E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com

Kağnı İle Trafik Kazası

Hayat bizi her zaman istenmeyen, akla gelmeyen kazalarla karşı karşıya getiriyor. Ummadığımız anlarda değişik kazalarla buluşturuyor. İnsan hangi zamanda olursa olsun kazalarla karşılaşmıştır. İnsanoğlu yaşadığı çağın şartlarına göre oluşabilecek değişik kazlar yaşamıştır. Bunları burada dillendirmek çok zor.

Günümüzde çeşitli kazalar oluyor. Bugün kazaların en korkuncu neredeyse trafik kazaları değimli? Trafik kazaları çeşitli nedenlerden oluyor. Çoğu da ölümcül kazalar. İnsanlar her gün bunları duymalarına rağmen, yinede dikkatsizliğe sanki bilerek devam ediyor. Hele şu bayram yolculuklarında meydana gelen kazalar…

İnsanlar eskiden beri köylerde yoğun olarak yaşamaktadır. Bu yaşanan hayat içerisinde köylerde de çeşitli kazalar olmaktadır. Herkes bilir ki yaşadıkları köylerde de kazalar oluyordu. Bunlardan bazıları da kağnı arabalarının karıştığı kazalardır. Kağnıda araba olduğuna göre, kazası da trafik kazasıdır, diye düşünüyorum. Bu hikayede böyle bir kazayı birebir yaşayan birilerinin anlattığı şekilde size anlatacağım. Olay köyde ve bir ailenin arasında geçmektedir.

Köyümüzde, Başkan adında zeki, afacan bir çocuk vardı. Sabahtan akşama yerinde duramıyormuş. Ve bu hareketliliği ile artık köyde kendisini tanıtmış

Her zamanki günlerin benzeri bir gün, köyde ilginç bir kaza olmuş. Anlatan kişi zaten köyde yaşamaktadır. Başkan adlı bu çocuğun, o köyün tabiri ile, “muzurluk” yapmadığı zaman yokmuş. Sanki erkenden bu gün ne yapsam diye düşünerek güne başlıyormuş. O gün, evde ailede her günkinden farklı bir hareketlilik varmış. Başkanın amcası o gün ki işini yapmak için, kömüşlerini kağnı arabasına koşmuş. Başkanda kağnı arabasına bineceğim diye zaten hazırmış. Erkenden evin önüne çıkıp kağnı arabasına binmiş ve amcası ve yengesi ile birlikte harmana kadar gitmiş. Dediğine göre yanında ablası da varmış. Olayı çok güzel anlatıyordu başkan. Sanki o günü hala yaşıyordu:

-Köyde yaşarken, harmana gitmeye can atıyorduk. Çünkü harmana gitmek demek kağnı arabasına binmek demek. Bu fırsatı kaçırır mıyım? Büyüklerden önce hazırlanmıştım. Akşam onların konuşmalarını dinleyerek ertesi gün ne yapacağımı düşünebiliyordum. Onun için her zaman hazırlıklıydım.

Ben yine sanki çok önemli bir şey yapacakmış gibi sabah erkenden kalkmıştı başkan. Herkesten önce dışarı çıkmış, büyükleri bekliyordu. Evin önünde oyalanıyordu. O beklerken ablası da yanına geldi.

-Bugün ne yapacaksın?

-Harmana gideceğim, ama korkuyorum abla.

-Niye korkacaksın ki? Bundan daha normal ne var ?

Ablasının dediği gibi bu normaldi de, Başkanın ne yapacağını bilmek zordu. İşte o gün yaşadıklarımı çok farklı bir sonuçla bitti. Başkan ablası ile konuşuyordu ama gözü de evin kapısındaydı. Birden göz ucu ile amcasını işaret etti.

Amcası da avlunun kapısından çıkmak üzereydi. Evin önünde erkenden çocukları görünce :

-Siz benimle gelin bakayım. Harmanda bize yardım edersiniz.

Başkanın canına minnetti. Köyde zaten ona oyalanacak işler lazımdı. Bundan iyisi aklına gelmemişti. Düşünsenize kağnı arabasına kurulacak ve yol boyu gidecek. Birde kağnı gıcırdıyorsa, değme keyfine. Bu keyif kaçırılır mı? Onun içinde bu fırsatı Başkan elbette kaçırmazdı. Ablası ile birlikte kağnı arabasına binerek, arabadaki boş çuvalların üzerine yerleşti. Ablası da onun yanına binmişti. Güle oynaya harmana kadar gittiler. Gün boyu harmanda o sıcakta güneşin altında güçlerinin yettiği kadar onlara yardım ettiler. Bu yolculuk için bu çile çekilir miydi acaba. Başkan bunu düşünmüyordu bile. Onlara daha çok getir götür işlerini yaptırıyorlardı. Bir işleri de çuvalın ağzını açmak ve öylece tutmaktı. O gün harman dövme işi bitince; harmanda iki günlük, çuvallanmış buğday birikmişti. Amcaları bu buğdayları kağnı arabasına yükledi. Yükleme işi bitince de onlara:

-Arabaya binin bakalım. Artık eve gidiyoruz.

