E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Deli Mustafa A

Boyabat Cengiz Topel İlköğretim Okulu’nda sınıf öğretmeni olarak çalışan Nazmi Bulut; 1999-2000 Eğitim-Öğretim Yılı’nın ilk haftalarında, sonbahar mevsiminin güzel bir gününde, son dersten çıktıktan sonra; biraz dinlenmek ve çay içmek için parka gider.

Park, okulun hemen karşısındadır. Bu şirin çay bahçesi ile okulun arasından küçük bir dere akmaktadır. Yine okula çok yakın olan köprüden geçip de hemen çay bahçesine giren Nazmi Bey; parkın merkezi bir yerindeki masalardan birine oturdu. Nazmi Bey, tam çayını söyleyecekti ki köprüden geçmekte olan iki öğretmen arkadaşını gördü. Bu iki öğretmen de Cengiz Topel İlköğretim Okulu’nda çalışmaktadırlar ve tayinleri de bu okula yeni çıkmıştır. Nazmi Bey, öğretmen arkadaşlarına seslenerek onları da çay içmeye davet etti. Genç öğretmenler, Nazmi Bey’in bu çay davetini severek kabul ettiler. Öğretmenler odasında da teneffüslerde bahçede dolaşırlarken de Nazmi Bey ile sohbet etmekten büyük bir zevk alan öğretmenler samimi bir ortamda sandalyelerine oturdular. Hemen çaylar söylenir. Ama bu arada; çay bahçesinin başka masalarında oturan birkaç kişi de masalarından kalkarak, öğretmenlerimizin masasına geldiler. Bu vatandaşlar da Nazmi Bey’in sohbetinden, muhabbetinden zevk alan kişilerdi. Çaylar gelir. Çayların şekerleri büyük bir keyifle karıştırılırken; sohbet, tatlı bir şekilde ufak ufak başlarken; masada bulunan vatandaşlardan biri, heyecanlı bir şekilde köprüyü işaret etti:

-Aha Deli Mustafa da geliyor!

Bu “Aha Deli Mustafa da geliyor!” cümlesi, vatandaşın ağzından öyle bir çıkmıştı ki!.. Çok güzel!.. Tam da sohbet başlamak üzere!.. Kambersiz düğün olur mu? Kısacası… Tam zamanında geliyor, demek istemişti vatandaş. Yani, bu vatandaş; Deli Mustafa’nın da sohbete katılacak olmasından çok memnun olacak gibiydi. Daha doğrusu; başta Nazmi Bey olmak üzere masada bulunan diğer Boyabatlılar da Deli Mustafa’yı gördüklerine sevinmişlerdi. Fakat… “Aha Deli Mustafa da geliyor!” sözü, genç öğretmenlerimizin pek de hoşlarına gitmemiş gibiydi. Hani, deliyle de ne işimiz var… Şurada güzel güzel çaylarımızı içeceğiz… Tatlı tatlı-seviyeli-sohbetimizi yapacağız, der gibi bir halleri vardı genç öğretmenlerimizin.

