E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

O Artık Benim Kızım

Mustafa Çığlık… Çalışkan… Hem de çok çalışkan…Zeki ve aynı zamanda da aşırı derecede kurnaz!.. Ektiği yerden biçtiği gibi; ekmediği yerden de biçiyor… Doğma büyüme Boyabatlı… Boyabat Elektrik Kurumu’nda çalışıyor… Tabii ki arıza ekibinde…

Mustafa Çığlık gibi bir adam arıza ekibinde çalışmayacak da nerede çalışacak? Para arızada. Parayı arıza ekibi kazanıyor. Sonra... Köylerdeki zengin yer sofraları... Kebaplar, keşkekler, buz gibi yayık ayranları… Yediğin önünde yemediğin arkanda... Yemekten sonra muhteşem bir sohbetle içilen semaver çayları... Mustafa Çığlık hiç başka bir ekipte çalışır mı?

Çok zeki ve aynı zamanda müthiş bir pratik zekâya sahip olan Mustafa Çığlık’ın bir sürü etkili özelliklerinden en önemlisi: Her alışverişte ama her alışverişte mutlaka sıkı bir pazarlık yapması. Büyük alışverişlerinde de küçük alışverişlerinde de pazarlık yapmayı asla ihmal etmez Mustafa Çığlık. Ama bu durumdan sevgili eşi Hamdiye Hanım birazcık rahatsız gibi. Hele hele Mustafa Çığlık’ın üç kızı da büyüyüp marketlere ve alışveriş merkezlerine gitmeye başlayınca Mustafa Çığlık’ın işleri iyice aksamaya başlar gibi olmuştu. Nitekim ilk tepki en büyük kızı Nermin’den geldi:

-Baba!.. Ayıp oluyor ama!.. Markalı mallarda pazarlık olmaz baba!.. O tür malların yılın belirli günlerinde kampanyaları oluyor… İndirimleri oluyor… Takip etmek lazım… Alışveriş mağazalarında çalışanlar zaten ücretli. Mal indiriminde bir etkileri olmaz ki!.. Tutmuşsun çocuğun kolunu -kurban alır gibi- sallayıp duruyorsun!.. Neymiş? Pazarlık yapmak sünnettenmiş!.. Ya baba bırak Allah aşkına be!.. Hem sen bizimle alışverişe gelmesene!.. Biz alacaklarımızı alırız!..

Büyük kızının bu konuşmalarını hayretler içinde dinleyen Mustafa Çığlık; eyvah benim kızlarım saf olacaklar galiba, bunları her alışverişte kandırırlar diye düşünürken ve aşırı derecede kaygılanırken neredeyse bayılmak üzereydi. Ama şaşkınlığını çabuk atlatan Mustafa Çığlık konuşurken dirilmişti:

-Kızım!.. Sen neler söylüyorsun? Bu konuyu size evde kaç defa anlattım. Pazarlık yapmak sünnettir… Sakın ola pazarlık yapmadan bir şey almayın demiyor muyum? Ne markası? Markalı mal da ne demekmiş? Mal maldır!.. Pazarlık yapacaksın!.. Sonra burası neresi? Boyabat!.. Sinop!.. Kastamonu!.. Kızım buralar dağ başları!.. Buralarda pazarlık yapmadan mal alınır mı? Kızım buraların esnafları bire alır yüze satarlar!.. Ben bunların ruhunu bilirim!.. Sizi de sık sık uyarıyorum ya!.. Gözünüzü açın gözünüzü!.. Parayı yolda bulmuyorum ben!..

