E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Deli Mustafa E

1999 Milletvekilliği Seçimlerinden bir ay sonra… Cengiz Topel İlköğretim Okulu öğretmenlerinden Hamza Gür ile Boyabat’ın en renkli simalarından Gardiyan Kamil Börekçi, çay bahçesinin kuytu bir köşesinde büyük bir coşku içinde çay muhabbetlerine henüz başlamışlardı ki, parkın hemen yanı başındaki köprüde yürüyen bir kişiyi fark ettikleri zaman sohbet zong diye durdu.

Aslında sohbeti zong diye kesen Gardiyan Kamil Börekçi’ydi; çünkü, Kamil Börekçi, köprünün üzerinde havalı bir şekilde yürüyen kişiyi gördüğü zaman; kırmızı görmüş azgın bir boğa gibi sinirli bir şekilde solumaya başlamıştı.

Köprünün üzerinde havalı bir şekilde yürüyen kişi kimdi?

Mustafa Cemil Dağıstanlı… Deli Mustafa…

Hamza öğretmen, Gardiyan Kamil Börekçi’nin aniden susup da dik dik baktığı yöne doğru bakınca, önce şöyle bir tebessüm etti. Sonra da Mustafa Cemil’e bakmaya devam ederek konuşmaya başladı:

-Kamil Bey! Bu bizim Mustafa Cemil de tam bir siyasetçiymiş be! Her seçimde tutturuyor! Kimi desteklese kazanıyor! Bu işi gerçekten de biliyor galiba! İşte Milliyetçi Hareket Partisinin durumu… Bu seçimde yükselecek, dedi… Yükseldi! Valla ne diyeyim… Helal olsun. Adam uzman siyasetçiymiş.

Hamza öğretmen sözlerini bitirip de-onayını almak için-Gardiyan Kamil Börekçi’den tarafa dönerek, arkadaşının suratına bakınca önce şöyle bir irkildi! Çünkü; Kamil Börekçi, ağzı açık bir vaziyette, hayret dolu bakışlarla ve büyük bir kızgınlıkla kendisine bakıyordu. Nitekim fazla da beklemedi Kamil Börekçi. Top gibi patladı:

-Sen ne diyorsun be Hocam? Sen ne diyorsun? Bu mu uzman siyasetçi? Bu mu işi biliyor? Boş versene be Hocam! Uzman siyasetçilik kim bu salak kim? Bırak uzman siyasetçiliği… Salağın tekidir bu be! Safın tekidir! Hem de safın önde gidenidir!

Gardiyan Kamil Börekçi, arada bir başını kaldırarak köprüde yürüyen Mustafa Cemil Dağıstanlı’ya büyük bir nefretle bakarken, burnundan soluyarak da konuşmasına devam etti:

-Hocam! Bunun siyasetle bir alakası yok! Bunun adı çıkmış! Ağzı laf yapıyor ya. İşte kitap falan okuyor ya. Aslında safın ta kendisi…

Gardiyan Kamil Börekçi sıkılı dişlerinin arasından konuşurken, başını hafifçe yukarı kaldırıp, çenesiyle Mustafa Cemil’i işaret ederek söylenirken; Hamza öğretmen ise duyduklarına bir türlü inanamıyordu. Büyük bir şaşkınlık yaşayan Hamza öğretmen, Gardiyan Kamil Börekçi’nin bu denli kızmasına, bu denli sinirlenmesine bir anlam verememişti. Bu arada Mustafa Cemil parkın tam önüne geldiği zaman, başını parktan yana çevirerek şöyle bir baktı. Parka girmeyerek yürümeye devam etti. Allah’tan da parka girmemişti Mustafa Cemil. İyi ki de parkta sohbet eden; daha doğrusu kendisini çekiştiren Hamza öğretmen ile Gardiyan Kamil Börekçi’yi fark edememişti. Eğer bu iki kişiyi görebilseydi parka mutlaka girerdi Mustafa Cemil. Ama dedik ya, Allah’tan da parka girmeyerek yoluna devam etti; çünkü, kendisine çok kızgın olan Gardiyan Kamil ile aralarında nahoş şeyler olabilirdi. Mustafa Cemil gözlerden kaybolunca; Gardiyan Kamil’in kızgınlığı da nefreti de daha artmış gibiydi:

-Uzman siyasetçiymiş! Pöf! Safın önde gideni bu be! Safın önde gideni! Hocam! Ben Boyabat’ta usta siyasetçi diye iki kişiyi bilirim… Biri; nakliyeci Numan Kaleli… Kale Numan… Diğeri ise keresteci Haluk Canlı… Canlı Haluk… Uzman siyasetçi bunlar Hocam. Her seçimde işi tereyağından kıl çeker gibi hallediyorlar. Kimsenin ruhu bile duymuyor. Sen bu safı geç Hocam… Sen bu safı geç.

