E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Boğazda Can Pazarı

Gezen mi çok bilir, yaşayan mı? Diye klasik bir soru vardır.

Gezmek insana mutluluk verir elbette. Aynı zamanda eğitir öğretir. Gezmek elbette güzeldir. Gezen her zaman güzelliklerle karşılaşacak değil. Bazen de o gezide yaşadıkları insanı heyecanlandırır ve korkularıyla karşı karşıya getirir. Gezen insan yolculuk yapmak zorundadır. Yoksa nasıl bir yerden başka bir yere gezmeye gidebilecek ki?

Bazen çok güzel başlayan bir yolculuk, umulmadık anlarda korkuyu yaşatır insana. Şu da bir gerçektir ki, mutlulukla başlayan yolculuklar, heyecanlı ve korkulu geçse de sonu mutlulukla bitiyor.

Burada Ali’nin başından geçen heyecanlı ve mutlu bir yolculuğu dinleyeceğiz.

Ali Üniversite okumak için Çanakkale’ye gelen bir gençtir. Ali’nin çocukluğu ve gençliği bir nevi göçle geçmişti. Zaten buraya gelişi de bir çeşit göç etmek değil miydi. İlkokulu köyden göç ederek geldiği kasabada okumuştu Ali. Göç kendisini hiç bırakmadı. İlkokulu da aynı okulda bitirememişti. Birinci sınıfa başladığı okulun birinden diğerine dördüncü sınıfta kendisine sorulmadan gönderildi. Ortaokulu da başka yere giderek okudu. Girdiği sınavı kazanarak yatılı okuma hakkını kazandı Ali. Okumak için başka bir ile sevinç ve heyecanla gitti. Ortaokulda çok mutluydu. Liseyi de aynı okulda okumak isterken, olmadı. Ortaokuldan sonra aynı okulda yatılı olarak liseyi okumaya devam ederken, mecburen bu okulu bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra o okuldan o okula, o ilden başka ile göçerek okudu ve liseyi bitirdi. Ortaokul ve lise hayatı, kapalı bir toplumda, siyasetin yoğun ve kirli olduğu bir dönemde oradan oraya giderek geçmişti. Son sınıfta iken herkes gibi üniversiteye gitmeyi istiyordu. Gidebileceği okulu da düşünmeye başladı. Ortaokula iyi bir puanla girmişken, Liseyi zorlukla bitirmek zorunda kalmıştı.

Lisenin son sınıfındayken, aynı okulda okuduğu arkadaşlarının, Eğitim Yüksek Okulunda okumak için, merkezi ildeki okulu tercih ettiklerini duyuyordu. On beş tatile yaklaşırken bulunduğu okula, üniversite tercih kılavuzu gelmişti. Okulun son sınıf öğrencilerinin çoğunluğu, hatta mezun olup tekrar sınava gireceklerin bile çoğunluğu aynı ildeki yüksek okulu tercih edeceklerini söylüyordu. Ali’nin lisede okurken yaşadığı sıkıntılardan dolayı gidebileceği yer muhtemelen Eğitim Yüksek Okuluydu. Bir çok arkadaşı da aynı durumdaydı. Eski, yeni arkadaşlardan rastladıklarına soruyordu:

-Hangi okula gitmeyi düşünüyorsun?

-En yakındaki Eğitim Yüksek Okuluna gitmek istiyorum.

-Kime sorsam aynı şeyi söylüyor. Hepiniz eğitimde de yine beraber mi okuyacaksınız?

-Evet. Başka nereyi yazacağız ki? En rahat bu okulda okuruz. Deyince Ali o okulu yazmamaya karar verdi.

Arkadaşlarına:

-Altı senedir birbirinizden bıkmadınız mı? Diye sorduğunda:

-Ne olursa olsun. Biz orayı tercih edeceğiz, cevabını almıştı.

