E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
 

Deli Mustafa Ç

Deli Mustafa kabadayı… Deli Mustafa kavgacı… Deli Mustafa korkusuz… Deli Mustafa; Şoförler Cemiyetinde de Kültür merkezinde de Avcılar Kulübünde de oturur ve konuşur.

Deli Mustafa çok kitap okuyor. Nazım Hikmet ile Pablo Neruda şiirlerini kıyaslayabiliyor. Anton Çehov’un Sokrates ve Platondan etkilenmesi hakkında da fikir yürütebiliyor. Orhan Veli ile La Fontaine masalları arasındaki bağı da çözebiliyor. Yani, Deli Mustafa; Öğretmenler Odasında da Tabipler Odasında da Barolar Birliğinde de Güzel Sanatlar Akademisinde de borusunu öttürebiliyor.

Ammaaa!.. Bir konuya gelince… Deli Mustafa sus pus!.. Deli Mustafa da çıt yok!..

Hangi konu bu?

Hovardalık!..

Evet…

Deli Mustafa namıyla tanınan Boyabatlı Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın at koşturamadığı tek alan!..

Hovardalık!

Peki… Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın hovarda arkadaşları var mı? Olmaz olur mu? Mustafa Cemil’in her türlü arkadaşı var… Doktor, avukat, mühendis, öğretmen; fabrikatör, tüccar, toprak ağası; berber, terzi, marangoz; kaportacı, oto elektrikçisi, lastikçi… Sazcıları, sözcüleri saymıyoruz bile!.. Ha… Birde siyasetçi arkadaşlarını saymıyoruz!.. Siyasetçi dostlarıyla olan derin ilişkilerini-öyle uluorta-konuşmayı pek sevmez de!..

Neyse. Sadede gelelim. Dediğimiz gibi… Mustafa Cemil Dağıstanlı, hovarda arkadaşlarıyla yapılan muhabbetlerde ölüp ölüp diriliyor. Kuyruğuna taş atılmış su yılanı gibi kıvrım kıvrım kıvranıyor. Hovarda masalarında; hikmetli sözleri ağzı açık bir vaziyette, boynu bükük bir şekilde dinleyen zavallı bir derviş gibi Mustafa Cemil Dağıstanlı.

-Usta!.. Baktım kız yollu!.. Hemen bir iki kaş-göz hareketi!.. Anında tava geldi yavru!.. Anam avradım olsun!..

-Kardeş!.. Ben malı gözünden anlarım!.. Yürüyüşünden anlarım!.. Oturuşundan anlarım!.. Saçlarını şöyle bir savuruşundan anlarım!.. Gözümden bir şey kaçmaz!.. Yine bir gün…

Mustafa Cemil Dağıstanlı, hayret dolu bakışlarla bu konuşmaları dinlerken yutkunmuyordu bile!..

-Lan usta!.. Kancığın naz yapmayanı olur mu? Olmaz!.. Alttan alacaksın oğlum!.. Sabırlı olacaksın!.. Öyle dikine dikine gitmeyeceksin!.. Ürkütmeyeceksin kuşu!.. Kuş kafese girene kadar sabırlı olacaksın oğlum. Ne demiş atalarımız? Sabreden derviş muradına ermiiiş!..

Büyük bir filozof edasıyla konuşan bu değerli arkadaşlarına hayranlıkla bakan Mustafa Cemil Dağıstanlı, bir yandan çayının şekerini(kesinlikle bardağına bakmadan)karıştırırken; gürültü yapmamaya da(hani hiçbir şey kaçırmayayım diye)büyük bir gayret gösteriyordu.

-Koçum!.. Karı milletini korkutmayacaksın. Karı milletine gayet nazik davranacaksın. Yoksa kuş kafesten uçar lan! Bir bakmışsın pırrr!.. Hah hah hah hah haaa!..

Kahkaha atmayı çok seven ve iyi kahkaha atmasıyla da meşhur olan Mustafa Cemil Dağıstanlı, hovarda arkadaşlarının atmış olduğu kahkahalara karşılık bile veremiyordu.

-Usta ben onu bilmem… Karı milletine karşı cömert olacaksın. Karı milletinden parayı esirgemeyeceksin. Hediyeye boğacaksın oğlum karıyı hediyeye!..

