E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Mahmut Hoca’nın Oğlu Sigaraya Başlamış

Ne olmuş yani? Bir anormallik mi var bu işte? Gayet normal!..

Mahmut Benek’in oğlunun-hem de on yedi yaşında-sigaraya başlamış olduğunu Boyabat’ın yerli ailelerinden hangisine sorsanız alacağınız cevaplar-yünde yüz-şöyle olur:

-Çok normal.

-On yedi yaşında!.. Geç bile kalmış!..

-Bunda şaşılacak ne var?

-Sorduğun soruya bak?!

-Benim çocuğum başlayacak değil ya tabii ki onun çocuğu başlayacak!..

Evet. Bu cevaplar asla başka türlü olamaz.

Ama biz şimdi oğlunu bırakalım da Mahmut Benek’in kendisine gelelim.

Mahmut Benek anlaşılacağı üzere Boyabatlı… Boyabatlı yerli ailelerden birinin çocuğu… Öğretmen. Sosyal Bilgiler öğretmeni. Yurdun çeşitli bölgelerinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra bir süredir kendi memleketinde; yani, Boyabat’ta; üstelik de doğduğu ve çocukluğunun geçtiği Camikebir Mahallesinin ilköğretim okulunda çalışıyor. Boyabat Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda çalışan Mahmut Benek hem mesleğinde hem de sosyal konularda oldukça başarılı. Çalıştığı her okulda idarenin eli kolu gibi sanki!.. Her bir işe Hızır gibi yetişiyor. Okulun kız voleybol takımı Sinop’a maça mı gidecek? Mahmut Hoca yetiş! Bize bir minibüs bul!.. Okulun bahçe duvarı yıkıldı!.. Yetiş Mahmut Hoca!.. Bu işten anlayacak bir usta bul!.. Okulun yakacak sorunu!.. Koş Mahmut Hoca!.. Okulun lağımı tıkandı!.. Aman Mahmut Hoca yetiş!.. Okulun elektrik sorunu var!.. Mahmut Hoca çabuk bir usta ayarlayalım!.. Okulun suları kesildi!.. Mahmut Hocam ne olur çabuk bir usta ayarlayıver!.. Basket potası kırıldı!.. Mahmut Hoca!.. Voleybol ağlarını fare yemiş!.. Mahmut Hoca!.. Masa tenisi raketleri eksik!.. Mahmut Hoca!.. Masa lazım!.. Mahmut Hoca!.. Sıra Lazım!.. Mahmut Hoca!.. Çocuk bahçede düşmüş, burnu kanıyor!.. Hastaneye yetiştirelim Mahmut Hoca!.. Çocuk bahçedeki ağaçların birine çıkmış aşağıya inemiyor!.. Yetiş Mahmut Hoca!.. Mahmut Hoca!.. Mahmut Hoca!.. Mahmut Hoca!.. Aşağı Mahmut Hoca!.. Yukarı Mahmut Hoca!..

Okulda otuz tane öğretmen var ama bütün bu işleri Mahmut Hoca yapıyor!.. Mahmut Hoca bütün bu işleri yaparken nazlanıyor mu? Mırın kırın ediyor mu? Ulan hep mi ben gibilerde bir tavır falan takınıyor mu? Kesinlikle hayır! Okul müdürü sağcı da olsa Mahmut Hoca aktif solcu da olsa!..

Peki, Mahmut Hoca bu denli aktif bu denli başarılı da neden kendisini idareci falan yapmıyorlar? En azından müdür yardımcısı falan…

Yalama değil ki!..

Siyasilerin gözünün içine bakmıyor ki!..

Makama mevkie zerre kadar müdara etmiyor ki!..

Hiçbir ideolojinin jigololuğunu da goygoyculuğunu da yağmıyor!..

Mahmut Hoca’nın bu yapısı da Boyabat’taki siyasi güçlerin işine geliyor mu? Mahmut Hoca, Boyabat’ta siyasete hâkim olanların işlerini kolaylaştırıyor mu? Tabii ki!.. Aman aman… Neyse… Biz dilerseniz hikâyemizi bataklığa doğru çekmeyelim de…

Mahmut Hoca öğretmen arkadaşlarına da çok faydalı… Yeni araba mı alacaksın? Arabanı mı değiştireceksin? Mutlaka ama mutlaka Mahmut Hoca’ya danışacaksın!.. Arabanda bir sorun mu var? Önce sanayiye gitme. Bir kere Mahmut Hoca’ya göster arabanı. İllaki de sanayiye gitmen gerekiyor mu? Hangi ustaya gideceğini bari Mahmut Hoca’ya sor.

