E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Döndü Hanım

Dodurga Köyü İlkokulu öğretmenlerinden Hasan Özlü’ nün 17 Mart 1997 tarihinde bir oğlu dünyaya geldi.

Hasan öğretmenin aynı okulda birlikte çalışmış olduğu-kendisinden bir hayli kıdemli olan-Mazhar Çetinkaya isimli meslektaşı… Pazartesi günü karşılaştıkları zaman; daha hayırlı olsun, demeden; gözün aydın kardeşim, demeden; Allah analı babalı büyütsün, falan demeden; ilk iş olarak-aşırı ciddi bir yüz ifadesiyle ve ses tonuyla-sıkı sıkıya şunları tembihledi genç meslektaşına:

-Hasan!.. Ağabeysinin!.. Beni iyi dinle. Kulaklarını dört aç. Bu bir tecrübe nasihatidir. Bu yaşanmış gerçek bir hikâyedir. Hem bu sözlerim kulaklarına da küpe olur inşallah. Hasan! Ağabeysinin!.. Ananın sözünden sakın ola çıkma. Anan ne derse o olsun. Çocuğun adını mutlaka anan koysun. Ananın hatırını sakın ola kırma. Ananın sözünden çıkma. Ananın sözünü dinle. Hasan!.. Ağabeysinin!.. Bu sözlerimi kesinlikle yabana atma. Ananın hatırını sakın ola kırma Hasan.

Mazhar Bey genç meslektaşına bu değerli tavsiyeleri ilk olarak nerede yaptı? Köye gitmek üzere her sabah buluştukları Kolaz Palas Kahvesinde. Bu tavsiyeler kahvede bir iki bardak çay içilirken de devam etti mi? Etti. Köye gitmek üzere kahveden çıkıp da arabalarına bindikleri zaman da devam etti mi? Etti. Yol boyunca? Etti. İlk ders başlamadan önce okul bahçesinde birkaç tur atılırken de devam etti mi? Tabii ki. Teneffüslerde de ciddi olarak yapılan bu uyarılar ve tavsiyeler, öğle yemeği için lojmana çekildikleri zaman da hele hele tavşankanı çaylar içilirken de bütün hızıyla sürdü. Ama… Çaylar içilirken, sigarasını da tellendiren Mazhar Bey azıcık hüzünlenir gibi olmuştu:

-Ah anacığım ah! Ah güzel anam ah! Ah boncuk gözlü anam ah! Ben senin o güzel hatırını nasıl kırdım ah anacığım ah! O kıpkırmızı elma gibi tombul yanaklarına sel gibi dökülen gözyaşlarını silerken nasıl da içini çeke çeke ağlardı anacığım! Ah anacığım ah! Çok debelendi ama dediğini yine de yaptıramadı anacığım! Nedime ablan hiç oralı bile olmadı! Hiç oralı bile olmadı! O isim katiyen olmaz diye kestirip attı! Ben de Nedime ablanın moralini bozmak istemedim! Sesimi çıkaramadım! İki arada bir derede kaldım be Hasan! Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali! Biri anam… Biri karım! Sen ananın hatırını kırma Hasan sen ananın hatırını kırma! Ah dudu dilli anam ah! Ah ayva kokulu anam ah! Ananın hatırını kırma Hasan ananın hatırını kırma! Adımı koymadılar diye ocak başındaki minderin üzerinde kös kös oturan anamın o can eriği gözlerinden bulgur gibi dökülen gözyaşlarını hatırlayınca içim yanıyor be ağabeysinin içim yanıyor! Ah ceylan bakışlı anam ah! Ulan ilericilik dedik, devrimcilik dedik, çağdaşlık dedik… Sesimizi çıkaramadık! Aslında vuracaktım yumruğumu masanın üzerine! “Tamam lan sen karışma! Sen karışamazsın! Kızımın adına ben anamın adını koyacağım!.. Adet böyle!.. Töre böyle!..” Diyecektim… Çıkacaktım işin içinden! Ama yapamadım işte! Devrimciyiz ya!.. Solcuyuz ya!.. İlericiyiz ya!.. Bizim evde eşitlik var ya! Ulan çağdaşlık yapacağım diye o sıcaklarda bile kelem yaprağı gibi kat kat giyinen; kınalı saçlarını çemberiyle define saklar gibi saklayan; ocak başında çürük meyve ağaçlarının yanışını seyrederken gizli gizli ağlayan, yazmasının oyalı ucuyla o sel gibi akan gözyaşlarını kimseye çaktırmadan silmeye çalışan anamın hatırını kırdım be Hasan!.. Ah benim incir kokulu anam!.. Ah benim süt mısırı gibi dişli anam ah!.. Dut yemeyi de çok severdi dut pekmezini de!.. Hararetlendiği zaman kızılcık ekşisine bayılırdı! Eşitlik varmış!.. Pöf!.. Ulan eşitlik var diye karı lafına gidilir mi? Ana hatırı kırılır mı? Ah benim peynir yüzlü anam ah!.. Ah benim yoğurdu üfleyerek yiyen anam ah! Ananın hatırını kırma Hasan ananın hatırını kırma!..