Başkanın bu sabrına şaşırmıştım. Bunu da ona sormadan duramadım.

-Sen o zamana kadar harmanda iyi kalmışsın.

-Zaten bende yorulmuştum. Harmandaki işlerden sıkılmıştım. Dört gözle bu anı bekliyorum. Belki yarım saat sürecek bir yolculuğa çıkacağız.

Bu ne güzeldi. Ben zaten bunu bekliyordum,diyordu Başkan.

Ablası Başkandan önce arabaya binmişti.

Başkan acele ediyordu. Oda biran evvel arabaya binmek için uğraşıyordu.

-Abla! Ben binemedim, deyince, elinden tutarak kardeşini de kağnı arabasına bindirdi. İkisi birlikte çuvalların üzerine oturdular. Sanki koltuğa kurulmuş gibi yerleşmişlerdi. Yolculuğa şimdi hazırdılar. Yengeleri önde kömüşlerin yularlarını tutuyordu. Amcaları da “övendere” elinde arkadan geliyordu. Kağnı hareket etmişti. Ablasıyla arabanın üstünde konuşarak gidiyorlardı.

Mustafa Amca kısık sesle bir türkü tutturmuştu. Sesi çok güzel sayılmazdı. Mustafa amcanın türkü sesine, kağnı arabasının “gıcırtı “ sesi katılıyordu. Amcalarının sesi değişse de, bu kağnı sesi düzenli olarak devam ediyordu. Kağnı arabasından gelen ses sanki birini boğazlıyorlarmış gibi boğuk çıkıyordu.

Okul ile cami arasındaki düzlüğe kadar geldiler. Mustafa amca düzlüğe gelince:

-Hanım kömüşleri durdur. Burada kömüşleri biraz dinlendirelim. Mustafa Amca arabanın arkasından ileriye giderek arabanın önüne , kömüşlerin yanına geçti. Kömüşlerin yularından da hanımı tutmaya devam ediyordu. Yani kömüşleri hala kontrol ediyordu. Mecburen giderken de dururken de kontrol etmek gerekiyordu. Yolda da kontrol ederek götürüyordu. Bu düzlüğe gelince çuvalları düzeltmek için arabayı durdurmuşlar. (Sonra bana öyle dediler.) Mustafa Amca gevşeyen ipleri sıkıyordu. Bu arada kömüşlerde dinleniyordu.

Durdukları yerde yol kenarındaki bahçenin erik ağacı görünüyordu. Burası bağ arası bir yerdi. Bu ağacın dalları yol üzerine doğru uzanmıştı. Arabanın durduğu yerde, tam arabanın üzerinde bu eriğin olgunlaşmış meyvelerin ağırlığı yüzünden eğilmiş dalları vardı ve olgunlaşmış erikler çok güzel görünüyordu. Eriklerde o kadar olgunlaşmış ki, simsiyah görünüyordu. Araba durunca ablası ayağa kalkıp eriklere uzandı.

-Sen yerinden kalkma. Ben sana erik vereceğim. Diyerek kardeşine tembih etmeyi de unutmamıştı.

Fakat Başkan bu. Ablası öyle yaparda o öylece durup bekler mi?

-Abla, ben kendim alırım, diyerek ayağa kalkmıştı bile. Çuvalların üzerinde zar zor duruluyordu. Başkan erik almak isteği ile, o hızla esnek olan çuvalların üzerinde kontrolsüzce yükselerek eriklere uzanmıştı. Tam yetişemediği içinde parmaklarının üzerine kalkmıştı. Erik almaya çalışırken, amcası onlara hiç bakmadan:

- Hadi gidelim artık. Dedi. Amcasının söylediğini duymuştu ama geri oturmaya fırsat bile bulamadı. Yengesi kömüşleri yularından çekip, arabayı hareket ettirdi.

“İneği yardan uçuran bir tutam ottur.“ Derler ya. Hooop, Başkan dengesini kaybederek arabanın üzerinden düştü. Tam düşerken arabanın kenarından tutunmak istedi ve tutunmaya gücü yetmedi. Tutunmanın etkisi ile yaylanarak arabanın altına doğru düştü. Düşerken de:

-Ablaaa! Diye bağırdı. Ablası onun sesini duyunca ve düştüğünü de görünce:

-Yengeee! Kazım düştü. Diye bağırdı.