Okula yeni tayin olmuş bay-bayan bütün yabancı öğretmenlerin de yerli öğretmenlerin de ev tutma işlerini geçelim… Okulda çalışan memur ve hizmetlilerin en büyük dert ortaklarının da Mahmut Hoca olduğu bir kenara bırakalım.

Velhasıl… Mahmut Hoca taşın altına elini de sokuyor gövdesini de!..

Bakınız… Beslenme teneffüsünde, Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun birinci katındaki koridorunda şöyle bir olay yaşanmaktadır: Camikebir Mahallesinde oturan ve Mahmut Benek’in de çocukluğundan bu yana tanımış olduğu bir veli; okula yeni tayin olmuş olan genç bayan matematik öğretmenini Sibel Özdilli’yi koridorun en loş bir yerine sıkıştırmış… Saçma sapan sorularla bayan öğretmene ecel terleri döktürmektedir:

-Hocanım nasıl olur? Benim çocuğum matematikten nasıl olur da orta alır? Benim çocuğumun matematiği süperdir!.. Yapamayacağı problem yoktur!.. Çarşıda pazar da bütün hesapları oğlum yapar!.. Daha bir kere olsun yanıldığını görmedim!.. Bunun ablasının da matematiği süperdir ağabeysinin de!.. Sonra… Benim de matematiğim zehir gibidir!.. Hocanım!.. Benim bu oğlum fen lisesini kazanacak çapta bir öğrenci!.. Ben bu çocuğumun mutlaka fen lisesini kazanmasını bekliyorum!.. Benim çocuğum nasıl olur da matematikten orta alır Hocam?

Sıkıntıdan kan-ter içinde kalmış olan genç bayan matematik öğretmeni Sibel Hanım defalarca açıklamış olduğu konulara bir kere daha parmak basmadan edemedi:

-Ama beyefendi!.. İki defa yazılı yaptım!.. Bir defa sözlüye kaldırdım!.. Hep aynı puanları aldı!.. Sınıfta da asla derse katılmıyor!.. Aktif değil!.. Hiç sorumluluk almıyor!.. Daha hiç yazı tahtasına kalkmadı!.. En basit problemlerden bile kaçıyor!.. En basit formülleri dahi ezberleyemiyor!.. Ablasını ve abisini bilmiyorum ama senin bu çocuğunun matematiği ne yazık ki bu seviyede beyefendi!.. Ama çok çalışırsa, bu temposunu artırırsa belki ileride özgüven de kazanarak matematikte de başarıyı yakalayabilir!.. Fakat… Gerçekçi olmak gerekirse, elimdeki verilere göre konuşursak; oğlunuzun şu aşamada matematikte üstün başarı yakalamasını beklemiyorum!.. Çünkü… Beyefendi, bir kere ben sizin çocuğunuzda sayısal zekâ göremiyorum. Çocuğunuzun fen bilgisi dersinden almış olduğu notları da takip ediyorum… Oğlunuz fen bilgisi dersinden de vasatın üzerine çıkamıyor. Sanki… Çocuğunuzun ifade ve beceri derslerine yatkınlığı var gibi.

Genç bayan matematik öğretmeni bilinçli konuşuyordu, gerçekçi konuşuyordu, elindeki verilere göre hareket ediyordu ama cahil ve küstah olan veli; belki de aşırı duygusallığından çocuğunu değerlendiremiyor ve öğretmenin ne demek istediğini anlayamıyor veya anlamak istemiyordu. Fakat… Her taşın altına elini koyan Mahmut Hoca, koridordan geçerken ister istemez bayan matematik öğretmeni ile velinin sohbetine kulak misafiri olmuş ve duraklayarak, olaya müdahale edip; bayan öğretmeni cahil ve küstah velinin elinden kurtarmaya çalışır:

-Osman!.. Hoş geldin kardeşim!.. Konuşmalarınıza ister istemez kulak misafiri oldum. Şimdi Osman kardeşim… Senin oğlanın dersine ben de giriyorum. Benim dersimden genelde iyi alıyor. Biraz daha çalışırsa pekiyi bile alabilir. Ama bir türlü temposunu artırmıyor. Hep iyi alıyor. Fakat… Bildiğim kadarıyla matematik dersinden ya zayıf alıyor ya da orta… Altıncı ve yedinci sınıfta da bu puanları alıyordu senin oğlan. Bunu sen de biliyorsun. Osman. Kardeşim. Senin o matematikleri süper dediğin çocuklarının derslerine de girdim ben. Onların matematik derslerinden de hangi puanları aldıklarını biliyorum. Onlar da matematikten ya zayıf alırlardı ya da orta… Onların matematikleri süperdi diye Sibel Hanım’ı yalan yanlış yönlendirme. Ayıp değil mi? Açalım mı dosyaları? Bilgisayarda kayıtlı olan eski notlara bakalım mı?

Mahmut Hoca’nın böyle konuşması genç bayan matematik öğretmenini biraz olsun rahatlatmıştı. Ama cahil ve küstah veli hâlâ pişkin bir vaziyette sırıtıyordu. Bu durum veliyi çok iyi tanıyan, hatta çocukluğundan bu yana çok iyi tanıyan Mahmut Hoca’yı daha da kızdırmaya yetmişti:

-Osman!.. Sen bu çocuğunun fen lisesini kazanmasını bekliyorsun değil mi?

Sırıtarak cevap verdi veli:

-Evet!..

-Lan bu çocuğun abisi nerede okuyor?

Bu sefer dişlerini gıcırdatarak konuştu Osman:

-Endüstri Meslek Lisesinde!

-Ablası?

-Kız Meslek Lisesinde!

-Bu çocuk nasıl fen lisesini kazanacak lan? Biraz gerçekçi olsana! Bu kadar duygusal olma be kardeşim!..

Veli hem sırıtmaya hem de kaşlarını çatmaya devam edince Mahmut Hoca daha da sinirli bir şekilde konuşmaya başladı:

-Osman!.. Bak… İkimiz de aynı mahallenin çocuğuyuz. Aynı yaştayız. İlkokulu da aynı sınıfta okuduk değil mi?

-Evet.

-Lan hergele!.. Senin de o zamanlar matematiğin ya zayıftı ya da ortaydı!.. Öğretmenimizi matematiğim zehir gibiydi diye kandırıyorsun!.. Ayıp değil mi?

Veli yine dişlerini gıcırdatarak konuştu:

-Mahmut Hoca!.. Biliyorsun… Ben o zamanlar biraz haylazdım!.. Derslerime iyi çalışmıyordum!.. Eğer sıkı çalışsaydım matematikten de pekiyi bile alırdım!..

-Yahu kardeşim!.. Belki çalışsaydın pekiyi de alırdın ama alamıyordun işte!.. Çocuğunun öğretmenine benim de matematiğim süperdi diye yalan söyleme. Sen matematikten pekiyi almayı bırak bir kere bile iyi derece alamamıştın ki!..Ya zayıf alıyordun ya da orta!.. Bunu sen de biliyorsun ben de!.. Gerçekçi ol!.. Öğretmeni de çocuklarını da kandırma!.. Onları yanlış yönlendirme!..

Bir süre daha cahil ve küstah veliyi eleştiren Mahmut Hoca yerden göğe kadar haklıydı. Kısa bir süre sonra veli de sessizce koridoru terk etti. Genç bayan matematik öğretmeniyle yalnız kalan Mahmut Hoca bu sefer de genç meslektaşına bazı tavsiyelerde bulundu:

-Sibel Hanım!.. Bu tür velilere karşı devamlı hazırlıklı olmak lazım... Bunlar sık sık karşına çıkacaklardır. Böyle velilerin en büyük olumsuz özellikleri aşırı derecede duygusal oluşlarıdır. Çocuklarını değerlendirirlerken asla önlerini göremezler. Tamam… Okula gelerek çocuklarıyla ilgilenmeleri, öğretmenlerle çocuklarının durumlarını değerlendirmeleri çok güzel bir şey… Öğretmenlerle sık sık istişare yapmaları son derece olumlu… Ama dediğim gibi… Cahil oldukları için; her şeyden önemlisi de duygusal oldukları için kendi çocuklarını sağlıklı bir şekilde değerlendiremiyorlar. Anne ve babalar kendi çocuklarını tanıyamıyorlar Sibel Hanım!.. Bu saptamayı eğitim bilimcileri de yapmışlar zaten. Eğitim bilimcileri diyorlar ki: ”Mahallede çocuğunu en son tanıyan kişi anne ve babadır!..” Ne kadar ilginç bir saptama değil mi? Velilerin -daha doğrusu anne ve babaların- çocuklarını kesinlikle sağlıklı bir şekilde değerlendiremediklerini çok uzun yıllar önce çok güzel saptamış eğitim bilimcileri. Fakat ne yazık ki… Çocuklarını iyi değerlendiremeyen, onların yetenekleri hakkında sağlıklı bilgi üretemeyen veliler; okula gelerek işte böyle bizi üzüyorlar!.. Ama Sibel Hanım!.. Bize şunu yapmak düşüyor: Bu tür velileri hiç bıkmadan usanmadan; kırmadan, dökmeden, büyük bir sabırla, hoşgörümüzü kaybetmeden bilgilendirmeye çalışacağız. Ne yapalım… Bizim işimiz de bu!.. Yapacak bir şey yok!.. Hadi iyi dersler Sibel Hanım.

Sibel Hanım, Mahmut Hoca’nın bu konuşmasıyla da çok rahatlamıştı. Hızlı adımlarla hizmetlilerin odasına çay içmeye gitmekte olan Mahmut Hoca, Sibel Hanım’ın “Teşekkür ederim Mahmut Bey!” demesini duymamıştı bile.

Mahmut Hoca, veliyi uyarırken de çok haklıydı… Genç bayan matematik öğretmeni Sibel Hanım’ı uyarırken de… Mahmut Hoca’nın konuşmaları son derece gerçekçi ve bilinçliydi. Zerre kadar duygusallığa yer vermeden genç meslektaşını ve veliyi uyaran Mahmut Hoca da hizmetlilerin odasına çay içmeye giderken son derece huzurlu ve mutluydu.

Şimdi… Bu olaydan kısa bir süre sonra… Öğle arası tatilinde… Hizmetlilerin odasında… Mahmut Hoca son derece ateşli bir konuşma yapıyor. Hizmetlilerin küçük ama sempatik odasında üç tane bayan ve iki tane de bay öğretmen var. Bu öğretmenlerin beşi de yabancı. Küçük odadaki diğer iki kişi de Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun hizmetlileri. Bu hizmetliler Boyabatlı ama köyden şehre yerleşeli en fazla yirmi beş sene falan olmuş. Boyabat’ın geçmişiyle ilgili bilgileri pek yeterli değil. Kısacası hizmetlilerin odasında-Mahmut Hoca’yla birlikte-toplam sekiz kişi var. Bu sekiz kişinin sekizinin de sigaraları aynı anda yanıyor. Küçücük odada dumandan göz gözü görmüyor. Tabii ki demli çayların da biri gelip biri gidiyor. Kadrosu Boyabat Cengiz Topel İlköğretim Okulu’nda olan ama haftanın belirli günlerinde Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun Bilgi Teknoloji Sınıfı’nda Formatör Bilgisayar Öğretmeni olarak çalışan Oktay Dereli isimli öğretmen; hizmetlilerin küçük odasının kapısını açtığı zaman; odayı kaplamış olan yoğun duman nedeniyle önce şöyle bir durakladı. Başköşeye oturmuş olan ve oldukça ateşli bir konuşma yapan Mahmut Hoca’nın gözleri; sinirden, öfkeden, heyecandan kan çanağına dönmüştü. Yüzü ve bakışları da bir hayli gergin olan Mahmut Hoca; Oktay Dereli’ye oturacağı sandalyeyi(bu vaziyette bile hizmetlilerin yapacağı işi yapmaya çalışıyor)başıyla gösterdikten sonra hiç ara vermeden-özellikle ağlamamak için kendilerini zor tutan bayan öğretmenlere dönerek ateşli konuşmasına devam etti:

-Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar? Düşünebiliyor musunuz? Benim oğlum!.. Küçük Emre!.. Daha on yedi yaşında!.. Sigaraya başlamış!.. Benim haberim yok!.. Okul idaresi bana bunu yeni bildiriyor!..

