E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com

Hüseyin Cömert de Faka Basarmış

Hüseyin Cömert, katiyen kül yutmam, diyor. Gözümden bir şey kaçmaz, hatayı net bir şekilde görürüm; yolsuzluğu da soysuzluğu da anında sezerim, diyor… Ve… Asla faka basmam, diye de ekliyor Hüseyin Cömert.

Şu titizliğe bakar mısınız?

-Hüsnü! Ağabeysinin! Otobüsün kalkmasına bir saat on yedi dakika kaldı. Arabanı kaçırma sakın. Yanına mutlaka kazak al. Bolu Dağında üşürsün. Kazağını koyduğun çantayı sakın ola bagaja falan verme. Bir daha bagajı açmazlar. Sen de üşenirsin zaten. Sonrada da üşüyerek hasta olursun.

Sanki on yaşındaki küçük bir çocuğa hitap ediyor Hüseyin Cömert. Konuştuğu kişi otuz beş yaşlarında koskocaman bir adam. Üstelik bu adam Boyabat’ın en tanınmış en başarılı işadamlarından birisi. Sadece İstanbul’a değil ki… Türkiye’nin dört bir yanına sürekli iş seyahatleri yapan yoğun bir işadamı… Ama Hüseyin ağabeysinden iki yaş küçük ya… Hüseyin Cömert de sevgili kardeşinin üzerine titriyor ya… Neyse. Hüsnü Cömert ağabeysinin huyunu bildiği için her sözüne tamam dese de Hüseyin Cömert bir şeyler daha eklemeden edemiyor:

-Hüsnü! Yola çıkmadan önce hafif de olsa bir şeyler atıştır. Simit gibi bir şeyler ye. Meyve suyu al. Vişne suyu bulantıya falan iyi gelir. En azından bir çorba iç. Bizim yavruların ne zaman, nerede mola verecekleri hiç belli olmaz. Aç kalırsın sonra.

Yıl 1996. Mevsim sonbahar. Bir iş icabı İstanbul’da olan Boyabatlı işadamı Hüsnü Cömert, Boyabat Seyahat firmasının otobüslerinden biriyle Boyabat’a dönmektedir. Her şey yolundadır. Tabii ki Hüseyin Cömert’in titizliği de tedirginliği de had safhadadır. Beş yaşındaki küçük oğlu Hasan’ın araba takozuna benzettiği araç telefonu 0522 hiç elinden düşmez Hüseyin Cömert’in:

-Hüsnü! Otobüs hareket etti mi? Ha! Tamam! İstanbul trafiğinden çıkınca beni hemen ara!

Otobüs İstanbul’un yoğun trafiğinden güçlükle çıkınca gerçekten de ağabeysini(isterse aramasın)aradı Hüsnü Cömert. Otobüs İzmit’e girerken de ağabeysini aradı Hüsnü Cömert. İzmit’ten çıkarken, Düzce’ye girilirken ve Karabük’te mola verilirken de Hüseyin Cömert aradı kardeşini. Yani, Hüseyin Cömert’in 0522 araç telefonu gece boyu hiç susmadı. Otobüs Ilgaz’a yaklaşırken kardeşini bir kere daha arayan Hüseyin Cömert azcık yorulmuş gibiydi. Uyumamak için Sevgili eşi Kadriye Hanım’ın büyük bir heyecanla(belki yüzüncü defa)seyretmiş olduğu Fatma Girik’in “Boş Beşik” filmine arada bir dönüp dönüp bakan Hüseyin Cömert’in hakikaten de dayanacak gücü kalmamıştı. Hüseyin Cömert, otobüs Kastamonu’ya girerken, film seyreden eşini aşırı ciddi bir ses tonuyla ve yüz ifadesiyle uyardı:

-Bak Kadriye!.. Şu koltukta azıcık kestireceğim!.. Çocuğu kartal kapınca sakın ola opera sanatçısı gibi cıyak cıyak bağırma!