Mazhar Bey’in eşi Nedime Hanım da öğretmendi. Boyabat Cengiz Topel İlköğretim Okulu’nda çalışan Nedime Hanım’a eski olaylar aklına geldikçe çok sitem eden Mazhar Bey neredeyse ağlamaklı olmuştu. Sigara üstüne sigara yakan Mazhar Bey çayını da sırf dem içmeye başlamıştı. Çok hüzünlenen Mazhar ağabeysini sessizce dinleyen Hasan öğretmen de iyice dertlenir gibi olmuştu.

Bu sohbet salı günü de bütün hızıyla devam etti:

-Hasan!.. Ağabeysinin!.. Hanımını falan dinleyip de sakın ola ananın hatırını kırma!.. Bak ben kırdım!.. Nedime ablanın yüzünden anamın adını kızıma veremedim!.. Keşke dinlemeseydim Nedime ablanı!.. Hay ben böyle eşitliğin de ilericiliğin de!.. Ah güzel anacığım ah!.. Ah keklik gibi seke seke tarlaları dolaşan anacığım ah!.. Ah tereyağından kıl çeker gibi kuyudan su çeken anacığım ah!.. Düğüne de yakışırdı cenazeye de!.. Eline bir tef alarak düğün evini coştururdu!.. Bülbül gibi şakırdı bülbül gibi!.. Kambersiz düğün olmaz, derlerdi anam düğüne gitmeyince!.. Köyde annemsiz düğün yapılmazdı Hasan!.. Cenaze evi de bir şeye benzemezdi annem gitmeyince!.. Hasan… Allah seni inandırsın… Gazel çeker gibi bir ilahi okurdu… Aklın durur!.. Cenaze evinde oturanları bırak… Avludaki ağaçların dallarına konan kuşlar bile sessizce anamı dinlerlerdi sanki!.. Ah anacığım ah!.. Ah türbe kapısına benzeyen anam ah!.. Ah ermişlerin, dervişlerin seccadesini andıran anacığım ah!

Mazhar Bey, ah anacığım ah, dedikçe; Hasan öğretmen de erim erim eriyordu!.:

Çarşamba günü olunca Mazhar Bey biraz daha sertleşmeye başlamıştı:

-Hasan!.. Ağabeysinin!.. Neye karar verdin? Ananın dediğini yaptın mı?

-Yok abi.

-Niye?

-Daha karar vermedik be abi.

-Anan ne diyor bu işe?

-Annem… Babamın adını koyacağım… Dedesinin adını koyacağım… Bilmem kimin adını koyacağım deyip duruyor!..

Mazhar Bey öfkeli bir şekilde atıldı:

-İyi ya işte!.. Ben sana kaç gündür ananın hatırını kırma ağabeysinin demiyor muyum? Ananın hatırını kırma Hasan ananın hatırını kırma.

Mazhar Bey sigarasını da sert bir şekilde tazeledikten sonra yine sinirli bir şekilde; ama, ilk defa değişik bir soru sordu genç meslektaşına:

-Peki!.. Sen çocuğun adına ne koymak istiyordun?

-Alperen.

-Fena değil. Ama… Sen yine de beni dinle ve ananın hatırını kırma Hasan. Ana lan bu!.. Yarın bir gün ölüverirse… Buzağı gibi melersin arkasından. Bak benim halime!.. Ah anacığım ah!.. O yumuk yumuk elleriyle nasıl da hamur yoğururdu!.. Bir tekne hamuru on dakika içinde yoğurup da getirirdi ortaya!.. Sen sabahın köründe kalk!.. Yayığı yay!.. Çöreği yap!.. Çöreğin içine yumruk gibi tereyağını koy!.. Hâlâ döşek keyfi yapan Mazhar’ın kucağına oturtturuver!.. Ah anacığım ah!.. O kemancı parmaklarıyla nasıl da sağardı inekleri!.. Ah ceylan bakışlı anam ah!.. Bir baş soğanla dört yumurtayı yufka ekmeğinin içine döşe, soba borusu gibi dürüm yap da tutuşturuver Mazhar’ın eline!.. Kim yapar lan bunu? Ancak ana yapar ana!.. Ah sabır taşı gibi avluda oturarak tavukları tilkiye kaptırmayan anam ah!.. Ananın hatırını kırma Hasan ananın hatırını kırma. Hep o Nedime ablanın yüzünden anamın bamya çiçeği gibi olan havalı gözleri açık gitti be Hasan!.. Hay ben böyle eşitliğin!.. Böyle çağdaşlığın!.. Sen ananın hatırını kırma Hasan ananın hatırını kırma. İster Ahmet koysun istersem Mehmet!.. Ananın hatırını kırma Hasan. Ah geyik duruşlu anam ah!.. Ah boynu torba yoğurduna benzeyen anam ah!.. Gıdığıyla oynardım da duruverirdi merinos koyunu gibi!.. Ah benim ekin tarlasındaki gelincikler gibi kokulu anam ah!..