Sigarasından kibarca ama derin bir nefes çeken Türkçe öğretmeni Gizem Hanım, içine çektiği dumanları yine nazik bir şekilde dışarıya üflerken acıklı bir ses tonuyla;

-Yaaa!.. diyebildi.

Gizem Hanım’ın bu ince ve hüzünlü sesi Mahmut Hoca’nın daha bir kükremesine neden olmuştu:

-Lan eşek herif!.. Sen nasıl bir idarecisin lan? Bu çocuk on yedi yaşında sigaraya başlamış!.. Sen bu çocuğu nasıl takip etmezsin lan? Nasıl uyursun lan? Ben de öğretmenim!.. Meslektaşız!.. Ben oğlumu size emanet etmişim!.. Lan Çankırı gö…

Az daha baltayı taşa vurmak üzere olan Mahmut Hoca kendisini zor toplayarak şöyle bir düşündü. Sigarasından sert bir nefes çeken Mahmut Hoca keskin virajı atlatmıştı:

-Lan Çankırı avuç içi kadar bir yer!.. Sen benim oğlumu nasıl olur da takip etmezsin? Ben her altı ayda bir okula geliyorum!.. Sizinle görüşüyorum!.. Bana söylesenize!.. Adım adım takip ediyoruz!.. Çocuğunun durumu böyle böyle desenize!.. Eşek herifler!.. Bu nasıl okul? Bu nasıl disiplin? Okul okul değil ki!.. Dingonun ahırı!..

Mahmut Hoca konuşmasına bir süre ara vererek şöyle bir düşündü. Sigarasını tazeledi. Sigarasından peş peşe üç nefes çektikten sonra; ama bu sefer müthiş acıklı bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

-Keşke burada olsaydı!.. Ben oğlumu ibi gibi güderdim!.. Gözümü ondan ayırmazdım!.. Sigaraya başlamasına asla müsaade etmezdim!.. Ama ne yazık ki başlamış!.. Küçük oğlum sigaraya başlamış!.. Küçük Emre sigaraya başlamış!.. Daha on yedi yaşında!.. Bıyıkları bile terlememiş!.. Yazık değil mi arkadaşlar yazık değil mi? Benim minnacık oğluma yazık değil mi? Ulan benim küçük oğlumun minicik ağzı daha annesinden emdiği süt kokuyor be!.. Günah değil mi? Müdürün haberi yok!.. Müdür yardımcısının haberi yok!.. Terbiyesiz herifler!.. Vicdansızlar!.. On yedi yaşındaki çocuk sigaraya başlar mı lan? On yedi yaşındaki çocuk sigara içer mi lan? Nasıl gözden kaçırırsınız lan? Nasıl izin verirsiniz lan?

Mahmut Hoca’nın bu çok duygusal ve ateşli konuşmasından mı yoksa küçük odanın içindeki yoğun sigara dumanından mı bilinmez; üç bayan öğretmen de ağlamamak için kendilerini zor tutuyorlardı. İki yabancı bay öğretmenlerin durumları da bayan öğretmenlerden farksızdı. Yani erkek öğretmenler de perişan ve derbeder bir vaziyetteydiler. Ya iki tane hizmetli? Onların durumları nasıldı? Onlar… Çok sevdikleri Mahmut Hocalarını ses çıkarmadan, çatık kaşlarla, aşırı derecede gerilmiş olan suratlarıyla dinlerlerken bir yandan çay servisi yapıyorlar bir yandan da öfkeli bir şekilde kendi çay ve sigaralarını içiyorlardı.

Şimdi… Olayın özü şu: Mahmut Benek’in oğlu Emre Benek, Çankırı Anadolu Öğretmen Lisesi’nde yatılı okuyor. Ve!.. Emre, on yedi yaşında sigaraya başlıyor. Çankırı Anadolu Öğretmen Lisesi Müdürü, en son yapılan veli toplantısında da bu durumu Mahmut Benek’e uygun bir dille açıklıyor. Olayı bütün çıplaklığıyla öğrenen Mahmut Hoca da oğlunun daha on yedi yaşında sigaraya başlamasından derin üzüntü duyuyor. Çankırı Anadolu Öğretmen Lisesi’nde yatılı okuyan oğlu Emre’nin sigaraya başladığını öğrenen ve bu acı gerçek karşısında şoke olan Mahmut Benek bu durumu bir türlü hazmedemiyor. Çankırı Anadolu Öğretmen Lisesi’nin idarecilerini de öğretmenlerini de yoğun eleştiri bombardımanına tutan Mahmut Hoca bir türlü sakinleşemez. Anadolu Öğretmen Lisesi’nin yapmış olduğu son veli toplantısından henüz yeni dönmüş olan Mahmut Hoca bütün bu olup bitenleri kendi çalışmış olduğu okulun küçük hizmetliler odasında genç(ama yabancı)meslektaşlarına anlatırken hâlâ burnundan solumaktadır.