Hamza öğretmenin şaşkınlığı had safhaya varmıştı:

-Kamil Bey! Senin Mustafa Cemil hakkında böyle düşündüğünü bilmiyordum. Bu kadar kızman için ne yaptı ki sana Mustafa Cemil? Sanki senin de hakkını gasp etmiş gibi konuşuyorsun! Sanki senin adaylığını engellemiş gibi konuşuyorsun! Sanki onun yüzünden Baş Gardiyan olamamışsın gibi bir halin var! Senin dediğin o kişiler Mustafa Cemil’in olduğu masada konuşamazlar bile. Onların uzman siyasetçilikle ne alakası var ki?!

Gardiyan Kamil Börekçi, Hamza öğretmene asrın safına bakar gibi bakarken, hafifçe de sırıtmaya ihmal etmemişti. Sırıtmasını saklamadan ve daha da artırarak konuşmaya başladı Gardiyan Kamil Börekçi:

-Hocaaam! Ah Hocam! Ah Hocam ah! Senin dünyadan haberin yok! Senin ciddiye almadığın bu adamlar var ya… Evet… Pek konuşmazlar ama… Her zaman da işi bitirirler… Tereyağından kıl çeker gibi… İcraat yaparlar icraat…

Hamza öğretmen de sinirlenmeye başlamıştı:

-Hangi işi bitirmişler be? Bu zamana kadar hangi işi bitirmişler? Hangi icraatı yapmışlar? Söylesene?

Gardiyan Kamil, yine büyük bir safa bakar gibi, ağzı açık bir vaziyette Hamza öğretmenin yüzüne bakarken, gülmemek için de sağ elinin avcuyla ağzını kapatıyordu. Elini ağzından çektikten sonra; konuşmakla konuşmamak arasında kalan Gardiyan Kamil daha fazla bekleyemedi:

-Hocaaam! Ah Hocam! Ah Hocam ah! Parti başkanları… Özellikle de adaylar… Seçimlerde para dağıtmazlar mı? Para saçmazlar mı?

-Her zaman dağıtırlar! Ne olmuş yani? Bunda ne var?

-Bak hâlâ bunda ne var diyor! Yahu Hocam! Bizim aday; Kale Numan ile Canlı Haluk’a on bin lira göndermiş!

Pis pis sırıtarak gözlerini de fır fır döndüren Gardiyan Kamil Börekçi, alaylı bir üslupla devam etti:

-Haberin var mıydı Hocam?

-Yoktu ama önemli değil ki. Doğrudur. Göndermiştir. Bu dediğin iki kişi gece-gündüz parti için çalışıyorlar. Özel arabalarıyla dağ-taş dolaşmışlardır. Seçim propagandası yapmışlardır. Her gün masalarında en az on kişi oturuyor. Akşama kadar dünyanın çay parasını veriyorlar. Birde yemeği, içkiyi düşünsene… Hep ceplerinden harcayacak değiller ya.

Gardiyan Kamil Börekçi tıpkı bir mala bakar gibi bakıyordu Hamza öğretmene.