Ali ortaokuldaki başarılarına güveniyordu. On altı tercih hakkı vardı. İlk on beşine Yüksek puan almalarını gerektiren bölümleri işaretledi. Son tercihi Eğitim Yüksek Okuluydu. Onu da Ortaokulu ve liseyi bitirdiği okullara çok uzak olan bir yeri yazmaya karara verdi. Yaşadığı bölgeye uzak neresi var, diye araştırmaya başladı.

Birkaç kişiye sordu. Türkiye haritasını masaya serdi. Eğitim Yüksek Okullarının olduğu illerle baktı. İlgisini Çanakkale çekmişti. Çok uzaktaydı. Çanakkale’de de Eğitim Yüksek Okulu, sınıf öğretmenliği bölümü var. Son tercihini de Çanakkale Eğitim Yüksek Okulu olarak işaretledi.

Lise hayatı bitmişti. Şimdi bilmediği yerlere gidiyordu. Çünkü Üniversite sınavı sonucunda Çanakkale Eğitim Yüksek Okulunu kazanmıştı. Günü gelince okuluna gitmek için çantasını alıp yola çıktı.

Okuluna gitmek için çıktığı yolda şimdi İstanbul otobüsündeydi. Bilmediği bir yere okumak için gidiyordu. Yani denizciler gibi bilmediği sulara yelken açmıştı sanki. On dokuz yaşındaydı. Gurbete alışıktı Başkan. Ortaokulu ve liseyi okumak için çok defa baba evinden ayrılarak, yakın bir ile yılarca gitti geldi. Şimdi ise çok farklı bir yolculuktaydı. Hiç görmediği bir yere okumak için gidiyordu. Onun için heyecanlı bir yolculuktu. Kim bilir onu neler bekliyordu acaba ne zaman geri dönerdi bilinmezdi.

Kasabalarındaki evinden biricik çantasını alarak, evdekilerle helalaşarak yola çıkmıştı. Aile bir arada değildi. Baba İstanbul’a çalışmaya gitmişti. Evde kız kardeşleri ile annesi vardı. Ağabeyi de eşini alarak atandığı okuluna, başka bir ile gitmişti.

Ailenin kaderiydi göçmek. Ali’de yazın çalışarak kazanıp biriktirdiği parayı, cebine koyarak yola çıkmıştı işte.

Akşam İstanbul otobüsüne yalnız başına binmişti. Başkan işte şimdi yalnızdı. Fakat dünya umurunda değildi. Artık her yer onundu. Bundan sonra karışanı olmayacak soranı olmayacak, belki de arayanı da olmayacaktı. Bu yaşa kadar başkalarının sözleriyle hareket etmişti. Kendini zincirlerinden kurtulmuş gibi hür hissediyordu. Bu o yaştaki bir genç için tam bir özgürlüktü.

Bu şekilde geldiği, Çanakkale’de yaşamaya başladı. Geldiği okulu bitirmek için çalışacaktı. Ali şimdi geldiği yerden çok farklı olan bu şehre uyum sağlamaya, alışmaya çalışıyordu. Her fırsatta bu şehri gezerek tanımaya gayret gösteriyordu. Hatta boş zamanlarında çalışabileceği bir iş bile bulmuştu. Para sorununu büyük ölçüde halletmişti böylece. Zaman geçiyor, hayat devam ediyordu. İlkönce şehir içinde gezerek vakit geçiriyordu. Boğazdan henüz karşıya geçmeye fırsat bulamamıştı. Çanakkale zaten çok güzel bir şehirdi. Boğazın kenarında gezmek, karşı sahilleri seyretmek muhteşemdi. Bir süre sonra içine boğazın karşısındaki yerleri de gezme, görme isteği düşmüştü. Zaten buraya görmek için gelmemiş miydi? Çanakkale’den seyrettiğinde, merakı iyice artmıştı; karşı kıyılarda gördüğü yerleri de gezmek, görmek istiyordu.

