediler?

-Boş ver! Hadi şerefe!

Hüseyin Çekmece, beş dakikada bir arkadaşına, Köse Hoca’nın kızını, kendisine neden vermediğini sorsa da Nazım Uzunova her seferinde aynı cevabı veriyordu:

-Boş ver!

Bir saat içinde de büyük rakı bitiverdi. Nazım Uzunova’nın hızlı temposuna ayak uydurmaya çalışan Hüseyin Çekmece de iyice sarhoş olmuştu. Ama… Sarhoş olsa da Hüseyin Çekmece; hiç bıkmadan usanmadan sorusunu sormaya devam etti. Nazım Uzunova da her seferinde “Boş ver” diyerek soruyu geçiştirdi. Nazım Uzunova, ateş saçan gözleriyle, nefret dolu bakışlarını Köse Hoca’nın masasına fırlatırken de garson geldi:

-Hüseyin Hocam, rakıyı tazeleyeyim mi?

-Evet. Ama bu sefer ufak olsun lütfe…

Nazım Uzunova, Köse Hoca’nın masasına kartal gibi bakmaya devam ederken de arkadaşının sözünü kesti:

-Büyük olsun lan! Ne ufağı? Bir yetmişlik daha getir koçum!

Gelen büyük rakıyı da ilk açan yine Nazım Uzunova oldu. Bu sefer de yangından mal kaçırır gibi doldurmuş olduğu rakı bardağını-hem de susuz olarak-bir tıkışta içti. Fakat… Bu susuz rakı işe yaramış gibiydi. Nazım Uzunova, birazcık daha çözülür gibi olmuştu:

-Hüseyin Bey!.. Beni!.. Bu… Köse Hoca’ya… kötülemişler!..

-Kim?

Nazım Uzunoav yine susmuştu. Bu sefer de kimin kötülediğini söylemiyordu.

-Nazım söylesene… Seni kim kötülemiş? Bilmiyor musun yoksa?

-Biliyorum!

-Söylesene o zaman?

-Boş ver!

Tam bir saatte böyle geçti. Hüseyin Çekmece; ”Kim?” diye sordu; Nazım Uzunova her seferinde, “Boş ver!” diye cevap verdi. Tabii ki Nazım Uzunova’nın öfkeli kartal bakışları Köse Hoca’nın masasını hiç bıkmadan usanmadan dövmeye devam ediyordu. Fakat; bu son bir saatin bitimine yakın Hüseyin Çekmece de sinirlenmeye başlamıştı:

-Nazım!.. Yani bu Köse Hoca; seni kötüleyenin yüzünden mi sana kızını vermedi?

-Tabii ki!

-Senin aleyhine konuşmuş ha?!

-Hem de nasıl!.. Ben dünyanın en adi adamıymışım!.. Ben de her bok varmış!.. Daha neler neler!..

-Oğlum!.. Seni kötüleyen bu adamı sen gerçekten de tanıyor musun?

-Evet.

-Kim?

Nazım Uzunova yine sustu. Kendisine susuz bir rakı doldurdu. Ve!.. Bu susuz rakıyı da bir tıkışta içti. Ama… Susuz rakı iyi gelmişti galiba Nazım Uzunova’ya. Dili biraz daha çözülür gibi olmuştu Nazım Uzunova’nın. Sabah güneşinin de etkisiyle erimeye başlayan saçaklıktaki buz gibi olan dilini birkaç defa dışarı çıkartarak ağzını şapırdatan Nazım Uzunova biraz daha rahatlamış gibiydi sanki. Yani, meraktan çatlayan arkadaşına artık bir cevap verebilirdi.

-Bizim köyden.

-Dibekli köyden?

-Evet.

-Kim?

-Sen tanımazsın!

-Oğlum kim?