Çocuğu kartalın kapacağını biliyor! Kim bilir eşiyle birlikte bu filmi(mecburen)kaç kere izledi. Neyse. Hüseyin Cömert bu ciddi uyarıyı neden yapma gereği duymuştu? Durup dururken yapmadı ya! Elbet bir bildiği vardır Hüseyin Cömert’in… Kadriye Hanım, dizi filmleri hariç günden en az beş Türk filmi izliyor! Türk filmlerinin etkisinde kalan Kadriye Hanım aniden, hiç umulmadık yerde, gece-gündüz hiç fark etmez, birden bire figan feryat ederek ortalığı ayağa kaldırıyor! Ses tonu aşırı derecede tiz olan Kadriye Hanım’ın tıpkı opera sanatçısı gibi bağırıp çağırmalarından oldukça mustaripti Hüseyin Cömert. Yahu, işin doğrusu; Kadriye Hanım’ın tuz istemesinden bile ürküyordu Hüseyin Cömert. Hâlbuki defalarca uyarmıştı:

-Kadriye!.. O ne biçim tuz isteme kız?! Evde yangın çıktı sandım! Adam gibi istesene! Alt tarafı tuz lan bu! Sen tuz isteyince yüreğim coz coz yanıyor kız!

Bir defasında da şöyle bir olay olmuştu:

-Hüseyiiin! Çabuk eve gel! Çabuk! Hasan…

Hüseyin Cömert donmuş gibiydi. Zangır zangır titreyen eliyle güçlükle tuttuğu telefonun ahizesine korku dolu gözlerle bakarken resmen dehşeti yaşıyordu. Zaten ölü gibi konuşabildi:

-Kad…ri…ye… Ha…san…a… Bir şey mi ol…du?

Kadriye Hanım eşinin bu acıklı konuşmasını duymamıştı bile. Seyretmiş olduğu filmin çok daha acıklı bir sahnesine pür dikkat baktığı için cümlesini tamamlayamadan telefonun ahizesini çoktan yerine pat diye koymuştu Kadriye Hanım.

Neredeyse bayılmak üzere olan Hüseyin Cömert’i iki kişi kollarına girerek Taksici Karadayı’nın Anadol marka arabasına güçlükle bindirebildiler.

Hüseyin Cömert, ceketinin cebindeki anahtarlarını büyük bir uğraş sonu bulup da titreyen parmaklarıyla, kaygı dolu bakışlarla evinin kapısını açıp da alil acele oturma odasına girdiği zaman şaşkınlığı daha da artmıştı! Kadriye Hanım… Ayakta… Televizyonun karşısında… Beş yaşındaki oğlu Hasan kucağında… Film izliyor! Hüseyin Cömert, sevgili eşine, öcü görmüş gibi bakarken… “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmini seyreden Kadriye Hanım, kapının eşiğinde dikilerek kendisine bakan eşinden tarafa dönmedi bile. Kendisini filmin heyecanına kaptıran Kadriye Hanım; kısık ama oldukça ürkütücü bir ses tonuyla-tabii ki eşinden tarafa bakmadan-konuştu:

-Ne bakıyorsun öyle aval aval? Hasan’ın ateşi çıkmıştı. Ama çok şükür düştü.

Hasan’ın ateşi düşmüş. Tamam da Kadriye Hanım… Oğlunun başına bir şey geldi sanan Hüseyin Cömert-heyecandan-neredeyse hastanelik olacaktı. Türkan Şoray’ın başına gelenleri düşüneceğine eşine birazcık daha açıklama yapsaydın, en azından konuşmanı tamamlasaydın olmaz mıydı?