O gün “Kilit Bahire”, boğazın karşısına geçmek isteği iyice depreşmişti. O halde karşıya geçmeliydi. Ne yapacağını sorarak öğrendi. Karşıya büyük bir tekneyle geçiliyordu. Artık gitmeliydi. O da öyle yaptı. Biletini alarak tekneye bindi. Heyecanlıydı, ilk defa tekneye binecekti.

Ne yapsın, boğazın öte yakası, Çanakkale’den bakınca çok güzel görünüyordu. Görmek için can atıyordu. Karşısı Çanakkale savaşlarının yapıldığı bölgeydi. Bindiği tekneyle etrafı doyasıya seyrederek karşıya geçti, Kilit bahir iskelesinde tekneden indi.

O gün karşıda yaya olarak gezebildiği kadar birçok yeri gezdi. Hem de coşku ve merakla gezdi. Kilit Bahir’in yakınlarındaki tabyaları hayretle ve coşkuyla gezdi. Ali burada çok kötü bir manzarayla karşılaşmıştı.

Her yere, özellikle tabyalara, tarihi mekanların duvarlarına, insanlar adlarını yazmışlardı. Yazılar da burayı ziyarete gelen insanların kendilerini anlatan yazılardı. Çoğu da askerliğini burada yapanlara aitti, duvarlara adlarını ve tertip zamanlarını yazmıştı. Bunu gördüğünde çok üzüldü. Bu yazıları tek başına temizlemeye çalıştı, fakat hepsini silmeye, temizlemeye gücü yetmedi. O üzüntüyle geri döndü. Gezerek tekrar iskeleye geldi. Buraya geleli beri yalnızdı, bu güzel yerleri yalnız gezmekte farklı bir üzüntüydü. Geldiği tekneye binerek geri dönecekti. Tekne bir taksi alabilecek büyüklükte ve etrafında insanların oturabileceği oturaklar olan bir tekne. Böyle ortamlara alışık olmadığı için zaten buralar onun için farklıydı. Ali buralarda heyecan ve hayretle geziyordu.

Güvertede birçok insan vardı. Herkes farklı bir telaşenin içindeydi. Gezmek Kilit Bahir’e gidenler geri dönüyordu. İşi için gelip gidenler, buraları gezip dönenler akşamın yorgunluğunu oturaklarda atmak için koşturuyorlardı.

Yer bulup oturanlar etrafı seyretmeye başlamışlardı. Ali de tekneye binerek boş bulduğu bir yere oturdu. O da bu güzel mekanlarda gezerken bayağı yorulmuştu. Bunu oturunca daha iyi anlamıştı.

Tekne saati gelince hareket etti. Ali Kilit Bahir’e gelirken ilk defa gördüğü bu sahillere hayran kalmıştı. Tepeleri seyretmekten kendini alamamıştı. Gelirken her tarafa baktığını düşünürken denizi ve boğazı fazla inceleyemediğini fark etti. Boğazın o farklı olan ve seyrine doyum olmayan güzelliklerini anlayamamıştı. Şimdi oturduğu yerden boğazı ve boğazdaki suyun ırmak gibi aktığını görünce hayretini gizleyemiyordu. Boğazın ortasındaki akıntı bariz olarak görünüyordu. Bu akıntı Marmara’dan Ege denizine doğruydu. Oturduğu yerden denize ne kadar yakın olduğunu gördü. İyi ki gelmişim buralara diye geçirdi içinden.

Boğazın ortasına yaklaşıldığında, akıntının daha da hızlandığını fark etti. Dikkatlice bakıldığında belirgin bir akıntı olduğunu görmek onu heyecanlandırmıştı. Bu akıntı boğazda, bayağı bildiği, memleketindeyken ırmakta gördüğü gibiydi sanki. Ali gördüklerine iyice kendini vermiş ve öylesine seyrederek gidiyordu. Tekneden İki tarafı seyretmek çok hoşuna gitmişti. Aynı anda boğazın iki yakasına bakmak mümkün olmuştu. Şimdi tekneyle bu akıntının olduğu yere doğru ilerliyorlardı ve bir süre sonra tekne akıntının içinde yol almaya başladı. Şu anda geçtikleri yer akıntının tam ortasıydı ve tekne sallanıyordu. Şimdi Ali iyice heyecanlanmıştı. Çok güzel manzaraydı. Böyle devam ederken, bir anda teknenin motorunun sesi kesildi. Tekne yavaşlamaya başladı. Bir süre sonra tekne olduğu yerde kalakaldı. İnsanlar arasında konuşmalar ve uğultu başladı. Ali ne olduğunu anlayamamıştı. Çevrede oturan insanlar:

-Teknenin motoru bozuldu. Diyorlardı.

Ali bu durumun ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyordu. Kimseye de bir şey soramıyordu. En büyük korkusu cahilliğinin yüzüne vurulmasıydı. Buraları gerçekten tanıyamamıştı daha. Olayları kavrama bilgisinden yoksundu.

Tekne ortada kalmıştı. Ali teknenin yön değiştirmeye başladığını fark etti. Biraz sonra da tekne, Ege Denizi’ne doğru sürüklenmeye başladı. İnsanların kaygı içinde sağa sola baktığını gören Ali, Ege Denizi tarafından da büyük, dev gibi bir geminin kendilerine doğru geldiğini gördü.

Kocaman bir gemi boğaza giriş yapmış, içinde bulundukları teknenin üzerine doğru geliyordu. Akıntı da tekneyi o geminin üzerine doğru sürüklüyordu. İlk önce durumun vahametini tam olarak anlayamamıştı Ali. geminin o dehşetli düdük sesini duyunca ürperdi. Artık teknenin gemiye doğru yavaş yavaş gittiğini anlayınca, panik olmuştu. Gemideki görevlilerde teknenin sürüklendiğini görmüş olacaklar ki düdük çalmaya başlamışlardı. Ali düdük sesini ve insanların konuşmalarını duydukça iyice korkmaya başladı. Bu sıkıntıyla dehşete kapılmış, iyice panik olmuştu. Ali’nin aklından bir sürü düşünce geçmeye başlamıştı bile. -Şimdi ben ne yapacağım, diyordu. Yüzme de bilmiyordu. Gemi bize çarparsa neler olabilirdi. - Bunu düşünmeye başladı. Sorularına kendince cevaplar bulmaya çalışıyordu. O anda acaba ne olabilirdi. Bu tehlikeli durumda ne yapacaktı Ali. Motor tamir edilemezse ne olacaktı. Teknedeki diğer insanlar, hadi atlayın derseler ben ne yapacağım, diyordu Ali. Bunları düşündükçe İyice korkmuştu. Gemiye de gittikçe yaklaşıyordu tekne. Daha doğrusu gemi tekneye doğru yaklaşıyordu. Yaklaştıkça gemi biraz daha büyüyordu gözünde. Ali bütün dikkati ile etrafı incelemeye, insanların hareketlerini gözleyerek, ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Şimdi yaklaştıkça -gemi daha korkunçlaşıyordu. Şimdi Ali’nin için her durum zordu. Yapabileceklerini düşündü. Denize atlasa boğulacaktı. Atlamazsa tekneyle birlikte geminin altında kalacaktı. Yüzme bilse bile buradan sahile kadar gidip kenara çıkamazdı. O beceri kendisinde yoktu Ali’nin.