-Ama baba markalı mallarda…

-Sus!.. Başlarım senin markalı malına!.. Markalı mal da ne demekmiş? Mal maldır!.. Aha işte!.. İki yüz elli lira istenen bir çift Adidas ayakkabıyı iki yüz liraya almadım mı? Elli lira kârım olmadı mı? Mehtap’a Mavi’den aldığımız kot pantolonu neredeyse yarı yarıya düşürmedim mi? Hani markalı mallarda pazarlık olmaz diyordun? Ne oldu? Senin ayakkabıda elli lira, Mehtap’ın pantolonunda yüz lira indirttim!.. Kaç para kârımız oldu? Yüz elli lira!.. Yüz elli lira az para mı kızım!.. Kızım!.. Kızım!.. Aklını başına al aklını başına!.. Ben den size vasiyet: Pazarlık yapmadan asla bir şey almayın!.. Burası Türkiye kızım!.. Hele hele bizim Karadeniz’de mutlaka ama mutlaka pazarlık yapın. Sakın ola duymayayım pazarlık yapmadan bir şey aldığınızı. Kızım… Bak ben sana bir şey daha söyleyeceğim: “Hiçbir şey bilmiyorsan bile; hiç olmasa yarısını ver” diye bir söz vardır. Yani, bir mal alırken, o mal hakkında hiçbir şey bilmiyorsan bile en azından o malın etiket fiyatının yarısını teklif edeceksin, derler. Bunu hiç unutma. Tamam mı? Uyanık olun uyanık!..

Mustafa Çığlık böyle düşünüyordu ama kızları yine de büyük alışveriş merkezlerinde özellikle markalı mal alırlarken pazarlık yapmaya pek yanaşmıyorlardı. Tabii ki bu durumları iyi tahmin ettiği için Mustafa Çığlık da elinden geldiği kadar kızlarını yalnız bırakmamaya gayret ediyordu. Ama sonunda ortanca kızı Mehtap da tepki göstermeye başlamıştı babasına:

-Baba sen ne yaptın? Çorap alırken bile pazarlık ettin!

Mustafa Çığlık’la başa çıkılır mı?

-Kötü mü yaptım kızım? Sen o çorapların çiftini beş liradan alacaktın!.. Üç çift çoraba on beş lira verecektin!.. Ama ben ne yaptım? Üç çift alırsak; üç çifti on lira olur mu dedim… Olur, dedi. Adam seve seve kabul etti. Zorla almadım ya. Kaç lira kârım oldu? Beş lira!.. Az mı kızım? Beş ekmek parası!..

Ortanca kızı da ablası gibi düşünmeye ve hareket etmeye başlayınca Mustafa Çığlık en küçük kızı Hande’nin üzerine düşmeye başladı!.. Bunu bari kafama göre yetiştireyim diye düşünmeye başladı. Bu bari ablalarına benzemesin diye en küçük kızının üzerine titremeye başladı Mustafa Çığlık.

Hani, Mehtap üç çift çoraba on beş lira verecekti ya… Babası da pazarlık yaparak üç çift çorabı on liraya almıştı ya… İşte o pazarlık sonucu kazanılan beş lirayı küçük kızı Hande’ye verdi Mustafa Çığlık. Beş lirayı Hande’nin avucuna sıkıştırırken de şu sözleri kızının kulağına fısıldamayı ihmal etmemişti Mustafa Çığlık:

-Bak kızım!.. Pazarlık yaptım beş lira kârımız oldu. Yani, beş lira yanımıza kaldı. Yani, eğer devamlı pazarlık yaparsak hep kârımız olur. Anlıyorsun değil mi kızım?

Bu durum küçük kızın hoşuna gitmiş miydi? Hem de nasıl. Hande’nin; “Merak etme baba!.. Ben işimi bilirim!.. Beş lirayı elin adamına bırakır mıyım? Çatır çatır pazarlık yaparım alimallah çatır çatır!” demesi Mustafa Çığlık’ı zevkten dört köşe etmeye yetmişti!..

Mustafa Çığlık’ın büyük kızı Nermin liseyi bitirince Ankara Hukuk Fakültesini kazandı. Çok mutlu olan Mustafa Çığlık kızını okula kaydettirmek ve bir yurda yerleştirmek için hiç vakit kaybetmeden üç kızı ve eşiyle birlikte Ankara’nın yolunu tuttu. Mustafa Çığlık’ın uzun yıllar önce Ankara’ya yerleşmiş, halleri vakitleri son derece iyi olan kardeşleri vardı. Başka zengin akrabaları ve nüfuzlu dostları da vardı Mustafa Çığlık’ın. Velhasıl Mustafa Çığlık’ın Ankara’da kalacak bir yer sorunu yoktu.