Derin bir nefes aldıktan sonra da azgın bir dana gibi burnundan solumaya başlayan ve dişlerini de gıcırdatmaya başlayan Hüseyin Cömert daha fazla dayanamamıştı:

-Düşecek tabii kız! Düşecek tabii! Vezüv yanardağı mı bu? Alt tarafı ateş! Düşecek tabii! Nasıl çıktıysa öyle de düşecek! Dağ başında mıyız? Koskoca Boyabat! Doktoru var hemşiresi var! Konuyu tam olarak niye anlatmadın? Hasan’a bir şey oldu sandım! Zaten yaramaz kerata! Göğe taş atıyor altında dikiliyor! Aklım başımdan gitti be! Ulan heyecandan öldüreceksiniz beni ya!

İşte böyle. Hüseyin Cömert, eşi Kadriye Hanım’ı uyarırken de, bir beden büyük uzun çubuklu lacivert-beyaz pijamalarını giyerken de ulan ben ne kadar uyarsam da bu bizim hanım yapacağını yine yapar diye düşünürken de oturmuş olduğu koltukta dalıverdi.

Fakat… Hüseyin Cömert’in korktuğu başına gelmişti.

Hüseyin Cömert’in uyanması gerçekten de olağanüstü ürkütücü olmuştu. Kadriye Hanım’ın ses tonu da mimikleri de korku filmlerini aratmıyordu:

-Hüseyin! Kalk! Hüseyin Çabuk uyan!

Hüseyin Cömert ürpererek uyandı. Uyandı ama… Müthiş bir dehşet yaşayan Hüseyin Cömert’in bir iki saniye sesi bile çıkmadı! Dili tutulmuş gibiydi Hüseyin Cömert’in. Pörtlek gözlerle eşine bakan Hüseyin Cömert nice sonra güçlükle konuşabildi:

-Ne oldu kız? Ne bağırıyorsun? Bir şey mi oldu?

Kadriye Hanım bu korku hamuruna bulanmış sorulara cevap vermedi. Perdeyi aralayarak, pencereden usulca yola bakan Kadriye Hanım, sol eliyle de eşini cam kenarına çağırıyordu. Oturduğu koltukta sinirinden zangır zangır titreyen Hüseyin Cömert, aniden tüm gücünü toplayarak tekrar konuşmaya çalıştı:

-Konuşsana kız! Ne diye bakıyorsun dışarıya? Çeksene perdeleri! Sabah olmuş galiba!

Sabah olmuş galiba cümlesi ağzından çıkar çıkmaz şöyle bir silkinen Hüseyin Cömert pat diye ayağa kalktı. Hüseyin Cömert bu sefer dehşet içinde konuşmaya başladı:

-Kız! Sabah olmuş! Hüsnü gelmedi mi daha? Çoktan gelmiş olması lazımda! Hay Allah telefonum nerede! Hüsnü gelmedi mi kız?

Pür dikkat dışarıyı seyreden Kadriye Hanım, eşinden tarafa bakmadan konuştu:

-Hüseyin! Bırak şimdi telefonu! Çabuk buraya gel! Dışarıda bir şeyler oluyor! Kaldırımda toplanan insanlar acayip laflar ediyorlar! Aha polisler de geliyor! Eyvah eyvah!

Hüseyin Cömert ayaklarını dibine düşmüş olan araç telefonunu bulduktan sonra, kardeşini ararken, bir yandan da burnundan soluyarak perdelerin yanına geldi. Perdeleri yırtarcasına açan Hüseyin Cömert, korku dolu gözlerle, kaldırımda toplananları seyrederken bir yandan da eşiyle konuşmaya çalıştı:

-Ne oluyor kız? Bu kalabalık da neyin nesi? Sabahın köründe ne diye toplanmış bu millet?

Kadriye Hanım bu sorulara korkunç bir fısıltıyla cevap verdi:

-Sus da dinle! Kaldırımda bir çanta var! Bomba var diyorlar!