Evet. Gerçekten de Deli Mustafa geliyordu. Hızlı bir şekilde köprüyü geçti. Parktan tarafa doğru şöyle bir baktı. Nazmi Bey’i görünce de beklenildiği gibi parka yöneldi. Biraz daha yaklaşınca Deli Mustafa’nın elinde bir kitabın olduğu fark edildi. Genç öğretmenler; sağ elindeki kitabı sallayarak masalarına yaklaşan Deli Mustafa’ya şöyle bir baktılar. Bu bakışlarda biraz şüphe vardı, biraz küçümseme vardı; biraz da alay var gibiydi. Peki… Genç öğretmenlerimiz neden bu gözlerle bakıyorlardı Deli Mustafa’ya? Hani, az önce masada oturanlardan biri gülerek; “Aha Deli Mustafa da geliyor!” demişti ya… Deli diye hitap etmişti ya… Genç öğretmenler de Deli Mustafa’yı gerçekten deli zannetmişlerdi!.. Ama işin doğrusu: “Deli Mustafa” Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın lakabıydı, namıydı… Mustafa Cemil Dağıstanlı, Boyabat’ın en çok kitap okuyan üç-beş kişisinden birisi… Evet. Belki lise mezunu bile değildi. Boyabat’ın tuğla fabrikalarının birinde makinist olarak çalışıyordu. Ama… Okuma yönünden kendisini yetiştirmişti…. Geliştirmişti… Sonra: Deli Mustafa kabadayı idi… Gözü pek idi… Korkusuzdu… Hiçbir ortamda kavgadan kaçmazdı… Lafını kimseden esirgemezdi… İşte daha çok da bu özelliklerinden dolayı Mustafa Cemil Dağıstanlı; “Deli Mustafa” namıyla anılıyordu. Fakat… Deli Mustafa lakabı, kendisini yeni tanıyanları işte böyle büyük bir yanılgıya da düşürüyordu. Masada oturanlardan birisinin “Aha Deli Mustafa da geliyor” demesi, genç öğretmenlerimizin de bubi tuzağına düşmesine neden oluvermişti. Fakat… Ne kadar zeki olsa da ne kadar dikkatli olsa da her insanın da bir boşluğu olur ya… Deli Mustafa’nın da boşluğuna gelmiş; genç öğretmenlerin, hem de ayaklarından tuzağa yakalandıklarını önce fark edememişti!.. Çünkü… Deli Mustafa bugün biraz heyecanlı gibiydi. Kafasındaki bir konuya aşırı derece de motive olmuş gibiydi. Nitekim Deli Mustafa, elindeki kitabı pat diye masaya bıraktıktan sonra; coşkulu bir şekilde sandalyesine otururken de tabanca gibi konuşmaya başladı:

-Nazmi Hoca!.. Ben bu kitabı çok sevdim be!.. Zaten Cengiz Aytmatov’a bayılırdım. Ama bu kitabını daha çok sevdim. Nayman Ana Destanını ve Mankurt olayını çok güzel anlatıyor. Helal olsun Cengiz Aytmatov’a.

Deli Mustafa bu sözlerle konuşmaya başlayınca, masada buluna genç öğretmenler ne yapıyorlardı? Genç öğretmenlerin durumları şöyleydi: “Bak hele sen!.. Deli Mustafa dedikleri mecnun, kitap da okuyormuş ha!..” İşte masadaki genç öğretmenlerin vaziyeti bu şekildeydi. Gülmemek için kendilerini zor tutarak; daha doğrusu küçümseyerek bakıyorlardı Deli Mustafa’ya genç öğretmenlerimiz.

Dedik ya… Deli Mustafa bugün çok heyecanlıydı… Aklı fikri kitaptaydı… Yani, henüz genç öğretmenlerin ofsayt pozisyonunda dolaştıklarını falan fark edememişti.

Deli Mustafa’nın masaya attığı kitap Cengiz Aytmatov’un; “Gün Uzar Yüzyıl Olur” adlı eseriydi. Deli Mustafa bu kitabı bir hafta önce Nazmi Hoca’dan almıştı. Hâlâ kitabın etkisinde olan Deli Mustafa, büyük bir heyecanla konuşmasına devam etti:

-Yahu arkadaş!.. Bir bozkır bu kadar mı güzel anlatılır? Bir bozkırdaki sessizlik bu kadar mı güzel sezdirilir? Ya bozkırın sıcaklığı veya soğukluğu bu kadar mı güzel hissettirilir? Hele uzay istasyonu?!.. Şahane!.. Göçebelerin uçsuz bucaksız bozkırda sık sık yer değiştirmeleri? Mükemmel!.. Deve sürülerinin bozkırda dolaşmaları? Harika anlatmış kardeşim harika!..