Her şeyi ile teslim olmuştu Ali. İçinden; - Demek ki buraya kadarmış, diyebildi Ali. İlk işi bildiği duaları okumak oldu. Çevreye bakınıyordu. Çanakkale görünüyordu ama, Ali’nin oraya gitmesi mümkün değildi. Hayat buraya kadarmış diyerek olacakları beklemeye başladı. Artık teslim olmanın sakinliği sarmıştı her yerini. Herkes teknede onun gibiydi. Ağlayanlarda vardı, çığlık atanlar vardı, sessizce bekleyenlerde vardı. Karmaşa gittikçe artıyordu. Can yeleklerini eline alanlar olmuştu. Can yelekleri burada bulunan insan kalabalığına yetecek durumda değildi. Gemi kocamandı ve yaklaştıkça daha da büyüdüğü için iyice umutsuzluğa düştü Ali. Sakince bir kenara gitti ve yere oturdu. Nasıl olsa yapabileceği bir şey de yoktu. Dehşet anını bekleyecekti. Bu dev gibi gemi bizi acaba nasıl altına alacaktı. O kavuşma anında ben nasıl bir tavır gösterecektim, diye düşünüyordu. Hemen ölür müydü acaba. Bilemiyordu ki. Ne gariptir ki kavuşma anının merakı içindeydi ve kendini o an için hazır hissetmeye başlamıştı. İçinden bu yaşadığı anı nasılsa kimse görmeyecek, bilmeyecek diye düşünüyordu. O an ne düşündüğünü ve ne sıkıntılar yaşadığını kimse bilmeyecekti. Buna daha çok üzüldü. Bu anı tanıdıklarına anlatamayacak ve kimseyle paylaşamayacaktı. Bunu düşünüyordu Ali.

Zaman geçmekteydi. Tar tar tar diye bir ses duyuldu. Bir anda teknede sessizlik oldu. Teknenin motoru çalışmaya başlamıştı. O kulakları tırmalayan sesi Ali de duyuyordu. O sesin bu kadar güzel olabileceğini hiç düşünmemişti. O sesi dinlemek ne kadar mutluluk verici bir şeydi. Ortalığı bir anda insanların sevinç çığlıkları doldurdu. İnsanlar birbirlerine sarılarak bazen ağlıyor, bazen gülüyordu. Ali yalnız başına öylece bekliyordu. Şu anda onun sevincini paylaşacağı ve herkes gibi sarılabileceği kimse yoktu. Yalnızdı. Dikiliyordu…

Tekne yeniden hareket etti. Teknenin burnu Çanakkale’ye dönmüştü. Yavaş yavaş Çanakkale’ye doğru gidiyorlardı. Ali’nin İçinde şimdi bir ılıklık oluşmuştu. Allah’ım sana şükürler olsun. Demek ki daha yiyecek ekmeğimiz varmış, diyordu. Sık sık dua ediyordu. Bu şekilde teknenin pat pat sesini dinleyerek iskeleye vardılar. Tekne iskeleye yanaşır yanaşmaz tekneden atlayarak karaya geçti. Toprağı öpecekti ama, utanıyordu.

İnsan için ne kadar değerliydi, unutmak. Ama insan oğlu yaşadıklarını , yaşadığı korkularını çabuk unutuyordu. Ali de unutmuştu yaşadıklarını. Daha sonraları da, korksa bile boğazda tekne ile gidip gelmeye devam etti. O güzellikleri burada kaldığı sürece doya doya yaşadı Ali.

22 / Nisan / 1982

Başkan DAYI

Tarih:04 03 2018 22:14(967) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Fitness Club’tan 23 Nisan’a özel %23 indirim fırsatı...


24 Haziran, ülke ekonomisinin iflasından kaçış seçimidir !


İbretle Okuyunuz!


Erfelek'te Öğretmenlere Vefa


Derman Senin Olsun Derdi Bölüşek


Otizm Spektrum Bozukluğu Nedir?


Sosyal Alanlar, Muhbirler


Gel Vatandaş Gel !.....


Siz Kimin Torunlarısınız?


Sinop İli 2016 Yılı Vergi Rekortmenleri


Karınca'dan mektup var


Şimdi de yeni başlayanlar için Bozkurt kılavuzu


Osman Çakır’dan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajı


Boğazda Can Pazarı


Bağlıca Köyü'nden Görüntüler


Yanık Yüzbaşı


Zamanım!


Rıza Mor'u Aramızdan Ayrılışının 2. Yılında Rahmetle Anıyoruz


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Nisan ayı ziyaretci sayısı:904712 DtGaNi

* ANASAYFA *