Fısıltıyla konuşsa da Kadriye Hanım’ın ses tonu Hüseyin Cömert’i tef gibi germeye yetmişti. Bir yandan dışarıdaki olup bitenleri anlamaya çalışırken bir yandan da 0522 araç telefonuyla kardeşi Hüsnü Cömert’i arayan Hüseyin Cömert’in heyecanı da had safhaya varmıştı; çünkü, Hüsnü Cömert, ağabeysine cevap vermiyordu! Üstelik telefonu da gayet iyi çalışıyordu Hüsnü Cömert’in! Hüseyin Cömert, pörtlek gözlerle dışarıyı seyrederken bir kere daha kardeşini ararken, kaldırımda toplanan kalabalık aniden çil yavrusu gibi dağıldı! Çantanın etrafında toplanmış olan onlarca kişi büyük bir korkuyla etrafa kaçışırlarken de şöyle bağrışıyorlardı:

-Kaçın!

-Bomba!

-Vallahi bomba!

-Çantada bomba var!

-Saatli bomba!

-Belki de atom bombası!

-Kaçın!

-Canınızı kurtarın!

Çantanın etrafından kaçanların bu sözleri Hüseyin Cömert’in aklını başından tamamen almaya yetmişti. Yeniden telefonuna sarıldı Hüseyin Cömert. Ama Hüsnü Cömert yine cevap vermedi. 0522 araç telefonunu kulağına yapıştırmış olan Hüseyin Cömert, kardeşinin sesini duymayı umut ederken, bir yandan da ürkek gözlerle, titreyen bacaklarıyla çantaya yaklaşmaya çalışan kalabalık yine aniden kaçışmaya başladılar! Tabii ki bu görüntüler Hüseyin Cömert’in ateşini daha da yükseltmeye yetiyordu. Yahu neler oluyor, bu çocuk niye gelmedi, kaza maza mı oldu yoksa; kaldırımdaki olay da neyin nesi, bu millet niye böyle kaçışıyor; çantada gerçekten de bomba falan mı var diye kara kara düşünürken Hüseyin Cömert; kaldırımda biriken insanlar da gittikçe kalabalıklaşıyordu. Kalabalık tekrar, büyük bir cesaretle çantanın etrafında toplanmaya başladı. Polis ekipleri de çoğaldı. Ama polisler de çantaya yaklaşamıyorlardı. Kalabalığın merakı polislerin üzerinde büyük bir baskı oluşturmaya başlayınca, genç polis memurlarından birkaçı temkinli adımlarla çantaya yaklaşmaya başladılar. Genç polisler çantaya iyice yaklaşmışlardı ki Hüseyin Cömert 0522 araç telefonuyla kardeşini bir kere daha aradı. Hüseyin Cömert, can kulağıyla kardeşinin telefonunu açmasını beklerken ve pür dikkat çantaya bakarken; çantaya iyice yaklaşmış olan genç polisler de peşlerinden gelen yürekli delikanlılar da aniden bir kere daha kaçıştılar! Kardeşinin telefonu açmaması ve kaldırımdaki çantanın etrafında toplanan kalabalığın ikide bir aniden kaçışmaları Hüseyin Cömert’in korkularını da kaygılarını da gittikçe artırıyordu.

Evet. On tane polis memurunun hiçbiri de bir türlü çantaya yaklaşamıyordu! Yüzlerce kişiden bir kişi çıkıp da çantaya elini süremiyordu. Derken, kalabalığın içinden genç bir delikanlı, sabahın köründe nereden bulduysa, uzun bir ceviz sırığıyla ortaya çıktı. Alkışlarla ve övgü dolu sözlerle çantaya on metre kadar yaklaşabilen genç, elinde tuttuğu ceviz sırığıyla çantayı şöyle bir dürttü. Çantanın içinden kırmızı lekeli beyaz bir gömleğin yarısı dışarı çıktı. Allah kahretsin ki bu kırmızı lekeli beyaz gömleği; günde en az beş adet acıklı Türk filmi seyreden, bu akşam da Fatma Girik’in “Boş Beşik” filmini seyrettikten sonra yatan ve acıklı filmin yüzünden bir süre uyuyamayan, uykuya güçlükle dalabilen Kadriye Hanım da görmüştü. Kırmızı lekeli gömleği görür görmez gözlerini fal taşı gibi açan Kadriye Hanım yine yapacağını yapmıştı. Çocuğunu kartala kaptıran Fatma Girik’in dağlarda yankılanan ürkütücü sesinin bir benzeri korkunç bir şekilde odanın içinde yankılanırken Hüseyin Cömert de 0522 araç telefonuyla kardeşi Hüsnü Cömert’e ulaşmaya çalışıyordu:

-Viriii!.. Hüsnü ağabeyimin kanlı gömleğiii!.. Hüseyiiin!.. Bu gömlek Hüsnü ağabeyimin kanlı gömleğiii!..

Bu sağ kulağının dibindeki korkunç feryat Hüseyin Cömert’in tamamen kendisini kaybetmesine, çıldırmasına yetmişti. Yıldırım hızıyla mutfağa koşarak ekmek bıçağını eline alan Hüseyin Cömert; pimi çekilmiş bomba gibi, arenaya salınmış azgın bir boğa gibi “Kanın yerde kalmayacak Hüsnüüü!” diye haykırarak, merdivenleri üçer beşer inerek kaldırıma çıktı. Lacivert-beyaz renkli, uzun çubuklu ve bir beden büyük pijamalarıyla kaldırıma çıkan Hüseyin Cömert bu haliyle; Patrona Halil İsyanının cellat başından bin kere daha korkunçtu. Yamyamların et kazanı gibi resmen tütüyordu Hüseyin Cömert. Aşırı derecede gergin olduğu için bir süre etrafındaki kalabalığı ateş saçan gözleriyle süzen, çevresindeki tanıdık simaları bile tanımakta güçlük çeken, burnundan soluyarak-kesmeye kimden başlıyayım, der gibi-çevresine bakınan Hüseyin Cömert… Bir ara o öfkeli gözlerle o kıpkırmızı gözleriyle, çantadan çıkan kırmızı lekeli beyaz gömleğe bakıp da ürperirken-gaiplerden geldiğini tahmin ettiği-tanıdık bir sesle irkildi:

-Ağabey sabah sabah ne yapıyorsun burada?

Güçlükle kendisini toplayan Hüseyin Cömert, mucizevi sesin geldiği tarafa korka korka ürkek bir şekilde dönünce… Kalabalığı yararak, çantaya doğru hızlı adımlarla yaklaşan kardeşi Hüsnü Cömert’i nihayet görebilmişti. Hüseyin Cömert, tedirgin bir şekilde yerdeki çantaya bakarken; Hüsnü Cömert, yerdeki çantayı hışımla eline aldı. Önce, lekeli beyaz gömleği iyice çantanın içine yerleştiren Hüsnü Cömert’in ilk işi çantanın içinde unuttuğu 0522 araç telefonunu alarak özenle ceketinin sağ cebine yerleştirdi ve büyük bir şaşkınlıkla çevrelerinde toplanan kalabalığa bakarak da ağabeyine yaklaştı:

-Hadi ağabey eve çıkalım. Bu kalabalık da neyin nesi? Hem sen pijamalarla niye yola çıktın ki?!

Hüsnü Cömert’in sorularına cevap vermeyen Hüseyin Cömert; hızlı adımlarla yürüyen kardeşinin peşinden giderken bütün bu olup bitenlere hâlâ bir anlam veremiyordu.

İşin aslı şuydu:

Hani, Hüsnü Cömert’in otobüsü Kastamonu’ya girerken Hüseyin Cömert-bir bedeb büyük uzun çubuklu lacivert-beyaz pijamalarını giymesine rağmen yatağına gitmeyip de-oturmuş olduğu koltukta uyuyakalmıştı ya… Tabii ki bu andan itibaren iki kardeş arasında da telefon konuşması bir daha olmamıştı. Hüsnü Cömert’in otobüsü tam vaktinde, saat altıya doğru Boyabat’a gelmişti. Otobüsten inen Hüsnü Cömert, Akpınar Gıda’nın üzerindeki dairelerine gitmek için hızlı adımlarla yürürken, Kolaz Palas Kahvesi’nin tam önünde Boyabat’ın eski Belediye Başkanlarından Hasan Kara ile karşılaşır. İki dost ayaküstü yaptıkları üç beş dakikalık sohbetten sonra tam ayrılacaklarken Hasan Kara, samimi arkadaşı Hüsnü Cömert’e şu teklifi yapar:

-Hüsnü! Böyle ayaküstü yaptığımız sohbet olmadı. Hadi Şahin Pastanesine giderek sohbetimize orada devam edelim. Börek de yeni çıkmıştır. Şahin Pastanesinin ustaları su böreğini de kıymalı böreği de çok güzel yapıyorlar. Börek yiyerek sohbet edelim. Çantanı evin önüne koyuver. Bir şey olmaz. Hadi gidelim. Hadiii!

Sabahın köründe değil; bayramlarda dahi börek-çörek yemeyen, hamur işleriyle başı hoş olmayan Hüsnü Cömert, çok sevdiği ve değer verdiği ağabeyi Hasan Kara’nın hatırını kıramaz. Çantasını Akpınar Gıda’nın tam önündeki kaldırımın kenarına bırakarak Hasan Kara ile Şahin Pastanesine börek yemeye gider. Ama bu arada, 0522 araç telefonunu da çantasında unutur Hüsnü Cömert. Hüseyin Cömert uyanıp da 0522 araç telefonundan kardeşini aradıkça; kaldırımın kenarına konmuş olan çantanın içindeki araç telefonundan saatli bombanın sesi gibi çıkan sesler yoldan geçenler tarafından duyulur. Sabah sabah işlerine gitmekte olan halktan meraklı olanlar duraklayarak ve çantanın etrafında toplanarak çantayla ve çantanın içinden gelen garip sesle ilgilenirler. Duyarlı olan vatandaşlardan biri polisi arar. Hüseyin Cömert büyük bir kaygıyla kardeşini aradıkça, çantadan gelen telefon sesi toplanan kalabalığın aniden kaçışmasına, ses kesildikten sonra da yeniden toplanmasına yol açar. Kardeşine telefon ederken bir yandan da kaldırımdaki bu esrarengiz olayı gören Hüseyin Cömert ise pencere kenarında deli olmaktadır. Derken polis ekipleri çoğalır. Kalabalık biraz daha artar. En az Fatma Girik kadar rolünü başarıyla oynayan Kadriye Hanım’ın mimikleri, kaygılı bakışları ve eşinin kulaklarını mütemadiyen bombardımana tutan ürkütücü ses tonu Hüseyin Cömert’in gittikçe tef gibi gerilmesine neden olur. Bu arada cesaretli bir gencin ceviz sırığı ile çantayı dürtmesi sonucu Hüsnü Cömert’in kanlı gömleği ortaya çıkar. Yahu ne kanlı gömleği be! Bizde Kadriye Hanım’ın etkisinde kaldık galiba! Kanlı gömlek falan yok! Kanlı gömlek, hayal gücü aşırı derecede yüksek olan, günde ez az beş tane acıklı Türk filmi izleyen Kadri Hanım’ın uydurması! Hüsnü Cömert, İstanbul’da otobüsü hareket etmeden önce, sevgili ağabeysinin aşırı ısrarları sonucu almış olduğu simidini yerken, yanında da vişne suyu içer. Tabii ki vişne suyunu da beyaz gömleğine döker. Bunun üzerine gömleğini çıkararak çantasına koyan Hüsnü Cömert başka bir gömlek giyer. İşte Kadriye Hanım’ın kanlı gömleği de bu şekilde ortaya çıkmıştır. Yatmadan önce Fatma Girik’in oldukça acıklı “Boş Beşik” filmini seyreden, sabahleyin uyandığı zaman da hâlâ filmin etkisinde olan Kadriye Hanım; sabahın köründe kırmızı lekeli bu gömleği görünce de o muhteşem tenor sesiyle, o ürkütücü tiz sesiyle tıpkı Fatma Girik gibi ortalığı ayağa kaldırır:

-Viriiii! Hüsnü ağabeyimin kanlı gömleği Hüseyiiin!