Çürük meyve ağaçları gibi yanmakla yanmamak arasında gidip gelen sohbetin ateşini; Deli Mustafa’nın coşkulu bir şekilde konuşmaya başlaması, parktaki ağaçların boyunca yükseltivermişti. Yani; ortam, istenilen seviyeye tahmin edilenden çok daha önce gelivermişti. Ama… Masadaki iğreti durum hâlâ devam ediyordu. Genç öğretmenlerimiz Deli Mustafa’ya şüpheli gözlerle bakmaya devam ediyordu. Hatta dudak bükerek bakıyorlar ve arada birde birbirleriyle bakışarak hafifçe sırıtıyorlardı. Hani, ulan hayatında ilk defa bir kitap okumuş bir deliyle mi biz edebiyat sohbeti yapacağız, der gibi de bir halleri vardı. Aslında Deli Mustafa kitabın özüne güzel girmişti ama genç öğretmenlerimiz bu durumu; topun ayağa tesadüfen iyi oturması gibi değerlendirmişlerdi. Kısacası… Bu genç öğretmenlerimizden, edebiyat öğretmeni olan Cemalettin Pekşen isimli öğretmen önüne gelen ilk mayına basıverdi:

-Çok güzel! Çok güzel! Aferin size! Aferin! Eveeet!.. Cengiz Aytmatov iyidir ama… Orta Asya edebiyatında küçük bir damladır Cengiz Aytmatov!.. Mesela ben… Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını tek geçerim!..

Cemalettin Bey, konuşmaya başlamıştı ama Deli Mustafa; Cemalettin Bey’in üslubunu da sohbete giriş şeklini de bakışlarını da ses tonunu da hiç beğenmemişti:

-Kardeşim!.. Savaş ve Barış’ı tek geçerim de ne demek? At yarışı mı yapıyoruz lan burada? Ne zaman Tolstoy’dan bir laf açılsa… Savaş ve Barış!.. Tolstoy’un Savaş ve Barış’tan başka eseri mi yok? Tolstoy, Savaş ve Barış’tan mı ibaret? Arkadaşım!.. Tolstoy’un Anna Karenina, Diriliş, Hayat Üzerine Düşünceler, Hacı Murat ve Kazaklar isimli eserleri de çok değerlidir!.. Bak siz gençsiniz!.. Mutlaka okumalısınız!.. Kazaklar… Benim hayatımda okuduğum en güzel aşk romanıdır!..

Deli Mustafa’nın yaptığı bu muhteşem çıkış da pek ciddiye alınmadı galiba!.. Diğer genç öğretmen de kollarını sıvayarak, fitili tutuşmuş bombayı kucağına alıverdi:

-Orta Asya edebiyatında Dostoyevski diye bir dev daha vardır. Suç ve Ceza adlı romanı şahanedir, muhteşemdir, harikadır!..

Anlaşıldı… Tarih öğretmeni Hüseyin Terzi de sadece Suç ve Cezayı okumuş gibi… Yahu kardeşim… Öğretmensen öğretmensin… Bir tek Suç ve Ceza ile Deli Mustafa’nın karşısına çıkılır mı?

-Beyefendi!.. İyi ki tek geçerim demedin!.. Tamam… Tabii ki Suç ve Ceza çok güçlü bir eser… Ama ben Müslüman bir kişi olarak; Suç ve Ceza’nın vermiş olduğu mesajı; yani, kitabın ana fikrini kabul etmiyorum. Kitabın ana karakteri olan Raskolnikov adlı hukuk öğrencisi fakir bir genç; ev sahibi olan yaşlı bir kadını parası için öldürüyor. Neymiş… Kadın çok zenginmiş… Üstelik tefeciymiş… Zaten çok yaşlıymış… Nasıl olsa bir iki yıl içinde ölecekmiş… Raskolnikov ise çok zeki ve çalışkan bir öğrenciymiş. Eğer para bulursa okuyup, insanlara çok faydalı olabilirmiş. Ama para bulamazsa okuyamayıp, çok yazık olacakmış… Ha!.. Raskolnikov daha sonra vicdan azabı çektiği için polise giderek suçunu itiraf etti… Sibirya’ya sürüldü ama… Burada gerçekçilik falan yoktur kardeşim. Yaşlı kadını öldür, parasını al; sonra, hukuk tahsili yap!.. Hukuk bunun neresinde? Burada hukuk da yoktur, din de yoktur, ahlak da yoktur, insanlık da…

Bizim genç öğretmenlerimiz de Müslümanlardı!.. Üstelik çok da dindarlardı!.. Ama Suç ve Cezayı Deli Mustafa gibi değerlendiremiyorlardı!.. Suç ve Ceza’yı iri bir solucan niyetiyle oltanın ucuna takmışlardı fakat… Bu sefer, ava giden avlanacak gibiydi. Neyse. Biz, Deli Mustafa’ya kulak vermeye devam edelim:

-Dostoyevski çok üretken bir yazar. Ben Dostoyevski’nin Kumarbaz, Ölü Evinden Anılar, Budala, Ezilenler ve Yeraltından Notlar isimli kitaplarını da okudum. Ama nedense… Dostoyevski beni biraz sıkar. Psikolojiye çok mu giriyor ne?!