Önce Nermin’in okula kayıt işlemleri yapıldı. Ufak tefek diğer ihtiyaçlar giderilmeye çalışıldı. Sıra geldi Nermin’i iyi bir yurda yerleştirmeye. Kısa sürede yurt bulundu. Yurdun muhitini çok beğenen Mustafa Çığlık’ın ilk işi yurdun müdürü hakkında veri toplamak oldu. Sadece Boyabat Kaymakamını bırak, Hopa Kaymakamını geç; ne hikmetse Kocaeli Valisi’nden bile torpilli olan Mustafa Çığlık bu kozlarını hemen kullanmak istemiyordu. Bu kozlarını çok daha önemli yerlerde kullanmak isteyen, kozlarını ufak tefek işlerde harcamak istemeyen Mustafa Çığlık’ın yurt müdürü hakkında toplamış olduğu veriler yüzünü güldürüyordu. Bir kere yurdun müdürü Türkan Tan isimli bir bayandı. Türkan Tan; Mustafa Çığlık’ın yapmış olduğu araştırmaya göre son derece otoriter bir bayandı. Her tarafı tombul, asık suratlı ve ürkütücü bir ses tonuna sahip olan Türkan Hanım’ın en ufak bir taviz vermediği hususlardan bir tanesi kesinlikle yurt ücretiydi. Öğrenci başına senelik beş bin lira olan yurt ücretini asla pazarlık konusu yapmıyordu Türkan Hanım. Ama dedik ya… Mustafa Çığlık da Kocaeli Valisini, Boyabat Kaymakamını daha oyunun başında koz olarak öne sürmek istemiyordu. Sonra… Türkan Hanım ile ilgili veri tabanına çok güveniyordu… Sanki Türkan Hanım’ın yumuşak karnını keşfetmiş gibiydi Mustafa Çığlık. Her şeyden de önemlisi kendi kişisel yeteneğine çok güvenen Mustafa Çığlık düğmeye basarken kendisinden çok emindi.

Türkan Hanım, makam koltuğunda Kraliçe Kleopatra gibi otururken Mustafa Çığlık kapıyı birkaç defa tıklattıktan sonra, giriniz, demeyi falan(duymamış gibi davranarak)beklemeden kapıyı yavaşça öyle bir açtı ki!.. Korku dolu sulu gözler!.. Ağzı, safı bir anda löp diye yutacak mal ağzı gibi açık!.. Yaz mevsiminin en sıcak günlerinden birisi yaşanmakta iken başında kalın bir yün bere!.. Titreyen sağ kol!.. Bereli başın yalpalayan gemi gibi mütemadiyen sağa sola sallanması!.. Lekeli dut çarşafına benzeyen mendiliyle ikide bir silinen kıpkırmızı bir burun!.. Hele hele kapıdan içeriye bir iki adım atılırken elektrik çarpmış gibi sendelemeler!.. Düşmemesi için hemen koluna giren Hamdiye Hanım bile şaşırmıştı bu işe!.. Ama düşmemesi için eşinin kolunu sıkı sıkıya tutan Hamdiye Hanım bir yandan eşinin kolunu sinirli bir şekilde sıkarken bir yandan da dişlerini gıcırdatarak eşinin kulağına şunları fısıldamadan edemedi: “Ne oldu lan? Sarhoş gibi ne sallanıyorsun öyle? Dik dursana! Bu sıcak havada bereyi de nereden bulup da başına geçiriverdin? Çıkar şunu başından!” Mustafa Çığlık, her zaman pot kırarak kendisini zor duruma düşürdüğüne inandığı Hamdiye Hanım’a yan gözlerle öyle öfkeli bir şekilde baktı ki!.. Bu bakışlar besili bir öküzü bile devirirdi ama… Hamdiye Hanım’ın bu bakışlara vermiş olduğu karşılık daha da sert oldu. Bir yandan kartal gibi bakarken bir yandan da “Yine ne domuzluk çeviriyorsun?” diye sol kulağına ürkütücü bir ses tonuyla fısıldayan eşinin bu etkili çıkışı karşısında susmak zorunda kaldı Mustafa Çığlık. Fakat… Gösterilen koltuğu usulca otururken yine de Hamdiye Hanım’a ateş saçan gözleriyle bakmaya devam etti Mustafa Çığlık.

Gerçekten de Mustafa Çığlık odaya girerken başına giymiş olduğu berenin aniden ortaya çıkması eşini de kızlarını da çok şaşırtmıştı. Ama Mustafa Çığlık eşini de kızlarını da şaşırtmaya devam edecekti. Mustafa Çığlık, başındaki bereyi o titreyen koluyla alıp da sağ dizinin üzerine bin bir güçlükle yerleştirdikten sonra acıklı bir ses tonuyla Türkan Hanım’a döndü:

-Hocanım!.. Bir bardak… su… rica… edebilir miyim?