Ablasının bağırmasını yengesi, arabanın çıkarttığı gıcırtı yüzünden olacak, sanırım duymadı. Hele ki amcası geride olduğu için ablasının bağırdığını duymuştu. Duyunca oda heyecanla hanımına:

- Kız arabayı durdur! Diye bağırdı. Hele ki yükse sesle bağırmıştı. Amcasının bağırması üzerine de yengesi arabayı durdurmuştu. Arabanın tekerleği de tam Başkan’ın üzerinde kalmıştı. Arabanın tekerleğinin Başkanın üzerinde kaldığını gören amcası, hemen ileri giderek kendisi müdahale edip kömüşleri ileri çekti. Herkes büyük bir telaş içerisine düşmüştü. Yengesi anlamsızca bağırıyordu. Sanırım ablası da çok korkmuştu. Hiç sesi yoktu. Amcası koşarak gelip Başkan’ı yerden kaldırdı , kucağına aldı. Hemen az ileride caminin önünden aşağı akan su argının yanına götürüp su içirdi. Yüzünü saçlarını ıslayarak yıkadı. Durmadan da Kazım ne oldu? Hadi aç gözlerini, diye konuşup duruyordu:

-Kazım nasılsın? Devamlı bu soruyu sorup duruyordu.

Başkan, amcasının sesini duyuyordu. Fakat cevap vermeye sanki gücü yoktu.

Mosmor olmuştu. Suyun başında bir süre öylece beklemişleri. Suyu içince biraz kendine gelmişti ve ağlamaya başlamıştı. O arada çevrede bulunanlardan, bağırtıyı duyanlar caminin önüne koşmuşlar ve aralarında konuşup duruyorlardı. Bir anda etrafına birkaç kişinin doluştuğunu görüyordu. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Şimdi konuşulanları duyuyordu. Sanki sesler derinden geliyordu. Önceleri öyle duyduğunu sanmıştı. Şimdi sesleri duyuyor ve ne söylediklerini de duyuyordu:

-Ne olmuş?

-Arabadan düşmüş.

-Nasıl düşmüş?

-Niye düşmüş.

-Vah vah ! Bir şey yoktur inşallah.

-Yok emme araba çiğnemiş. Belli ki korkmuşlar.

Bu sesleri duyan babaanne önde, annesi arkada koşarak gelmişlerdi. Annesi:

-Oğlum! Ne oldu sana? Diyerek, hem ağlıyor, hem de bağırıyordu. Annesi oğlunu amcasının kucağından bir hışımla aldı. Hemen eve doğru yürürken oğlunu sırtına atar gibi yüklendi.

-Anneee , belim acıyor!

Hemen sırtından indirerek kucağına aldı. O şekilde eve götürdü. Kendi kaldıkları odadaki yatağın üzerine yatırdı. Yanına oturdu,bekliyordu. Başındaydı ama ne yapacağını da bilmiyordu. Odaya girenler öylece beklemeye başladı. Gelenler de ancak bakıp gidiyordu.

Başkan birkaç gün evde öylece yatmıştı. Köyden de kaza geçirmiş diye Başkan’ı görmeye gelenler oluyordu. Soruları ortaktı:

- Nasıl oldu?

Başkan’da her sorana :

-Ben arabadan düştüm. Araba benim üzerimden geçti.

Bir şey yok. Sadece belim acıdı. Diyerek, belimi gösteriyordu.

Bu şekilde birkaç gün evde yattı. Doktora falanda gitmediler. Götüren olmadı ki. O yıllarda doktora öyle ha deyince gidilemiyordu demek ki. Başka çare yoktu. Acıları da, ağrıları da kendiliğinden iyileşecekti. Öylede oldu. Bir hafta kadar sonra, belinin ağrısı geçince de, bıraktığı yerden etkinlilere başlamıştı Başkan.

Bilmiyoruz kağnı ile trafik kazası geçiren başka birileri var mıdır? Başkan geçirmişti. Bunu da yattığı yerde gelenlere heyecanlı heyecanlı anlatmıştı. Sanki savaş kazanmış komutan edasındaydı. Bir kaç gün sonra pazara gidip gelen amcası:

- Yeğenim artık korkma. Senin için sadaka verdim. Diyordu.

Yazan: Başkan Dayı

Tarih:25 01 2018 13:06(2129) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: boyabatlı 26 01 2018 17:02
hikâyelerinizin devamını beklerim.


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Ramazan/Şükran/Şeker Bayramı Kutlama Mesajı


AKP’ye oy verecekler, Allah-ü Teala, Tebligatı peygambere


Uzaklarda size hasret birileri var!


Türkiye'nin Heryerinde "İzmir Marşı" Söyleniyor


Metal Yorgunluğu ve Seçim Yalanları


Sinop MHP diyor


Şahin Pasta ve Simit Sarayı'nda Cevizli Baklava 25 TL


1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü


24 Haziran 2018 milletvekili kesin listesi


Döndü Hanım


Osmanlı Devleti'nde Milletvekili Olma Kriterleri


İbretle Okuyunuz!


Gel Vatandaş Gel !.....


Sinop İli 2016 Yılı Vergi Rekortmenleri


Şimdi de yeni başlayanlar için Bozkurt kılavuzu


Boğazda Can Pazarı


Bağlıca Köyü'nden Görüntüler


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Haziran ayı ziyaretci sayısı:628351 DtGaNi

* ANASAYFA *