Deli Mustafa sözlerini tamamladıktan sonra bir sigara yaktı. Çayını her zaman olduğu gibi öfkeli bir şekilde karıştırdı. Karşısındaki genç öğretmenlere şöyle bir baktı… baktı… ve …  artık ne düşündüyse; burnundan soluyarak, kaşlarını çatarak gaz pedalının üzerine yerleştirdiği tuğlanın üzerine büyük bir hırsla bastı:

-Rus edebiyatında Maksim Gorki de bir devdir. Maksim Gorki’nin; Ana, Soytarı, Arkadaş ve Fırtınanın Habercisi adlı eserlerine bayılırım. Ha! Solohov’un; Don Hikâyeleri ve Durgun Akardı Don adlı yapıtlarını da çok severim. Ama… Durgun Don diye de anılan kitabının Stalin ödülü almasına biraz bozulurum. Solohov’un yirmi sekiz yılda bitirebildiği Uyandırılmış Toprak adlı romanı da 1954 yılında Lenin Nişanına layık görülmüştür. Bu yüzden de Solohov’a kızarım. Yani, Maksim Gorki’ye de Solohov’a da biraz politik oldukları için kızarım. Ama ikisi de çok güçlü eserler vermişlerdir.

İki genç öğretmen de birazcık ürkmüş gibiydiler. Korkmuş gibiydiler. Yüzleri gittikçe beyazlıyor gibiydi. Bu durumu fark eden Deli Mustafa, hınzırca gaza yüklenmeye devam etti:

-Bakınız!.. Anton Çehov da çok değerlidir. Anton Çehov’un Martı isimli tiyatro eseri ile Düşünür isimli öykü kitapları gerçekten de harikadır. Anton Çehov’un felsefi bir yapısı da vardır!.. Peki… Bu nereden geliyor?

Cemalettin Pekşen isimli öğretmen, Deli Mustafa’nın ağzından çıkan son cümleyle, kendisine bir soru sorduğunu sandı ve bir anda terden sırılsıklam oluverdi. Deli Mustafa bu durumu da fark etti mi? Tabii ki. Böyle gol pozisyonları Deli Mustafa’nın gözünden kaçar mı? İnadına gaza yüklenmeye devam etti Deli Yaşar:

-Beyler!.. Anton Çehov; orta ve lise tahsilini Yunanlı öğrencilerin gittiği bir okulda tamamlamıştır. Yani; Anton Çehov, Yunanlı arkadaşlarından Sokrates’i, Platon’u ve Aristo’yu öğrendi. Bence, Anton Çehov’un eserlerine yansıyan bu felsefi tarzı buradan geliyor.

Cemalettin Pekşen de Hüseyin Terzi de Deli Mustafa’ya korku dolu gözlerle bakıyorlardı! Bu bakışları da kaçırmadı Deli Mustafa. Cemalettin Bey, yarım saat önce; “Aha Deli Mustafa da geliyor” diyen o vatandaşa; ulan bu nasıl deli, sen bizimle dalga mı geçtin, der gibi öfkeli bakışlar fırlatırken… En baştaki tutum ve davranışlarından dolayı kendilerini pek sevmemiş olan Deli Mustafa-tamamen boğmak için değil de bellerine kadar çamura gömmek için-sohbeti bataklığın ortalarına kadar-hınzırca-çekti:

-Kardeşim!.. Ben ne konuşacaktım, konu nerden nerelere geldi ya!.. Neyse. Sadede gelelim. Yahu arkadaşım!.. Bu Cengiz Aytmatov, Gün Uzar Yüzyıl Olur kitabında bir deveyi anlatıyor!.. Aman Allah’ım!.. O ne anlatış be!.. O ne deve be!.. O ne deve!.. Kardeşim!.. Devenin adı: Karanar!.. Ulan ne deve be!.. Lan usta!.. Lan bu devede bir cinsel güç var!.. İki yüz kilometre yarı çapındaki bozkırda böyle cinsel gücü olan başka bir erkek deve yok!.. Bozkırın bütün dişi develerine bizim Karanar tek başına yetiyor!.. Öyle ki!.. Bozkırdaki bütün dişi deve sahipleri nöbet tutuyorlar nöbet!.. Niye? Karanar gelecek de bizim dişi develerimizi şapacak diye!.. Resmen elde nöbet tutuyorlar lan!.. Kurttan korkmuyorlar da Karanar’dan korkuyorlar!.. Ama tabii ki yine de başarılı olamıyorlar!..Karanar, ne yapıp ne edip, koca bozkırda dişi develeri kıstırıp, işlerini bitiriveriyor!.. Lan oğlum!.. İki yüz kilometre çapındaki bozkırda doğan deve yavrularının hepsinin de babası Karanar lan Karanar!.. Lan usta!.. Lan yüz bin tane deve yavrusunun babası bir tek deve olur mu be? Oluyor işte!.. O devenin adı Karanar ise olur!.. Boru mu lan bu? Karanar!..

Zaten sandalyelerinde diken üzerinde durur gibi oturan genç öğretmenlerimiz, konunun-bir hayvandan da bahsedilse-cinselliğe gelmesinden dolayı iyice rahatsız olmuşlardı. Ter içinde kalmış olan yüzlerini mendilleriyle silmeye çalışırlarken bile güçlük çekiyorlardı. Kendilerini tacize uğramış gibi hisseden genç öğretmenler, titreyen elleriyle çay bardaklarını tutmaya çalışırlarken de çaylarını ağızlarına götürürlerken de oldukça zorluk çekiyorlardı. Deli Mustafa’nın genç öğretmenleri iyice köşeye sıkıştırdığını gören Nazmi Bey; eyvah bizim deli biraz abarttı, daha da azacak gibi, ulan ne yapsak da sohbetin konusunu değiştirsek, diye kara kara düşünürken de korktuğu başına geldi!.. Ne yazık ki Deli Mustafa; Nazmi Bey’in de pipiriklendiğini, işkillendiğini ve kaygılandığını anlamıştı!.. Nazmi Bey’in bu durumu Deli Mustafa’yı biraz daha azdırmaya yetmişti. Ezici bakışlarıyla genç öğretmenlere dik dik bakan Deli Mustafa; ağzını azıcık yayarak, sesini alabildiğine kalınlaştırarak; sol eliyle sağ kolunu dirseğinden sıkıca tuttu ve bu vaziyette sağ kolunu-biraz öne eğilerek-masanın ortasına koyduktan sonra da tıpkı Karanar gibi kükredi:

-Kardeşim!.. Lan bu Karanar’da var ya bu Karanar’da!.. Bir balta var!.. Bozkırın bütün develerine yetiyor be!.. Bozkırın bütün dişi develerinin işini bitiriyor be!.. Bozkırın bütün dişi develerini fazlasıyla memnun ediyor lan!..

Nazmi Bey derin bir nefes almıştı!.. Derin bir oh çekmişti!.. Çünkü… Genç öğretmenlere mi acıdı; yoksa, çok değer verdiği arkadaşı Nazmi öğretmeni daha fazla zorda bırakmak mı istemedi bilinmez… Deli Mustafa’nın eski Türkçedeki anlamıyla da olsa; balta kelimesini cümle içerisinde bu şekilde kullanmasından dolayı az da olsa memnun kalmıştı Nazmi Bey.