-Dostum!.. Karı milletini güldüreceksin!.. Güldürebileceksin!.. Karıyı güldüren işi bitirir!.. Bu kadar diyorum!..

Son konuşan filozofun sözlerini duymamıştı bile Mustafa Cemil Dağıstanlı!.. Ulan ne yapayım edeyim de bu işi becereyim diye derin düşüncelere dalan Mustafa Cemil… Hovarda meclislerinde bir türlü aktif olamıyordu.

Bir akşam… Gece yarısına doğru, Boyabat şehir parkında arkadaşlarıyla sohbet ederlerken Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın telefonu çaldı. Kırk beş yaşlarındaki Mustafa Cemil, hışımla telefonuna baktı. Mustafa Cemil’in yüzü buruşmuştu; çünkü, telefon eşinden geliyordu. Mustafa Cemil Dağıstanlı, akşam yemeğinden sonra eşini Çamlıca Mahallesindeki bir akrabalarına bırakmıştı. Yani, Mehpare Hanım misafirliğe gitmişti. Gelip de kendisini alması için eşine telefon açıyordu. Aslında Mustafa Cemil, eşini yatsı namazından hemen sonra alacaktı ama unutmuştu işte. Parkta sohbete dalarak eşini almayı unutan Mustafa Cemil Dağıstanlı, istemeye istemeye, homurdanarak kalkmak zorunda kaldı.

Mehpare Hanım arabaya binip de eşinin yanındaki ön koltuğa oturmuştu ki heyecanlı bir şekilde söylendi:

-Mustafa dur dur dur!

-Ne oldu kız? Bir şey mi var?

-Eşarbımı unutmuşum! Az bekle de alıp geleyim!

-Aha başında ya kız eşarbın?!

-Bu değil Mustafa! Bunun altına giydiğim kırmızı eşarbımı unutmuşum! Sen, çabuk aşağıya in diye telefon edince, telaşımdan unutmuşum işte! Dur da bir koşu alıp gelivereyim!

Mustafa Cemil Dağıstanlı, arabasının ön camından, apartmanın beşinci katına şöyle bir bakınca sinirlendi. Ulan bu şimdi biraz da kapıda çene çalarak, yarım saatte aşağıya gelemez, diye düşünen Mustafa Cemil öfkeli bir şekilde homurdanırken de bastı gaza.

-Bırak şimdi eşarbı meşarbı! Sonra alırsın! Eşarbını yemiyorlar ya! Parkta sohbet kaçıyor kız!

Parktaki sohbeti kaçırmak istemeyen Mustafa Cemil Dağıstanlı, apartmanların arasından vız diye geçip de eczanelerin önündeki düz yola geldiği zaman Mehpare Hanım hâlâ mızmızlanıyordu:

-Mustafa dönseydin ya!.. O eşarbımı çok seviyordum!.. Ya kaybolursa?

Mustafa Cemil iyice sinirlenmişti:

-Kaybolursa kaybolsun kız! Başka eşarbın mı yok?

-Ama o çok güzeldi!

Parktaki sohbeti böldüğü için eşine zaten çok kızgın olan Mustafa Cemil, ana yola çıktığı zaman tamamen gaza yüklendi. Emniyetin önünden şimşek gibi geçen Mustafa Cemil’e tanıdık polisler gülümseyerek bakarlarken, eşarbını misafir olduğu evde unutan Mehpare Hanım’ın da huzursuzluğu gittikçe artıyordu! Boyabat’ın en işlek en kalabalık yeri olan Dörtyol mevkiine son sürat yaklaştıkları zaman, arabanın da camlarının açık olması münasebetiyle Mehpare Hanım’ın başında emanet gibi duran büyük eşarbı çözülür gibi oldu! Mehpare Hanım düşmek üzere olan eşarbını güçlükle tuttu! Tam Dörtyol mevkiine girilirken eşarbını düzeltmek isteyen Mehpare Hanım; önce, eşarbını başından tamamen alarak, şöyle bir dut çarşafı gibi salladı!.. Sonra, yine dut çarşafı çırpar gibi eşarbını çırptı!.. Bu arada Mehpare Hanım’ın saçları da biraz dağılır gibi olmuştu! Mehpare Hanım, saçlarını da şöyle bir arkaya doğru salladıktan sonra toplamak istedi! Mehpare Hanım, saçlarını tokasıyla tutturmaya, eşarbını düzeltemeye çalışırken Mustafa Cemil Dağıstanlı, eşinin bu hareketlerine de çok kızdı:

-Ne oluyor kız? Ne yapıyorsun öyle? Çabuk toparlan! Dörtyol’dan geçiyoruz! Adamın kafasını bozma!