Türkan Hanım anında zile basarak, yıldırım hızıyla içeriye giren odacıdan bir bardak su getirmesini emretti. Türkan Hanım kaygılı bir yüzle Mustafa Çığlık’a bakarken aşırı heyecanlı bir ses tonuyla da konuşmaya çalıştı:

-Beyefendi!.. İyi misiniz? Hasta gibi gördüm sizi!..

Her şey yolundaydı. Başlangıç mükemmeldi. Ama… Çatık kaşlarla ve hayret dolu gözlerle kendisine bakan kızlar bu işi birazcık sekteye uğratacak gibiydi. Türkan Hanım’ın sözlerini duymamış gibi davranan Mustafa Çığlık-aşırı ciddi bir tavırla- önce kızlarına döndü:

-Kızım!.. Hadi siz bahçeye inin. Yurdu gezin. Hadi!.. Hadi!.. Hadiii!..

Özellikle büyük kız odada kalmak istiyordu ama babasının bakışları ve ses tonu zehir gibiydi. Babasının kartal bakışlarına daha fazla direnemedi Nermin. Kardeşlerini de yanına alarak odadan çıkarken babasının gözlerinden çıkan alevlerin sıcaklığını saçlarında bile hissediyordu Nermin. Mustafa Çığlık’ın bu kartal bakışlarını Türkan Hanım görmüş müydü? Tabii ki hayır!.. Mustafa Çığlık bu bakışlarını Türkan Hanım’a hiç gösterir mi? Ama karşısında oturan sevgili eşi Hamdiye Hanım bu bakışları yakalamıştı. “Bizimki yine bir dolap çevirmeye hazırlanıyor ya hadi hayırlısı!” diye mırıldanan Hamdiye Hanım dişlerini gıcırdatmakla yetinerek susmayı tercih etti. Türkan Hanım yeniden seslendi:

-Beyefendi iyi misiniz? Hah su da geldi! İçiniz lütfen!..

Aslında, sabahleyin ağabeysinin evinde sucuklu, yumurtalı kahvaltısını yapan Mustafa Çığlık; yolda gelirken peş peşe iki tane yarım litrelik suları devirmişti. Yani, Mustafa Çığlık susuz falan değildi. Ama bu su başkaydı. Bu su içme susama suyu değildi. Ölmek üzere olan hasta gibi bir iki yudum suyu güçlükle boğazından geçiren Mustafa Çığlık, su bardağını önündeki küçük sehpaya titreyen sağ eliyle koyarken; karşısında oturan ve kendisine dik dik bakan eşine de şöyle bir bakış fırlattı. Fakat… Hamdiye Hanım’ın bakışları da iyi değildi. Sani oyunu bozacak gibiydi. Sanki bu bakışlar bir çuval inciri berbat edecek gibiydi. Yani; yine ne haltlar karıştıracaksın, der gibi kötü kötü bakan eşi de Mustafa Çığlık’ı rahatsız ediyordu. Kısacası Mustafa Çığlık bir türlü tam olarak işine motive olamıyordu. Bir türlü tam olarak direksiyon hâkimiyetini ele geçirememişti Mustafa Çığlık. Bir türlü kontrol kendisinde değildi Mustafa Çığlık’ın. Velhasıl… Mustafa Çığlık eşinden de kurtulmak istiyordu. Mustafa Çığlık’ın fısıltı halinde çıkan sesi; sımsıkı sıktığı dişlerinin arasından zehir zemberek gibi çıktı:

-Hanım!.. Şu kızlara bir bak!.. Kaybolurlar maybolurlar da!.. Burası koskoca başkentimiz Ankara kız!.. Hamdiye!.. Hamdiyeee!.. Kime diyorum!.. Sağır mısın kız?