Perşembe günü Mazhar Bey daha da gergindi:

-Çocuğun adını hâlâ koymadınız mı? Sen de benim gibi anana direniyorsun ha!.. Hasan!.. Ağabeysinin!.. Sen de benim gibi ananın hatırını kıracaksın galiba!.. Oğlum ben burada boşuna mı konuşuyorum? Ananın hatırını kırma diye barım barım bağırmıyor muyum? Tüh!.. Konuşmalarımdan bir şey anlamıyorsun herhalde!.. Ama bak pişman olacaksın!.. Dediydin ağabey diyeceksin!.. Ananın hatırını kırma Hasan ananın hatırını!.. Ah anacığım ah!.. Ah benim ulu bir gece bekçisi gibi bir tek koyunumuzu bile kurtlara kaptırmayan akıllı anam ah!.. Sabahleyin erkenden kalkarak hamur teknesini ortaya getirirdi. Sacı açardı. Daha ben kalkmadan bazlamaları sıralardı. Sımsıcak bazlamanın içini de dışını da tabanca yağlar gibi tereyağıyla yağlayarak meh diye uzatıverirdi elime. Ah benim hamarat anam ah!.. Dağ gibi budaksız bir erik ağacıydı benim anam Hasan… Dağ gibi budaksız bir erik ağacıydı!.. Ah benim kiraz dudaklı anam ah!.. Ah benim çiğdem burunlu anam ah!.. Hasan!.. Ağabeysinin!.. Ananın hatırını kırma!.. Bu laflarımı yabana atma!.. Ah kucağı söğüt gölgesine benzeyen anam ah!..

Mazhar Bey’in öğütleriyle kafası allak bullak olan Hasan öğretmen, öğle arasında lojmanda çay içilirken usulca sordu:

-Mazhar abi!.. Annen, senin kızına; yani, torununa kendi adını vermek istiyordu değil mi?

-Evet!.. Ama Nedime ablan müsaade etmedi ki?!

-Mazhar abi, Nedime ablam kızın adına ne koydu?

-Gamze!..

-E abi!.. Gamze ismi güzel değil mi? Popüler!.. Güncel bir isim!.. Doğrusunu söylemek gerekirse Nedime ablam çocuğuna güzel bir isim koymuş be abi!..

Hasan öğretmen böyle konuşunca Mazhar Bey şöyle bir düşündü… Sonra derin derin soludu… Bir yandan çayının şekerini karıştırırken bir yandan da sigara paketine el atmıştı Mazhar Bey. Çayından bir fırt içtikten sonra lojmanın küçük penceresinden bir süre karşı tepeleri seyreden Mazhar Bey, sigarasından derin bir nefes çektikten sonra bir kere daha homurdanmadan duramadı:

-Sen yine de ananın hatırını kırma Hasan!..

Cuma günü de Mazhar Bey’in tavsiyeleri ve telkinleri bütün şiddetiyle devam edince; Hasan öğretmen tam beş gün önce sorması gereken bir soruyu-aklı başına gelip de-ancak Cuma günü sorabildi:

-Mazhar abi ya!.. Senin annenin adı neydi?

Mazhar Bey bugün çayını kıtlama içiyordu. Kesme şekerini büyük bir ciddiyetle, kaşlarını çatarak-tarihi eseri orijinalliğini bozmadan ikiye bölen arkeolog gibi-ön dişleriyle iki parçaya ayıran Mazhar Bey; sıcak çayından da bir yudum içtikten sonra… Hasan öğretmenin yüzüne bakmadan… Lojmanın küçük penceresinden karşı tepelere şöyle bir bakıp bakıp o davudi sesini biraz daha kalınlaştırarak;

-Döndü, dedi.

-…!

Hasan öğretmen şaşkınlığını çabuk atlattı:

-Pardon abi anlayamadım! Bir daha söyler misin?