Fakat… Balta kelimesinin eski Türkçede ne anlama geldiğini çok iyi bilen genç öğretmenlerin heyecanı yangın çıkartmak üzereydi sanki. İki genç öğretmen de resmen titriyorlardı!.. Sandalyelerinin kenarlarından sıkı sıkıya tutunarak, düşmemek için olağanüstü bir mücadele veriyorlardı. Suratları kıpkırmızıydı!.. Ter içinde kalmışlardı!.. İyice taciz edildiklerine inanarak, dehşet içinde birbirlerine bakıyorlardı. Hele Deli Mustafa, masaya sağ kolunu koyduğu zaman ürpererek hafifçe geriye doğru yaslanan genç öğretmenlerimiz; tecavüzcü Coşkun’a bakar gibi, korku dolu gözlerle Deli Mustafa’ya bakıyorlardı!.. Ama Deli Mustafa, bu manalı ve ürkek bakışlara da çok kızmıştı. Eyvah bu öğretmenler bir daha benim yanıma çay içmeye, sohbet etmeye gelmezler; bu öğretmenler bir daha benim masama oturmazlar, diye aşırı derecede kaygılanan Nazmi Bey de ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette etrafına bakınırken, aklına başka şeyler de gelince resmen ürperdi: “Ulan bu deli şimdi bir de Neyzen Tevfik’in Gençliğe Öğüt şiirini okumaya başlarsa!.. Lan bu deli; Şair Eşref’in ‘Hazreti Adem’in çamurunda saman var mıydı?’ diye kendisine soru soran arkadaşına, verdiği cevabi dörtlüğü okursa!..” diye düşünürken ve acı acı kıvranırken de genç öğretmenlerimiz ani bir refleksle-kimseden müsaade falan istemeden-yıldırım hızıyla masadan kalkarlarken, sadece titreyen cılız sesleriyle,

-Size iyi günler, diyebildiler.

İki genç öğretmen parktan koşar adımlarla ayrılırlarken, bir süre çatık kaşlarla, kızgın bakışlarla arkalarından bakan Deli Mustafa, öfkeli bir şekilde Nazmi Bey’e döndü:

-Hoca!.. Kim lan bu otontolar?

Otontolar!.. Otonto!..

Türk Dil Kurumu’nun bile hakkından gelemeyeceği bir kelime!..

Ama Deli Mustafa’nın sözcük dağarcığında var!.. Gördüğünüz gibi Deli Mustafa, otonto kelimesini güncel hayatta bile pekâlâ kullanabiliyor.

Nazmi Bey, canı sıkkın bir vaziyette cevap verdi bu değerli arkadaşına:

-İkisi de öğretmen. Bizim okula yeni tayin oldular.

Peki… Bu iki genç öğretmen… Ne okul içinde… Ne de okul dışında… Bir daha Nazmi Bey’in yanına geldiler mi? Bir daha Nazmi Bey’in masasına oturdular mı? Bir daha Nazmi Bey’le çay içtiler mi? Bir daha Nazmi Bey’le sohbet ettiler mi?

Ne yazık ki!.. Hayır!..

Tarih:04 08 2016 19:51(2254) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
2. Yorum: hüseyin orhanoğlu 08 08 2016 13:42
teşekkür ederim hocam sıradaki yazı ne zaman geliyor

1. Yorum: kamil 08 08 2016 07:20
hasan hocam bitmesini istemdiğimiz kimi kitaplar olur ve aynı hazı alamadıklarımız kalemin hep var olsun takibimdesin yüreğinize sağlık.


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yapı Denetim Eleman Aranıyor


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kişilikler ve Yaşam Anlayışları


2018 Boyabat Genel Seçim Sonuçları (24 Haziran 2018)


Tutuklanma, tarihi eser kaçaçıklığı yapan cemaatlere gelecek mi?


15 Temmuz Darbesinin İkinci Yılında Sonuç Ne?


Ünlü Türk Cerrah Dr. Mehmet Öz ile tanışmak


Azmin Zaferi İnandık ve Kazandık


Uzaklarda size hasret birileri var!


Sinop MHP diyor


1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü


Döndü Hanım


Osmanlı Devleti'nde Milletvekili Olma Kriterleri


İbretle Okuyunuz!


Sinop İli 2016 Yılı Vergi Rekortmenleri


Şimdi de yeni başlayanlar için Bozkurt kılavuzu


Boğazda Can Pazarı


Bağlıca Köyü'nden Görüntüler


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Temmuz ayı ziyaretci sayısı:560837 DtGaNi

* ANASAYFA *