Ya sabır diyerek hışımla ayağa kalktı Hamdiye Hanım. Ama bu arada mucizevi bir şey oldu!.. Hamdiye hanım sinirli bir şekilde ayağa kalkarken de sendeledi!.. Evet… Sendeledi!.. Neredeyse düşecekti Hamdiye Hanım!.. Öfkeli bir şekilde ayağa kalktı ya!.. Başı mı döndü ne? Tansiyonu mu yükseldi veya düştü? Her ne olduysa oldu Hamdiye Hanım sendeledi!.. Bu bir mucizeydi!.. Bu durum Mustafa Çığlık’a altın tepside sunulan büyük bir fırsattı. Başını umutsuzca sağa sola sallayan, yüzünü alabildiğine buruşturan ve iki iri gözünü de tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter gibi anında sulandıran Mustafa Çığlık bu mucizevi gol pozisyonunu kaçırmak istemedi:

-Aaah ah!.. Ah benim çileli başım ah!.. Deveye sormuşlar; boynun neden eğri diye!.. Deve demiş ki… Nerem doğru ki!..

Mustafa Çığlık’ın büyük bir çöl bilgesi edasıyla söylemiş olduğu bu sözleri Hamdiye Hanım duymuş muydu? Hayır. Hamdiye Hanım hızlı adımlarla odayı terk ederken Mustafa Çığlık da zaten Türkan Hanım’a dönerek bu şekilde konuşmaya başlamıştı. Devam etti Mustafa Çığlık:

-Sayın Hocam!.. Türkan Hanım!.. Eşimi görüyorsun işte!.. Bir gün düşecek de kalkamayacak diye aklım çıkıyor!.. Daha kendisi de bilmiyor!.. Beyninde ur var!.. Belinde fıtık var!.. Dizlerinde kireçlenme var!.. Henüz kırk yaşına bile gelmedi!.. Her yanımız dökülüyor Türkan Hanım her yanımız dökülüyor!..

Mustafa Çığlık’ın bu şekilde konuşmaya başlaması işe yaramıştı. Türkan Hanım’ın o tombul yanakları bir anda kıpkırmızı olmuş, o ufacık kara gözleri-sel altında kalmış küçük çukurluklar gibi-gözyaşlarıyla doluvermişti!.. İşte… Tam da bu sırada beş bin liradan dört bin liraya inivermişti Türkan Hanım. Mustafa Çığlık’ın olağanüstü yeteneği, yurt ücretinde Ankara Valisine bile kesinlikle indirim yapmayan Türkan Hanım’ın kısa sürede bin lira aşağıya inmesine neden oluvermişti. Fakat, Mustafa Çığlık bin liracık bir indirimle yetinecek bir adam değildi ki!.. Mustafa Çığlık o kısık çöl tilkisi gözleriyle Türkan Hanım’ın sulu gözlerine, titreyen dudaklarına, kıpkırmızı yanaklarına şöyle bir bakınca Allah ne verdiyse abanmaya başladı:

-Türkan Hanım!.. Eşim bir tanedir!.. Bu vaziyette bile kızlarımın eğitimiyle ilgilenmeyi asla ihmal etmez!.. Gece gündüz kızlarımla bire bir ilgilenir!.. Onların bir dediğini iki etmez!.. Hasta bile olsa, gece yarısı bile olsa kızlarının ihtiyaçlarını karşılamak için canını dişine takar!.. Geçen hafta mesaiden geliyordum… Gece saat 22.00 falan gibiydi. Bir baktım bizim hanım Şamlı Kırtasiyeden çıkıyor!.. Hemen ekip arabasını durdurarak yanına gittim. Meğer silgi almaya gelmiş!.. Kırtasiye oturduğumuz eve bir saatlik mesafede!... Beyninde ur var, belinde fıtık var, dizlerinde kireçlenme var… Üşenmemiş… Silgi almaya gelmiş!.. Çocukların ihtiyacı var diye… İşte böyle fedakârdır benim eşim Türkan Hanım. Bak… Kızımız Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Kimin sayesinde? Tabii ki eşimin sayesinde… Ben de çok çalışıyorum Türkan Hanım. Benim de bir sürü sağlık sorunlarım var ama… Ne yapayım… Üç beş kuruş fazla kazanacağım diye, kızlarımın kırtasiye masraflarını çıkaracağım diye canla başla arıza ekibinde çalışıyorum. Aslında bu ekip; benim Boyabat Türkiye Elektrik Kurumunda en son çalışacağım bir bölüm. Tansiyonum var. Yükseklik korkum var. Ama yine de direklere çıkmaya mecburum Türkan Hanım. Kızlarımın okuması için paraya ihtiyacım var. Geçen yıl üç defa direkten düştüm. Bel fıtığım var. Doktorlar kalçama platin taktılar. Sadece bu yıl tam dört defa elektrik çarptı. Zaten her sene beş altı defa elektrik çarpar beni. Ama Allah yardım ediyor be Türkan Hanım. Öldürmeyince öldürmüyor Allah. Bizim iş böyle işte Türkan Hanım. Tehlikeli. Fedakâr olduğum için de hep bana yükleniyorlar. Gariban olduğum için her işi benim başıma yıkıyorlar. Şoför Seyfullah Çınar tavşan avında üşütmüş, öksürüyor; geç bakalım direksiyona Mustafa Usta!.. Hüseyin Kartal çok kilolu olduğu için ağaç direklere çıkamıyormuş, direk sallandığı için başı dönüyormuş; ağaç direğe sen çık Mustafa Usta!.. Demir direk Muhittin Ünlü’nün mantarlı ellerini yakıyormuş; demir direğe de sen çıkıver Mustafa Usta!.. Ahmet Çamur balık avında göle düşmüş, midesi bulanıyormuş; telleri sen çekiver Mustafa Usta!.. Rasim Candemir’in gözleri iyi görmüyor, prizleri takıver Mustafa Usta!.. Sıcakta da Mustafa Usta soğukta da Mustafa Usta… Av mevsiminde de Mustafa Usta deniz mevsiminde de Mustafa Usta. Boyabat Elektrik Kurumunu üzerime yıktılar Türkan Hanım üzerime yıktılar!.. Boyabat Elektrik Kurumunu resmen üzerime yıktılar!.. Ama pes etmek yok!.. Yılmak yok!.. Dayanacağım!.. Sabredeceğim!.. Bütün eziyetlere katlanacağım!.. Kızlarım için Türkan Hanım kızlarım için!.. Onları okutacağım!.. Canımı dişime takacağım ve onları okutacağım!.. Onları kimseye muhtaç etmemek için gerekirse yağlı direğe bile çıkacağım Türkan Hanım!..

Türkan Hanım ağlamaklı bir ses tonuyla ve yüz ifadesiyle usulca araya girdi:

-Ailenizin durumu nasıl Mustafa Bey? Anneniz, babanız… Kardeşleriniz size yardım etmiyorlar mı?

Bu gollük pası veren ve kaleyi tamamen boşaltan Türkan Hanım’a minnetle baktı Mustafa Çığlık:

-Aaah ah!.. Açma yaramı Türkan Hanım açma yaramı!.. Babam sizlere ömür!..

-Allah rahmet eylesin!

-Amiiin!

Mustafa Çığlık öyle bir amin demişti ki!.. Dergâhta kırk yıldır müritlik yapan dervişler bile; bir ayakları çukurda olan ihtiyarlar bile-hayatları boyunca-böyle yürekten bir amin diyememişlerdir!.. Türkan Hanım şaşkın bakışlarla ve büyük bir hayranlıkla bakarken Mustafa Çığlık çarkı döndürmeye devam etti:

-Babam genç yaşta öldü sayılır Türkan Hanım. Ama… Son nefesine kadar ben baktım babama. Onun da anasından, babasından bir şeyi yoktu Türkan Hanım. Zaten sürekli hastalıklıydı. Yıllar boyu doktor doktor dolaştık. Bir çare bulunamadı zavallı babamın hastalığına. Elimde avucumda ne varsa hep babama harcadım Türkan Hanım. Ben daha askere gitmeden çalışmaya başlamıştım. Ama dediğim gibi… Kazandıklarım hep babamın hastane masraflarına gitti Türkan Hanım. Ama hoşnudum. Babama helal olsun benim paralarım. Babama feda olsun benim kazandıklarım. Babam değil mi? Bakacağım tabii!.. Babam için her türlü fedakarlığı yaparım tabii!..

Gözlerinden yağmur gibi akmaya hazırlanan gözyaşlarını silmek için minicik mendilini çıkararak hazırlık yapan her tarafı tombul Türkan Hanım güçlükle konuşabildi:

-Diğer kardeşleriniz? Onlar yardım etmediler mi?