Ama… Cengiz Topel İlköğretim Okulu’ndan Cumhuriyet İlköğretim İlkokulu’na bilgisayar derslerine girmek için gelen Oktay Bey de Boyabatlıdır. Üstelik Oktay Bey de Camikebir Mahallesi’nin çocuğudur. Yani, Oktay Bey ile Mahmut Hoca aynı mahallenin çocuklarıdır. Oktay Bey, Mahmut Hoca’nın çocukluğunu da ailesini de çok iyi tanımaktadır. Zaten hizmetlilerin küçük odasına girip de bir iki dakika Mahmut Hoca’yı dinleyen Oktay Bey, sohbetin ana fikrini anlayınca gülmemek için kendisini güçlükle tutar. Gülmemek için mütemadiyen dudaklarını ısıran, karnına giren krampları engelleyebilmek için olağanüstü bir mücadele veren Oktay Bey gerçekten de çok zor durumda kalmıştır. Ah yalnız olsalar, ah sadece Boyabatlı öğretmenler olsa çoktan kahkahalarla gülecek ama ne yazık ki ortam müsait değildi Oktay Bey için. Üstelik Mahmut Hoca da konuşurken sürekli Oktay Bey’in gözlerinin içine bakıyordu. Ateşli konuşmasını Oktay Bey’e de onaylatmak için büyük bir çaba gösteren Mahmut Hoca’nın bu gayreti Oktay Bey’i daha da gülme krizine sokuyordu. Bir kere; Mahmut Hoca, Oktay Bey’in kafasından geçenleri anlamış mıydı anlamamış mıydı bu belli değildi. Fakat… Küçük odada bulunan hizmetlilerden “Sarı Şaban” namıyla anılan Şaban Yılmaz bu işin içinde bir bit yeniğinin olduğunu az çok sezmiş gibiydi. Önce ocaklığın başındaki oturduğu sandalyeden kalkarak, okul bahçesine bakan pencere kenarındaki bir sandalyeye; yani, Oktay Bey’i tam cepheden görebilecek bir yere oturan Sarı Şaban iyi bir pozisyon almıştı. Sarı Şaban’ın bir gözü Mahmut Hoca’da iken diğer gözü de Oktay Bey de idi. Gülme krizindeki Oktay Bey’in içinin fokurdadığından adı gibi emin olan Sarı Şaban büyük bir merakla bu işin sonunu bekliyordu. Mahmut Hoca lafı uzattıkça gülmemek için kendisini zor tutan Oktay Bey’i fermadaki avcı köpeği gibi gözleyen Sarı Şaban meraktan çatlamak üzereydi ve çalılığın arkasına atlamamak için de kendisini zor tutuyordu. Peki… Hizmetlilerin küçük odasındaki diğer yabancı öğretmenler de ve diğer hizmetli Rıza Azak da Oktay Bey’in hal ve hareketlerinden şüphelenmişler miydi? Kesinlikle hayır. Onlar can kulağıyla Mahmut Hoca’yı dinliyorlardı. Hem öyle dinliyorlardı ki… Nemli gözlerle, üzgün yüz ifadeleriyle, burunlarını çeke çeke… Kısacası: Mahmut Hoca’nın konuşmasını acıklı bir Türk filmi izler gibi takip ediyorlardı. Yani, Oktay Bey’in manalı muzip bakışlarını bir tek Sarı Şaban sezmişti. Derken zil çaldı.