-Hocam! Ah Hocam! Biz çalışmadık mı? Bizim safın önde gideni Mustafa Cemil çalışmadı mı? Biz seçim çalışmaları boyunca dördümüz hep bir aradaydık be Hocam. Hatta… Mustafa Cemil ile ben onlardan yüz defa fazla koşturduk. Daha da doğrusu en çok meşakkati ben çektim be Hocam. Kale Numan ile Canlı Haluk yan gelip yattılar. Dağ köylerini bırak; Bağlıca köyüne bile benim arabayla gittik be Hocam. Neymiş efendim… Benim arabam Renault’muş! Arazi arabasıymış! Kale Numan’ın arabası Doğan’mış! Arazi arabası değilmiş! Ulan Bağlıca köyünün yolu, kötü yol mu sayılır? Bağlıca’ya bile benim arabayla gittik be! Hocam! Ah Hocam! Ben, Mustafa Cemil’e neden kızıyorum biliyor musun? Ben o safa dedim ki: “Mıstık… Bizim adayın para göndereceğini duydum. Bu iki tilki fiskos yaparken çaktım manzarayı. Uyanık olalım. Paranın hepsini bunlara kaptırmayalım.” Ama bizim damgalı saf oralı bile olmadı! “Hayır çıkmaz lan bizim adaydan. Partiyi zaten yola çevirdi. Sinekten yağ çıkmaz oğlum.” diyerek çıktı işin içinden. Ama benim gözüm hep bu tilkilerin üzerindeydi. Bir gün… İşte seçimlere bir ay falan kala… Üçümüz aha bu parkta oturuyorduk…. Kale Numan aniden Dumankaya Tuğla Fabrikasına gitti. Telaşeli bir şekilde gitti. Birbirleriyle manalı manalı bakıştıktan sonra gitti. Tabii ben hemen çaktım manzarayı. Ulan dedim bu işin içinde bir iş var. On dakika sonra da elinde küçük bir torbayla döndü Kale Numan. Tabii ki yine her şey yolunda der gibi birbirleriyle bakıştılar. Tam o sırada da bizim Mustafa Cemil az önce gördüğümüz gibi-dangalak bir şekilde-köprüye doğru geliyor. Tamam dedim. Sevindim. Şimdi Mustafa Cemil’e durumu çaktırırım diye düşündüm. Fakat Hocam dedim ya… Özellikle Kale Numan cin gibi bir adam… Bir çuval incirin berbat olacağını sezince bana dönerek:” Kamil Bey, şu an gavsamız çok dar. Bu adam şimdi çekilmez. Ulu orta konuşarak bizi bozar. Sen al şu beş yüz lirayı. Arabanın deposunu doldur. Şu yavruyu da arabana bindir bir yerlere götür. Kebap ısmarla, rakı ısmarla… Yeter ki Mustafa Cemil’i bugün bizden uzak tut. Beş yüz lira bitene kadar yiyip için.” dedi. Beş yüz lirayı görünce benim gözlerim farada açıldı. Fermana durmuş kuş köpeğinin kekliğin üzerine atlaması gibi beş yüz lirayı kaptım. Ulan bunlar benden Mustafa Cemil’i kendilerinden uzak tutmamı istiyorlar, demek ki malı üçe böleceğiz, bu yavru devre dışı diye düşündüm. Hemen beş yüz lirayı cebime koyduktan sonra ayağa kalkarak, parka girmek üzere olan Mustafa Cemil’in önünü kestim. Oğlum bugün rakı-kebap benden; hadi şuradan iki kilo kebap, bir büyük de rakı alarak Topal Çam’a gidelim, dedim. Rakıyı-şarabı duyunca anında tav oldu bizim saf. Topal Çam’a giderek akşama kadar içtik.

Hamza öğretmen sıkılmış gibiydi:

-İyi de Kamil Bey, Mustafa Cemil’in burada suçu ne? Anlayamadım ki!

-Yahu Hocam, lafımı kesmesene… Ben iki üç gün sonra Kale Numan ile Canlı Haluk’u aha bu parkta, arkalarda kuytu bir köşede sohbet ederlerken buldum. Selam vererek hemen altıma bir sandalye çekerken de direk sadede geldim. Paranın geldiğinden emin olduğum halde, saflığa vurdurarak; “Hani ya bizim aday para gönderecekti, ne oldu göndermedi mi daha?” dedim. Önce sustular. Sonra ikisi birden, öfkeli bir şekilde tıpkı Mustafa Cemil gibi konuştular: “Ne parası be?! Ne parası?! Sinekten yağ çıkar mı? Biz partimiz için çalışıyoruz. Çalışacağız da. Cebimize kuvvet Gardiyan Kamil cebimize kuvvet,” dediler. Yani, paranın üstüne yattılar. On bin lirayı ikisi bölüştüler. Senin uzman dediğin saf da avucunu yaladı. İşte ben beş yüz lira koparabildim. Onu da uzman safla yedim ya. Yahu dedim, hiç olmasa bana bari bir şeyler daha ayırırlar diye düşünmüştüm ama nafile. Beş yüz liradan başka zırnık bile koklatmadılar. O iş de öylece kapandı.