Nene Hatun’un Erzurum Tabyalarındaki haykırışını gölgede bırakan Kadriye Hanımın feryadı, eşinin bir anda Kapadokya’daki uçan balonlar gibi dolup, muhteşem bir şekilde motive olup, gökyüzüne yükselmesine neden olur. Kısacası… Kardeşinin bir saldırıya uğradığını, hatta katledildiğini düşünen Hüseyin Cömert, belki de hayatında ilk defa faka basmıştır. Tabii ki karizmasını az da olsa çizdiren Hüseyin Cömert, birazcık kendisine geldikten sonra-her zaman olduğu gibi- yine en çok eşini suçlar:

-Kardeşim!.. Ben aslında olayı çözmüştüm!.. Çözmek üzereydim!.. Ulan mutlaka çözerdim be!.. Benim elimden kaçar mı? Ama bizim hanım fırsat vermedi ki!.. Havalı pompa gibi kulağımın dibinde o korkunç sesiyle konuşa konuşa beni şambiyelli futbol topu gibi şişirdi!.. Opera sanatçısının coşması gibi de öyle; “Hüsnü ağabeyimin kanlı gömleği Hüseyiiin!”diye barım barım bağırınca da kendimi kaybetmişim!.. Kardeşimin başına bir iş geldi sandım! Halbuki bizim hanımı bin kere uyarmıştım!.. Kadriye… Kulağımın dibini bırak… Sen bana uzaktan bile bağırma demiştim!.. Ama dinlemiyor ki!.. O ürkütücü ses tonuyla evde tuz yok Hüseyin, derken bile tüylerim diken diken oluyor kardeşim! Evde yangın çıktı sanıyorum! Alt tarafı tuz kız! Niye heyecanlı bir şekilde istiyorsun? Zaten tansiyonun var!.. Neyse fazla uzatmayalım. Bizim hanımın yüzünden galeyana gelerek baltayı taşa vurduk işte!..

Tarih:22 11 2016 10:23(3328) Facebook'ta Paylaş

2. Yorum: kumluklu veli 30 11 2016 08:23
sayın hasan ün öğretmenimiz çok değerli bir insan , mükemmel bir öğretmendir dostlar.hayatı boyunca daima etrafına ışık , ilim , irfan , insanlık vermiş ve vermeyede devam etmektedir.yazı ve anlatımları mükemmeldir.helal olsun.

1. Yorum: yani 27 11 2016 12:45
ne anlatmak istedi bide anlayabilseydik bu kadar uzun yazarsan artık ne diyeyim


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

O çocukları, bu çocukları, şu çocukları!


15 Ekim Dünya El Yıkama Günü


İktidar Savaşı ve Propoganda


Çoban ve Dindarlık


Bir Diktatörde Olmazsa Olmaz Bazı Özellikler


Boyabat Barajı ve Çevresinden Fotoğraflar


Hisar Tuğla Eleman Aranıyor


İsmet İnönü 134 yaşında


2014 Yılı Sinop İlçeleri Belediye Başkanlığı Seçim Sonuçları


Sonuna kadar okuyun ve yazının başlığını siz atın!


Boyabat Gazetesi'ne ASİLDER'den Ziyaret


Şehit Sadık Aparangil'in Hanımı Fatma Aparangil Ağlattı


İmar Barışı üzerine bir değerlendirme


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kıbrıs, İskenderun ve Hatay Gezisi Fotoğrafları-4


Azmin Zaferi İnandık ve Kazandık


Sinop MHP diyor


Döndü Hanım


İbretle Okuyunuz!


Boğazda Can Pazarı


Zamanım!


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Ekim ayı ziyaretci sayısı:489422 DtGaNi

* ANASAYFA *