Mustafa Cemil bir yandan eşini fırçalarken bir yandan da Dörtyol mevkiinden hızlı geçmek için tamamen gaza yüklenmişti!.. Ama!.. Tabii ki!.. Yıllardır hacıyolu gözler gibi beklenen mucize de gerçekleşmek üzereydi! Önce, Bulvar Market’in önünde arkadaşlarıyla sohbet eden Enver Yazıcı’nın coşkulu sesi duyuldu:

-Helal olsun Mustafa abi!

Yolun hemen karşısındaki Kuyucak Kasap’tan da Salih Kuyucak haykırdı:

-Kimin abisi be!

Kahveci Hüseyin Koç’un çığlığı yolun tam karşısındaki Avukat Hüseyin Çelik’in yazıhanesinin camlarını salladı:

-Yakışır kardeşime yakışııır!

Mustafa Cemil Dağıstanlı yıldırım hızıyla geçerken, Dörtyol mevkiindeki iş yerlerinin önünde oturan arkadaşlarının can dostlarının bu haykırmalarını duymuş muydu? Hem de tek kelime kaçırmadan duymuştu!.. Mustafa Cemil, evine gitmek üzere Gazidere çayının üzerindeki taş köprüyü de tabii ki şimşek hızıyla geçerken, gömleğinin bir iki düğmesini çözmüş, sol taraftaki kapısının camını tamamen aşağıya kadar indirmiş, dirseklerine kadar sıvadığı sol kolunu camdan dışarıya sarkıtmış ve gayet havalı bir vaziyette gaza yüklenmeye de devam ediyordu!.. Peki, eşinin bir anda bu kadar mutlu olmasının farkında mıydı Mehpare Hanım? Tabii ki!.. Peki, eşinin neden bu kadar mutlu olduğunu da sezmiş miydi Mehpare Hanım? Tabii ki!.. Yirmi beş yıldır aynı yastığa baş koyduğu eşini çok iyi tanıyordu Mehpare Hanım çoook!

Mustafa Cemil Dağıstanlı, kendisini parkta bekleyen arkadaşlarının yanına dönmek için eşinin bir an önce arabadan inmesini sabırsızlıkla beklerken, Mehpare Hanım’ın dişlerinin arasından çıkan “Domuuuz!” sözünü duymamıştı bile!

Mustafa Cemil, bir sonraki akşam da eşini Çamlıca Mahallesindeki akrabalarının evine bıraktı!

-Mustafa az bekle de eşarbımı hemencecik alıp geleyim.

Mustafa Cemil, eşinin bu sözlerini duymazlıktan gelerek bastı gaza!

Tabii ki Mustafa Cemil Dağıstanlı, eşini almaya yine gece yarısına doğru gelmişti!

Son sürat Dörtyol mevkiine girilirken Mustafa Cemil Dağıstanlı aşırı derecede otoriter bir ses tonuyla uyardı eşini!

-Şu üzerine başına çeki düzen ver kız! Eşarbını meşarbını doğru dürüst bağla! Dörtyol’dan geçiyoruz!

Eşinin maksadını çok iyi anlamıştı Mehpare Hanım. Yine içinden “Domuuuz!” diyerek kendisinden istenileni yapmaya çalıştı… Hem de bir önceki akşamdan daha havalı bir şekilde…

Arabada durum bu vaziyetteyken… Araba Dörtyol mevkiine kurşun gibi girerken… Dörtyol mevkiinde dükkânlarının önünde oturanlar büyük bir heyecanla ayağa kalkarak Mustafa Cemil’in arabasını coşkulu sözlerle selamlamadan edemediler:

-Helal olsun Mustafa abi!

-Büyüksün Mustafa abi!