Hamza öğretmen dalgın bir vaziyette, parkın hemen yanı başından akan dereye bakıp bakıp da olayları şöyle bir değerlendirdikten sonra, aniden kafasını çevirerek, Gardiyan Kamil Börekçi’nin yüzüne bakınca resmen ürperdi! Kamil Börekçi’nin de sırıtarak, gülmemek için kendisini zor tutarak, ağzı açık bir şekilde kendisine baktığını gören Hamza öğretmenin işkillenmesi daha da artmıştı. Kamil Börekçi sohbet başladığından bu yana ilk defa neşelenmiş gibiydi. Hakikaten de gülerek konuşmasına devam etti Gardiyan Kamil Börekçi:

-Ah Hocam ah! O gün!.. Paranın geldiği gün!.. Kale Numan’ın Dumankaya Tuğla Fabrikasına giderek, siyah bir poşette parayı buraya getirdiği gün!.. Kale Numan, Canlı Haluk ve ben aha şu masada otururken masada sen de vardın! Tabii ki… Uzman saf gibi senin de dünyadan haberin yoktu!

Gardiyan Kamil’in son cümlesi Hamza öğretmenin tamamen kuşkulanmasına neden olmuştu. Titreyerek konuşabildi Hamza öğretmen:

-Şey!.. Ben hatırlamıyorum!.. Ne konuşuyorduk? Masadaki sohbetin konusu neydi?

Gardiyan Kamil, dayanamayarak kahkahalarla gülmeye başladı. Gözlerinden yaş gelene kadar gülen Gardiyan Kamil güçlükle cevap verebildi Hamza öğretmene:

-Hocam!.. Sen… o gün… Kel Mahmut’tan mı bahsediyordun? Mahmut Hoca’dan mı bahsediyordun? Yoksa… Kaşarlı Mahmut’u mu anlatıyordun? İnan ki unuttum! Bir Mahmut’tan bahsediyordun ama…

Hamza öğretmen çoktan soğuk terler dökmeye başlamıştı:

-Kaşgarlı Mahmut olmasın?

Gardiyan Kamil sevinç içinde haykırdı:

-Hah! Tamam işte! Tabii ya! Sen Kaşgarlı Mahmut’u anlatıyordun bize! Biz de seni dinler gibi oturuyorduk işte! Ah Hocam ah! Sahi Hocam… Bu Kaşgarlı Mahmut-Türkçenin gücünü göstermek için-sözlük mü yazmış? Benim gözüm hep siyah poşette olduğu için o gün sana pek kulak veremediydim de!

Gardiyan Kamil Börekçi’nin son cümlesindeki alayın dozu korkunçtu. Hamza öğretmen cevap veremedi zaten. Konuşacak takati kalmamıştı ki. Hamza öğretmen çoktan nakavt olmuş gibiydi. Gardiyan Kamil Börekçi ise alaylı bir yüz ifadesiyle Hamza öğretmene bakarken; fırıldak gibi dönen tilki gözleriyle de şöyle demek istiyor gibiydi sanki:

“Ah benim saf Hocam ah! Millet malı götürüyor! Sen Kaşgarlı Mahmut’u anlatmaya devam et bakalım! Ah Hocam ah! Ah benim saf Hocam ah! Mustafa Cemil Dağıstanlı uzman siyasetçi ha?! Uzman siyasetçilik kim o kim be? O da senin gibi safın teki! Hem de safın en önde gideni! Ah Hocam ah!”

Tarih:23 02 2017 20:52(1773) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: hüseyin orhanoğlu 27 02 2017 14:00
teşekkür ederim hocam gerçekten çok güldüm bu sefer aynen yazmışsın helal olsun size zevkle okudum saygılar


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Soytarıların Muhbir Çeteleri


Hüseyin Mor Eleman Aranıyor


Boyabat Kalesini Gezelim mi?


15 Eylül 1928


A’dan Z’ye Şarbon…


2014 Yılı Sinop İlçeleri Belediye Başkanlığı Seçim Sonuçları


Sonuna kadar okuyun ve yazının başlığını siz atın!


Hiç Bir Şey Kolay Kazanılmadı!..


Boyabat Gazetesi'ne ASİLDER'den Ziyaret


Dolardan Bana Ne


Şehit Sadık Aparangil'in Hanımı Fatma Aparangil Ağlattı


Çok Mu Zor?


İmar Barışı üzerine bir değerlendirme


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Kıbrıs, İskenderun ve Hatay Gezisi Fotoğrafları-4


Azmin Zaferi İnandık ve Kazandık


Sinop MHP diyor


Döndü Hanım


İbretle Okuyunuz!


Boğazda Can Pazarı


Zamanım!


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Eylül ayı ziyaretci sayısı:902499 DtGaNi

* ANASAYFA *