Mazhar Bey, Hasan öğretmenin şaşkınlığını görmemişti ama sorusunu duymuştu. Karşı tepelere bakmaya devam ederek lojmanın içini bir kere daha aynı isimle inletti Mazhar Bey:

-Döndü!..

Hasan öğretmen gülmemek için kendisini zor tutuyordu. Fakat… Beş gündür bağıra bağıra tavsiyelerini ve telkinlerini bir bir sıralayan Mazhar ağabeysine çok da kızmıştı Hasan öğretmen:

-Mazhar abi!.. Sen Nedime ablama boşuna kızmışsın!.. Döndü ismi için insan eşine hiç darılır mı?

Mazhar Bey, sigarasından derin bir nefes çektikten sonra, genç meslektaşına öfkeli bir şekilde bakarken Hasan öğretmen devam etti:

-Abi!.. Bu devirde kız çocuğuna “Döndü” ismi konulur mu?

Mazhar Bey, sinirli bir ses tonuyla karşılık verdi Hasan öğretmene:

-Benim anama “Döndü” ismini koymuşlar ya!..

-Ağabey!.. O zaman olmuş bir kere!.. Eski devirlerde insanlar çocuklarına bir sürü yalan yanlış isimler koymuşlar!.. Döndü, Şeker, Kiraz, Satılmış… Daha bunlar gibi bir sürü isim. Yahu ağabey!.. Adamın soyadı Çakal, Çirkin, Buruk, Kurnaz, Topal… Böyle soyadı olur mu abi? Bunlar düzeltilmeli. Bu tür yanlışlar artık yapılmamalı. Çocuklarımıza güzel isimler ve soy isimler koymalıyız. Özellikle de çocuklarımıza Türkçe isimler koymaya özen göstermeliyiz, gayret etmeliyiz. Bu konunun üzerinde titizlikle durmalıyız. Yoksa çocuklarımız, ergenlik çağlarına falan geldikleri zaman kesinlikle üzülürler, sıkıntı çekerler, yıpranırlar… Ağabey sen böyle bir isim için mi üzdün Nedime ablamı? Abi “Döndü” ismi için insan hiç eşini kırar mı? Abi Gamze şu anda kaç yaşında?

-On beş.

-On beş ha!.. Abi sen on beş yıldır Nedime ablamı üzüyorsun o halde!.. Annenin adını koymadı diye; “Döndü” ismini kızına vermedi diye on beş yıldır Nedime ablama kızıyorsun ha!.. Abi sen çocuğuna “Döndü” ismini koysaydın şimdi Gamze seninle konuşmazdı belki de!.. Veya… İçin için ağlardı zavallı çocuk.

Tamam. Mazhar Bey tam on beş yıldır geceli-gündüzlü sitem ederek sevgili eşi Nedime Hanım’ı üzüyordu ama… Birkaç yıl önce vefat eden Döndü Hanım da ölene kadar oğlu Mazhar Bey’e-biricik torununa kendi ismini vermedi diye-gönül koymuştu!..

Hasan öğretmene hak verse de… On beş yıldır bu isim tartışması yüzünden çok yıpranan, yorulan ve büyük sıkıntılar çeken Mazhar Bey… Lojmanın küçük penceresinden karşı tepelere dalgın ve düşünceli bir vaziyette bakarken… Yeni yakmış olduğu sigarasından derin bir nefes çekip… Ağlayan çocuk gibi acıklı bir yüz ifadesiyle… Derbeder bir ses tonuyla… Uzun hava çeker gibi bir kere daha ana hasretiyle lojmanın küçük odasını doldurdu:

-Ah anacığım ah!.. Bülbül gibi şakırdardı!.. Kazma kazarken!.. Orak biçerken!.. Çorap örerken!.. Kuyudan su çekerken!.. Ah anacığım ah!..

Tarih:06 10 2016 17:27(2039) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Rejim Değişirken


Sinop gezisi izlenimlerim


Anadolu efsaneleri (Kırkkızlar Kayası)


AKP ve MHP Genel Başkanı, bu nasıl yerli millilik?


Zıt Kardeşler


Emeklinin Söylediği Türkü


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Hisar İşçi


Verem (Tüberküloz) Haftası


Var mı benden bahtiyarı?!


Mekke 1 Ocak'ta değil, 11 Ocak'ta fethedilmiştir


Ağlayan Kudüs


İYİ Parti İlçe Başkanı Mithat Mor, Mevlid Kandili Mesajı Yayımladı


Boyabat Müftülüğüne Bugün Güzel Bir Ders Verdim


Panayıra Götürmedi


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Ocak ayı ziyaretci sayısı:1043762 DtGaNi

* ANASAYFA *