Öğrencilerin bahçede toplanarak sıraya geçmeleri için zilin çalmasıyla birlikte önce bayan öğretmenler dayak yemişler gibi apar topar küçük odayı terk ettiler. Onları iki bay öğretmen takip etti. Yani bir iki dakika içinde hizmetlilerin odasında dört Boyabatlı baş başa kalıverdiler. Hizmetli Rıza Azak çayları tazeledi. Mahmut Hoca ile Sarı Şaban birer sigara daha yaktılar. Şimdi dört Boyabatlı arasında yeniden güzel bir muhabbet daha başlamak üzereydi. Tabii ki Sarı Şaban’ın gözleri de devamlı Oktay Bey’in üzerindeydi. Sarı Şaban’ı daha fazla merakta bırakmak istemeyen Oktay Bey de gülümseyerek ama son derece kestirmeden konuşmasına başladı:

-Mahmut Hocam!

-Efendim Oktay Bey!

-Sen sigaraya kaç yaşında başlamıştın?

Bu soru Mahmut Hoca’nın çok hoşuna gitmişti. Ayağa pas gibiydi bu soru Mahmut Hoca için. Bir anda kaleciyle karşı karşıya kalan Mahmut Hoca büyük bir zevkle topa vururken sevinçten de havalara uçmak üzereydi:

-Yedi!.. On yaşımda da içime çekebiliyordum!..

Hayretler içinde kalan Sarı Şaban’ın gözleri kocaman olmuştu:

-Ne!.. Yedi yaşında mı başladın?

Rıza Azak’ın heyecanı da büyüktü:

-On yaşında içine mi çekiyordun?!

Hizmetlileri de büyük bir zevkle tatmin etmeye çalıştı Mahmut Hoca:

-Tabi lan! Ne sandınız Mahmut Hocanızı? Dedemin sigaralarından aşırarak içmeye başladım ben!.. Ah ulan neydi be o Gelincik sigarası, Yaka sigarası!..

Oktay Bey’in ikinci sorusu da kaleciyle baş başa bırakıvermişti Mahmut Hoca’yı:

-Mahmut Hocam rakıya kaç yaşında başlamıştın?

Böyle güzel bir soru olur mu? Böyle tatlı bir soru olur mu? Maradona’nın topuk pasları gibiydi bu sorular Mahmut Hoca için. Mahmut Hoca, yıllardır sorulmasını hasretle beklemiş gibi bu soruyu da büyük bir zevkle cevaplamaya çalıştı:

-On!..

Sarı Şaban heyecandan ölmek üzereydi:

-Neee?!..

Gözleri iri iri yüzü kıpkırmızı olmuş Sarı Şaban’a tatlı bir gülümsemeyle bakan Mahmut Hoca konuşmasına da yine olağan üstü bir özgüvenle devam etti:

-Tabi lan!.. On yaşımda başladım!.. On üç yaşımda da bir ufak rakıyı rahatlıkla içebiliyordum!..

Hayret dolu gözlerle Mahmut Hoca’ya bakan Rıza Azak da inanamıyordu bu işe:

-Vay beee!.. On üç yaşında bir ufak rakıyı içebiliyordun ha?!..

Mahmut Hoca, Rıza Azak kardeşini de o tatlı gülümsemesiyle tatmin etmeye çalıştı:

-Ne sandın ya lan? Ben on beş yaşıma geldiğim zaman dedemle, babamla birlikte içiyordum!.. Özellikle dedem beni masasından ayırmazdı!.. İçebiliyorum diye beni masasından ayırmazdı!.. Masanın hakkını veriyordum yani!.. Dedem arkadaşlarıyla içerken bile beni de ara sıra yanında götürürdü!.. Ben on beş yaşıma geldiğim zaman Boyabat’ın en namlı içkicileriyle kadeh tokuşturmuş adamım be!..

Mahmut Hoca sözlerini bitirip de gevrek gevrek gülerken; ilk birasını yirmi beş yaşında içmiş olan Sarı Şaban bu işe biraz bozulmuş gibiydi:

-Ya Mahmut Hoca!.. Bir saattir kafamızı ütüledin be!.. Bayan öğretmenler neredeyse ağlayacaklardı!.. Yok minnacık Emre sigaraya başlamış da!.. Yok daha on yedi yaşına yeni değmiş de! Bu nasıl idareymiş de!.. Bu nasıl olurmuş da!.. Yahu Hocam!.. İdare ne yapsın senin oğlana? Seni gibi bir adamın oğluyla idare başa çıkabilir mi? Müdür yardımcılarını takar mı Emre? Bir saattir oğlum on yedi yaşında sigaraya başlamış diye kafamızı şişirdin be!..