Mustafa Çığlık, hiç durmadan kendisine yüzde yüzlük gol pasları veren Türkan Hanım’a tıpkı bir ineğe bakar gibi bakarken, gülmemek için de kendisini zor tutuyordu. Aşırı ciddi pozlarla devam etti Mustafa Çığlık:

-Yardım mı? Kardeşlerim mi? Ah Türkan Hanım ah!.. Ağabeyim babamın cenazesine bile gelmedi!.. Babam… Ankara Numune Hastanesinde üç ay yattı da… Bir kere olsun başucuna gelmedi ağabeyim!.. Üstelik acil paraya ihtiyacım var diye cebimdeki on bin lirayı da aldı!.. Ben o parayı babam için biriktirmiştim!.. Hâlâ da verecek!.. Zıkkım olsun!..

Türkan Hanım bir şey daha söyleyecekti ama yutkunamadı bile!.. Kontrol artık tamamen Mustafa Çığlık’ın eline geçmişti zaten:

-Annem de benim yanımda. Ona da ben bakıyorum. Seksen yaşında. Hanımı gördün işte. Beyninde ur var!.. Belinde fıtık var!.. Dizlerinde kireçlenme var!.. Hanım hasta Türkan Hanım. Elinden geldiği kadar anneme yardımcı olmaya çalışıyor ama… Nereye kadar? Mesela; annemi yıkayamıyor!.. On yıldır anneme ben banyo yaptırıyorum Türkan Hanım.

Türkan Hanım bu sefer konuşabildi:

-Ne!.. Annenize siz mi banyo yaptırıyorsunuz?

-Ne yapalım? Görevimiz!.. Türkan Hanım görevimiz!.. Evlat değil miyiz? Görevimizi yapacağız işte!.. Madem Allah böyle yazmış… Ben anneme bakacağım Türkan Hanım. Allah bana ömür verdiği müddetçe de ben anneme bakacağım. Yeter ki biraz sağlıklı olayım!.. Yeter ki elim tutsun da çalışabileyim!.. Elektrik çarpmış, direkten düşmüşüm… Bunlar hiç önemli değil Türkan Hanım!.. Ben, abalıya abalıya işe gider yine de ailemin rızkını çıkarmaya çalışırım Türkan Hanım.

Mustafa Çığlık, şöyle bir kafasını kaldırıp da hüngür hüngür ağlamamak için kendisini zor tutan… Ama yine de küçücük gözlerinin sık sık dolmasına o kıpkırmızı olmuş elma yanaklarının gözyaşlarıyla ıslanmasına engel olamayan ellili yaşlarındaki her tarafı tombul Türkan Hanım’a -bir aydır aç kalmış bir tilkinin yağlı bir tavuğa bakması gibi- şöyle bir bakınca… Ulan tam kıvamında, biri gelmeden şu işi bitireyim, diye düşünerek tamamen gaza yüklendi:

-Türkan Hanım!.. Türkan Hanım!.. Görev görevdir Türkan Hanım!.. Köylere arızaya giderken kara da saplansam, tipiye de yakalansam asla işimden kaytaramam!.. Direkten düşmek, elektrik çarpmak vız gelir bana!.. Anneme bakacağım Türkan Hanım!.. Kızlarımı okutacağım Türkan Hanım!.. Üçünü de okutacağım!.. Ceketimi satacağım yine de kızlarımı okutacağım Türkan Hanım!.. Ben… Küçük yaşlarımda çalışacağım, eve ekmek getireceğim diye okuyamadım!.. Hasta babam beni okutamadı!.. Ama ben kızlarımı okutacağım Türkan Hanım!.. Ben okuyamadım onlar bari okusunlar Türkan Hanım!.. Kızlarımı okutacağım Türkan Hanım!..

Yurt Müdiresinin odasında müthiş bir dram oynanıyordu!.. Gözlerinin önünde oynanan bu drama daha fazla dayanamayan Türkan Hanım hüngür hüngür ağlayarak ayağa kalkarken, titreyen o acıklı sesiyle de şöyle haykırıyordu:

-O artık benim kızım!.. Mustafa Bey!.. O artık benim kızım!.. Anlıyor musun Mustafa Bey o artık benim kızım!.. Hemen yurda yerleştirelim!.. Ben ona tek kişilik bir oda tahsis edeceğim!.. Para istemez!.. Para istemez Mustafa Bey!.. O artık benim kızım!.. Sen hiç merak etme!.. Dört yıl burada kalabilir!.. O artık benim kızım!.. Ben ona burs da sağlarım!.. Hem de istediği kadar burs sağlarım ben ona!.. Sen hiç merak etme Mustafa Bey!.. O artık benim kızım!.. Anlıyor musun Mustafa Bey? O artık benim kızım!..