-Her akşam her akşam!

-Vallahi pes doğrusu!

-İşte hovardalık bu!

-İşte hovarda bu!

-Abim benim!

-Yakışır kardeşime!

Mustafa Cemil; yüz yirmi kilometre hızla Dörtyol mevkiinden geçerken bu haykırmaları da duymuş muydu? Tabii ki! Arabanın bütün camları da sonuna kadar açıktı zaten! İki kulağını da Amerikan radarları gibi çalıştıran Mustafa Cemil Dağıstanlı; konuşulanların bir kelimesini bile kaçırmamıştı!

Kısacası… Mustafa Cemil’in ağzı kulaklarındaydı! Mustafa Cemil mutluydu! Mustafa Cemil huzurluydu! Bu bir mucizeydi! Kesinlikle bu bir mucizeydi! Ve!.. İşe bak ya!.. Mucize bütün hızıyla devam ediyordu! Eve vardıkları zaman Mehpare Hanım’ın şu sitemine bakar mısınız?

-Mustafa!.. İki akşamdır gidiyoruz!.. Şaziye yengemle Emin amcam sana çok kırılıyorlar!.. Mustafa yukarı niye çıkmıyor, diyorlar! Mustafa, niye bir acı kahvemizi içmiyor, diye üzülüyorlar!

Mustafa Cemil acı kahveyi kaçırır mı? Mustafa Cemil, altın tepside sunulan bu fırsatı kaçırır mı? Mustafa Cemil bomboş kaleye penaltıyı kaçırır mı? Kaçırmadı zaten. Misafirliğe gitmeyi hiç sevmeyen; evlerde oturmaktan pek hoşlanmayan Mustafa Cemil Dağıstanlı, sevgili eşinin bu cazip teklifini büyük bir memnuniyetle kabul etti:

-Tamam kız! Yarın akşam yine gidelim. Bu sefer beraber çıkalım eve. Oturalım bakalım Şaziye yengemizle.

-Hemen mi? İki akşamdır gidiyoruz! Sonra gitsek olmaz mı?

-Olmaz! Yarın akşam gideceğiz!

Evet. Çamlıca Mahallesindeki akrabalarının evine tekrar gidildi. Çaylar içildi. Pastalar-börekler yendi. Mustafa Cemil; Şaziye yengesiyle de Emin amcasıyla da uzun uzun sohbet etti. Aynı meseleler tekrar tekrar konuşuldu. Mustafa Cemil kısa sürede sıkılmıştı ama vakitte bir hayli erkendi. Saat daha 22.00 bile olmamıştı. Yaşlı ev sahiplerinin uykuları gelmişti; fakat, Mustafa Cemil oralı bile değildi! Mehpare Hanım, kaş-göz işaretleriyle eşini uyarmaya çalışıyordu ama nafile… Mustafa Cemil, eşinin bütün bu uyarılarını da görmezlikten geliyordu! Hâlbuki Mehpare Hanım evlerinde eşini sıkı sıkıya uyarmıştı: “Mustafa! Gidiyoruz ama erken kalkalım! Zaten iki akşamdır rahatsız ediyoruz! İnadına inadına beni almaya geç gelmiştin! Zavallılar çok yorgundur! Bu akşam bari erken kalkalım! Tamam mı?” diye eşini tembihlemişti. Ama dediğimiz gibi; Mustafa Cemil oralı bile değildi! Nitekim gece yarısı olana kadar oturmaya devam etti Mustafa Cemil! Gece yarısına doğru Mustafa Cemil ve Mehpare Hanım müsaade istediler. Üç gecedir uykusuz kalan ev sahipleri misafirlerini kapıdan uğurlarlarken, kıpkırmızı gözleriyle ayakta zor dikiliyorlardı.