Arkadaşına ters ters bakan Nazım Uzunova, kırk yıllık sakilerin el çabukluğuyla yetmişlik rakı şişesinin kapağını tek harekette açarak; tabii ki kendi rakı bardağını ağzına kadar doldurdu. Dudak payı falan bırakmadı yani. Ağzını su aygırı gibi tamamen açarak, susuz rakıyı bir tıkışta içen Nazım Uzunova; elinin tersiyle de ağzını burnunu silerken, gözlerinden ateşler çıkartarak konuşmaya başladı:

-Cumali Abbas diye hıyarın biri be! Aha söyledim işte! Tanıyor musun?

-Tanımıyorum.

-Ey ben demedim mi?

-Tamam kardeşim tamam… Kızma… Demek… Seni, Dibekli köyünden Cumali Abbas kötülemiş ha? Peki, Nazım!.. Bu Cumali Abbas senin akranın mı? Kızı o da istemiş olmasın?

-Oğlum o evli be. Üç tane çocuğu var. Ama tabii ki benim akranım. İlkokulu köyde beraber okuduk. Aynı sınıftaydık. Tam beş yıl birlikte okuduk.

-Yahu Nazım!.. Beş sene birlikte okumuşsunuz! Aynı köydensiniz! Belki de uzaktan bile olsa akrabasınız! Seni niye kötülesin ki?!

-Bilmiyorum!

Nazım Uzunova, sinirli bir şekilde “Bilmiyorum!” dedikten sonra yine sustu. Hüseyin Çekmece ne kadar uğraşsa da Nazım Uzunova yine her seferinde; “Bilmiyorum!” diye cevap verdi. Nazım Uzunova “Bilmiyorum” derken de tabii ki alev topu fırlatan gözleriyle Köse Hoca’nın masasını bombardımana tutmaya devam ediyordu.

Tam bir saatte böyle geçti. Hüseyin Çekmece meraktan çatlıyordu ama Nazım Uzunova’nın da ağzını bıçak açmıyordu.

İkinci yetmişlik rakı şişesi de bitmek üzereydi. Rakı şişesinin dibinde az bir rakı kalmıştı. Hüseyin Çekmece, şişenin dibinde kalan bu rakıyı; azar azar iki bardağa paylaştırmak istedi. Ama kalan bu rakı, iki bardağa paylaştırılınca çok az olacak gibiydi… Fakat; bu rakı tek bardağa da fazlaydı… Nazım Uzunova, kıpkırmızı olmuş gözleriyle Köse Hoca’nın masasını yakmaya çalışırken de bu duruma müdahale etti:

-O rakıyı bana bırak!

Hüseyin Çekmece, arkadaşını kırmadı. Daha doğrusu kıramadı. Gerçi isteseydi de kıramazdı zaten. Çünkü, Nazım Uzunova’nın ateş çukuruna benzeyen ağzından çıkan ses gerçekten de ürkütücüydü ve çok kararlıydı… Yani, Nazım Uzunova, şişenin dibini içmeyi kesinlikle kafasına koymuştu. Zaten; hemen şimşek hızıyla; kedinin fareyi kapması gibi şişeye el atan Nazım Uzunova çabucak bardağını doldurdu. Ama gerçekten de işin doğrusu; şişenin dibindeki son rakı bir kişiye birazcık fazla gibiydi. Rakı, bardağın tamamını neredeyse doldurmuş gibiydi. Ama; zaten bu gece sık sık susuz rakı içen Nazım Uzunova için bu durum hiç de önemli değildi. Evet. Her zaman olduğu gibi bu susuz rakısını da bir tıkışta içmeyi başardı Nazım Uzunova. Tahmin edeceğiniz gibi bu susuz rakı da çok işe yaramıştı. Hatta, en çok işe yarayan susuz rakı bu bardağın rakısı olmuştu. Saçaklıkta da tavanda da buz falan kalmamıştı. Nazım Uzunova’nın dili tamamen çözülmüştü. Nazım Uzunova’nın dili tamamen özgürdü. Nazım Uzunova’nın yüzü de azcık gülmeye başlamış gibiydi. Evet!.. Tam üç saattir asık bir suratla oturan Nazım Uzunova’nın yüzünde güller açmaya başlamış gibiydi. Zaten kırmızı olan yanakları; son bardaktan sonra kıpkırmızı olan Nazım Uzunova’nın gözleri de ışıl ışıldı. Karıncayiyen gibi Köse Hoca’nın masasına-ama bu sefer kesinlikle tatlı bir şekilde-bakışlar fırlatan Nazım Uzunova’nın dudakları da iyice gülme şeklini almıştı. Sıkı durun!.. Nazım Uzunova’nın önce ağzı; Kırk Haramilerin mağara kapısı gibi yavaşça açıldı!.. Ve!.. Nazım Uzunova…o…kocaman baklayı…ağzından çıkarıverdi!..