Türkan Hanım hüngür hüngür ağlayarak masasına kapanmıştı ki oda kapısı da yavaşça gııırç diyerek açıldı. Mustafa Çığlık’ın eşi ve üç kızı paldır küldür odaya girmek üzereydiler ki Mustafa Çığlık müthiş bir çabuklukla ayağa kalkarak onları -Türkan Hanım görmeden- tekrar dışarıya çıkardı. Mustafa Çığlık eşi ve kızlarını dışarıya çıkartırken; Türkan Hanım son bir gayretle kafasını kaldırarak, aşırı derecede acıklı bir ses tonuyla, iki gözü iki çeşme; bir kere daha feryat etmeden duramadı:

-O artık benim kızım!..

Mustafa Çığlık iki dakika sonra tekrar Türkan Hanım’ın odasına dönerek bütün resmi işlemleri on dakika içinde halletti. Mustafa Çığlık’ın Türkan Hanım’ın odasından ayrılma sırası geldiği zaman odanın içinde yaşan dram da zirveye çıkmıştı. Türkan Hanım’ın ağlamasına (!)daha fazla dayanamayarak içini çeke çeke ağlayan Mustafa Çığlık’ı teskin etmek de Türkan Hanım’a düşmüştü:

-Siz hiç merak etmeyin Mustafa Bey siz hiç merak etmeyin!.. O artık benim kızım!..

Vedalaşma töreninden sonra hızlıca odadan çıkan Mustafa Çığlık, koridorun sonunda kendisini bekleyen eşi ve kızlarının yanına döndüğü zaman ne gözlerinde bir yaş vardı ne de kırmızılık!.. Türkan Hanım’ın odasında salya-sümük ağlayan Mustafa Çığlık’ın gözyaşları ne de çabuk kuruyuvermişti?! Kısacası… Mustafa Çığlık’ın iki dakika evvel ağlamış olduğu kesinlikle zerre kadar belli değildi!.. Ama büyük kızı Nermin merdivenlerden aşağıya inerlerken babasına şu soruyu sordu:

-Baba!.. Az önce kapının aralığından içeriye baktığım zaman Türkan Hanım’ı gördüm!.. Yanakları kıpkırmızıydı!.. Ağlıyor muydu ne?

Bu soruyu atlatmak çocuk oyuncağıydı Mustafa Çığlık için:

-Hele varivi!.. Önüne bak!.. Merdivenler çok dik!.. Konuşuyorum diye düşme sakın!.. Hem… Hemen bir tuvalet bulalım!.. Amel olmuş gibiyim!..

Nermin… En önde koşar adımlarla merdivenleri inen babasına şöyle bir şüpheli gözlerle baksa da aman sende diye söylenerek merdivenlere dikkat etmeye çalıştı.

Tarih:25 08 2016 19:06(1998) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yapı Denetim Eleman Aranıyor


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kişilikler ve Yaşam Anlayışları


2018 Boyabat Genel Seçim Sonuçları (24 Haziran 2018)


Tutuklanma, tarihi eser kaçaçıklığı yapan cemaatlere gelecek mi?


15 Temmuz Darbesinin İkinci Yılında Sonuç Ne?


Ünlü Türk Cerrah Dr. Mehmet Öz ile tanışmak


Azmin Zaferi İnandık ve Kazandık


Uzaklarda size hasret birileri var!


Sinop MHP diyor


1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü


Döndü Hanım


Osmanlı Devleti'nde Milletvekili Olma Kriterleri


İbretle Okuyunuz!


Sinop İli 2016 Yılı Vergi Rekortmenleri


Şimdi de yeni başlayanlar için Bozkurt kılavuzu


Boğazda Can Pazarı


Bağlıca Köyü'nden Görüntüler


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Temmuz ayı ziyaretci sayısı:560648 DtGaNi

* ANASAYFA *