Mustafa Cemil Dağıstanlı, her zaman olduğu gibi yine Dörtyol mevkiine şimşek gibi bir hızla girdi! Sanki saraydan kız kaçırıyordu!.. Arabanın bütün camları da açıktı! Ve! Bu sefer Mustafa Cemil, arabanın teybini de sonuna kadar açmıştı! Mustafa Cemil’in dirseğine kadar sıvanmış olan sol kolu arabanın camından sarkmıştı! Ama… Mehpare Hanım… Mehpare Hanım ne yapıyordu? Mehpare Hanım ne vaziyetteydi? Mehpare Hanım bu sefer eşarbını falan düzeltmedi! Saçının bir tek teline bile dokunmadı! Hatta kaşlarını çatmıştı ve burnundan soluyordu Mehpare Hanım!.. Sinirinden dişlerini sıkan ve yine “Domuuuz!” diye mırıldanan Mehpare Hanım, ateş saçan gözleriyle de eşini süzüyordu!.. Acaba, artık kabak tadı verdi diye mi düşünüyordu Mehpare Hanım bilinmez ama… Mustafa Cemil Dağıstanlı kendiliğinden oluşan… Tamamen doğaçlama oluşan bu gerçek mucizeden dolayı bir hayli memnundu!.. Dörtyol mevkiinden bu vaziyette geçilirken; dükkânlarının önünde oturan Mustafa Cemil’in can dostları her zamankinden daha coşkulu ve daha hararetliydiler:

-Ustam benim be!

-Hovardanın kıralı!

-Arkadaşım benim!

-Kardeşim benim!

-Helal olsun Mustafa abi!

-Büyüksün abi!

-Teksin abi!

-Kimin kardeşi be!

-Hovardalığın kitabını yaz artık kitabını!

Evet!.. Tamamen tesadüf eseri… Tamamen doğaçlama olarak bir mucize gerçekleşmiş… Ve!.. Nihayet… Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın da adı hovardaya çıkmıştı!.. Boyabat, son günlerde Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın hovardalık maceralarıyla yıkılıyordu:

-Oğlum adam usta!

-Tam hovarda!

-Gece yarısına doğru çıkıyor piyasaya!

-Genellikle Dörtyol mevkiinden geçiyor!

-Topalçam’a gidiyor!

-Ulan yıllardır uyutmuş bizi be!

-Ulan karda yürümüş izini belli etmemiş yıllardır!

-Adam hovardanın kralıymış!

-Bu işin erbabıymış kardeşim!

-Tereyağından kıl çeker gibi işini temiz yapıyor!

Bütün bu konuşulanları bıyık altından hınzırca gülerek dinleyen Mustafa Cemil Dağıstanlı halinden çok ama çok memnundu. Mustafa Cemil Dağıstanlı da artık hovarda meclislerinde rahatlıkla konuşabilirdi. Hovardalık maceralarını kasıla kasıla anlatabilirdi. Hovarda masasına da yumruğunu vurabilirdi.

Peki… Öyle mi oldu?

Hayır hayır hayır!.. Mustafa Cemil Dağıstanlı bu hovardalık konularına girmemeye yine devam etti. Hatta daha da az konuşmaya gayret ettiği gibi; hovarda meclislerinden de-her nedense-iyice uzaklaştı!.. Yani; doğaçlama olarak oluşan mucizenin tadını azcık çıkaran Mustafa Cemil Dağıstanlı; kısa sürede de bu konuları tamamen kapattı. Aslında Mustafa Cemil Dağıstanlı hovardalığı gerçekten de hiç sevmemişti galiba.

Amaaa!.. Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın kısa sürede dokuza çıkan adı… Bir daha sekize inebilecek miydi acaba?

Çok zor!

Tarih:09 02 2017 21:44(1705) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

16 yılda, eski Türkiye’nin kamu yatırımlarını satan siyasi iktidar…!


23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlama Mesajı


Darbenin Kötü Kokuları Devam Ediyor


Fitness Club’tan 23 Nisan’a özel %23 indirim fırsatı...


İbretle Okuyunuz!


Erfelek'te Öğretmenlere Vefa


Derman Senin Olsun Derdi Bölüşek


Otizm Spektrum Bozukluğu Nedir?


Gel Vatandaş Gel !.....


Sinop İli 2016 Yılı Vergi Rekortmenleri


Karınca'dan mektup var


Şimdi de yeni başlayanlar için Bozkurt kılavuzu


Osman Çakır’dan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajı


Boğazda Can Pazarı


Bağlıca Köyü'nden Görüntüler


Yanık Yüzbaşı


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Nisan ayı ziyaretci sayısı:1019299 DtGaNi

* ANASAYFA *