-Her sabah döverdim değirmencinin sümüklü çocuğunu!

-…!

-Daha okulun bahçesine adım atar atmaz iki tane patlatırdım ensesine!

-…!

-Akşama kadar basardım tokadı!

-…!

-Sabah akşam döverdim hergeleyi!

-…!

Nazım Uzunova, son sözlerini söyledikten sonra aniden gülmeye başladı!.. Hem de kahkahalarla!.. Nazım Uzunova kahkahalarla gülmeye başlayınca; kendisini ağzı açık bir vaziyette dinleyen; hayret dolu bakışlarla arkadaşına bakan Hüseyin Çekmece de kahkahalarını tutamadı! Öyle ki Hüseyin Çekmece ve Nazım Uzunova’nın tutamadıkları kahkahaları koca lokantanın her yerinden duyuluyordu! Peki, kahkahalar sadece Hüseyin Çekmece ve Nazım Uzunova’nın masasında mı atılıyordu? Olur mu? İlk akşamdan beri öğretmenlerimizin konuşmalarına ister istemez kulak veren; yani, öğretmenlerimizi iyice dinleyen; yani, konuya az çok-daha doğrusu tam olarak-vakıf olan komşu masalarda oturanlar da Nazım Uzunova’nın son sözlerinden sonra kahkahalarla gülmeye başlamışlardı! Kısacası!.. Çevredeki en az üç beş masada oturanlar da gözlerinden yaşlar çıkana kadar güldüler!..

Yıldız Restoran kapanmak üzereyken kapıdan neşeli bir şekilde çıkan iki öğretmen arkadaş da iyice rahatlamışlardı. Hele dışarıda lapa lapa kar yağışının başladığını gören iki arkadaş bu duruma da çok sevinmişlerdi. Özellikle pek keyifli olan Nazım Uzunova; arkadaşıyla birlikte Boyabat’ın Topal Çam mevkiine doğru gitmek üzere; Pazar Yokuşu denilen karlı dik yolu ağır adımlarla yürürlerken de şu şarkıyı söylüyordu:

“Elin neyine gerek!..”

Tarih:13 07 2016 22:30(2151) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: selami özdemir 17 07 2016 11:48
o yan masaya neden öfkeli baktığını merak etmiştim,kızmakta haklıymış.hocam kazım amcaya beyaz elli ada'm diyorlardı neden?


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yapı Denetim Eleman Aranıyor


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kişilikler ve Yaşam Anlayışları


2018 Boyabat Genel Seçim Sonuçları (24 Haziran 2018)


Tutuklanma, tarihi eser kaçaçıklığı yapan cemaatlere gelecek mi?


15 Temmuz Darbesinin İkinci Yılında Sonuç Ne?


Ünlü Türk Cerrah Dr. Mehmet Öz ile tanışmak


Azmin Zaferi İnandık ve Kazandık


Uzaklarda size hasret birileri var!


Sinop MHP diyor


1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü


Döndü Hanım


Osmanlı Devleti'nde Milletvekili Olma Kriterleri


İbretle Okuyunuz!


Sinop İli 2016 Yılı Vergi Rekortmenleri


Şimdi de yeni başlayanlar için Bozkurt kılavuzu


Boğazda Can Pazarı


Bağlıca Köyü'nden Görüntüler


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Temmuz ayı ziyaretci sayısı:560846 DtGaNi

* ANASAYFA *