Rıza Azak da sevgili arkadaşı Sarı Şaban’ı sinirli ve öfkeli bir şekilde destekledi:

-Geç bile kalmış senin oğlan Mahmut Hoca geç bile kalmış!.. On yedi yaş ne ki?! Senin oğlan en geç beş yaşında sigaraya başlamalıydı!.. Geç bile kalmış!..

Rıza Azak susunca Sarı Şaban burnundan soluyarak devam etti:

-Allah bilir de!.. Sen on yedi yaşında… Belki de oturak alemlerine bile gidiyordun Mahmut Hoca!..

Bu arada nöbetçi öğretmenler, öğrencileri sınıflar hainde dershanelere almışlardı. Öğretmenler zilinin çalmasıyla birlikte Oktay Bey ile Mahmut Hoca da kahkahalar atarak hizmetlilerin odasından çıkarlarken; Sarı Şaban ile Rıza Azak da hâlâ büyük bir şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı.

Ha!..

Oktay Bey… Mahmut Hoca’nın dedesinin ve babasının kendisine sıkı sıkıya tembihledikleri vasiyetler konusuna da değindi mi? Hayır. Sarı Şaban ve Rıza Azak’ı daha fazla heyecanlandırmak ve sinirlendirmek istemeyen Oktay Bey bu vasiyet konularına girmedi.

Peki… Neydi bu vasiyetler?

Bu işler noterin işi ama açıklayalım bari.

Dede Ali Benek’in on altı yaşındaki torunu Mahmut Benek’e vasiyeti:

“Sevgili torunum!.. Mahmut’um!.. Babandan umudum yok ama sana güveniyorum!.. Tamam!.. Dua okuyun da!.. Şu çilekeş dedeni mezarında dahi müziksiz bırakma be Mahmut’um!.. Münir Nurettin Selçuk’un, Hamiyet Yüceses’in, Abdullah Yüce’nin taş plaklarını bulamasan da kendin; hazin hazin ağlayan bir taşa oturarak iki türkü patlatsan o bile yeter be sevgili torunum!.. Ha!.. Bir de!.. Ziyaretime geldiğin zaman… Şöyle başucuma doğru… boş da olsa ufak bir şişe bırakırsan çok memnun olurum!.. İçemesem de koklasam yeter be Mahmut’um!.."

Baba Hayrettin Benek’in yirmi dört yaşındaki oğlu Mahmut Benek’e -gerdeğe gireceği gece- yapmış olduğu vasiyeti:

“Oğlum!.. Bir saniye bile vakit kaybetme!.. Hemen bu geceden işe başla!.. Sevdiğin bütün mezeleri ilk geceden eşine öğret!.. Eşin senin hangi mezeleri sevdiğini… Rakıyı hangi yemeklerle aldığını… Nasıl içtiğini… Nelerden hoşlandığını ilk geceden öğrensin ki… Rahat edesin!..”

Mahmut Hoca… Mahmut Benek… Bu vasiyetleri yerine getirdi mi?

Hem de harfiyen!..

Tarih:01 09 2016 19:29(2461) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: emre benek 20 10 2016 22:38
emeğinize sağlık. çok guzel bir yazı -hikaye- olmuş hocam. saygılar


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yapı Denetim Eleman Aranıyor


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kıbrıs, İskenderun ve Hatay Gezisi Fotoğrafları-4


Kişilikler ve Yaşam Anlayışları


2018 Boyabat Genel Seçim Sonuçları (24 Haziran 2018)


Tutuklanma, tarihi eser kaçaçıklığı yapan cemaatlere gelecek mi?


15 Temmuz Darbesinin İkinci Yılında Sonuç Ne?


Ünlü Türk Cerrah Dr. Mehmet Öz ile tanışmak


Azmin Zaferi İnandık ve Kazandık


Uzaklarda size hasret birileri var!


Sinop MHP diyor


1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü


Döndü Hanım


Osmanlı Devleti'nde Milletvekili Olma Kriterleri


İbretle Okuyunuz!


Şimdi de yeni başlayanlar için Bozkurt kılavuzu


Boğazda Can Pazarı


Bağlıca Köyü'nden Görüntüler


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Temmuz ayı ziyaretci sayısı:644116 DtGaNi

* ANASAYFA *